Etyen MAHÇUPYAN

Karar Gazetesi



Bookmark and Share

Zihniyetin keşfi


16.10.2014 - Bu Yazı 2817 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yıllar önce Sartre 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği karamsar tablo karşısında “Eğer Tanrı öldüyse (yoksa) her şey mubahtır” demişti. Kastettiği açıktı… Tanrı’nın olmadığı, diğer bir deyişle Tanrı kavramının herhangi bir ahlaki kod, düstur veya yaptırım ima etmediği bir dünyada, insanın kötülüğe meyletmesinin önünde hiçbir engel kalmıyordu. 20. Yüzyılda yaşanan insanlık dışı olaylar bu önemli Fransız entelektüelini doğruladı. Ancak bir süre önce, günümüzün etkili düşünürlerinden Zizek buna itiraz ederek cümleyi aksi yönde kurdu: “Eğer Tanrı yaşıyorsa (varsa) her şey mubahtır.” Kabul etmek gerek ki bu önermede de epeyce doğruluk payı var. Çünkü insanlar Tanrı’yı bahane veya kalkan kılarak son derece insanlık dışı uygulamaları hayata geçirebiliyorlar. IŞİD olgusu bunun son örneklerinden sadece biri...

Eğer bir konuda birbirine ters gözüken iki önermenin her ikisi de doğruluk payına sahipse, esas meselenin ele alınan konuyu aştığını düşünmek gerekir. Burada da mesele Tanrı’nın varlığı ya da yokluğunun ötesine geçiyor. Çünkü açıkça görülüyor ki Tanrı ‘yaşıyor’ olsa da, ‘ölse’ de insanların şu veya bu bölümü ahlaki sorumluluğu yok sayan bir tutum içine girebiliyorlar. O halde sorunun özü bu tutumu sergilemenin ‘doğal ve meşru’ olduğunu düşünenlerin varlığıdır. Bu grubun bir kısmı Tanrı’nın varlığını, diğerleri ise yokluğunu kendilerine gerekçe yapabilirler ama bu sadece onların hayata tutunma meşrepleri arasındaki farkı gösterir. ‘Temelde’ bu iki grup arasında bir fark olmadığını söylemek durumunda kalırız ve nitekim bugün insanlık dışı davranışların herhangi bir kimliğe, aidiyete veya inanca bağlı olmadığı düşüncesi de epeyce yaygın.

Varacağımız ilk sonuç insanların tutum ve davranışlarının belirlenmesinde dinlerden ziyade dindarların, ideolojilerden ziyade o ideolojilerin takipçilerinin etkili olduğu. Diğer bir deyişle her dinde ve ideolojide ahlaki sorumluluğun farkında olanlar bulunduğu gibi, bu sorumluluğu ihlal etmeye hazır epeyce geniş kitleler de ortaya çıkabilmekte. Demek ki insanların tutum ve davranışları aslında inançlarından ve ideolojilerinden bağımsız… Bizler kendi duruşumuzu kendimizi bağlı hissettiğimiz bir din veya ideolojiye atfen anlatıyor olabiliriz. Ama aslında kendimizi kandırmaktayız… Eğer ahlakı ve temel insani değerleri öne çıkaran biriysek, bunun nedeni dinimiz veya ideolojimiz değil başka bir şey… Aynı şekilde eğer birileri insanlığa aykırı olarak değerlendirilen yollara tevessül ediyorsa, bunun da nedeni onların inancı veya ideolojisi değil.

Öte yandan bütün dinlerin ve ideolojilerin insani davranış bağlamında eşit veya nötr olduklarını söylemek de zor. Onların da bir bölümü bu tür tutumları desteklemeye daha yatkın. Oysa her din ve ideoloji kendisini ‘insanlık adına’ bir doğru olarak önerir, öyle kabul edilmeyi umar… Dolayısıyla aslında her din veya ideoloji kendisini kandırır. Dayandığı kabullerin evrensel anlamda doğru olduğunu öne sürer, ama aslında sınanması mümkün olmayan kabuller arasından bir tercihte bulunur. İşte o tercih bazı anlatıların Tanrı’nın varlığına, diğerlerinin ise yokluğuna dayandırılmasının nedenidir. Diğer bir deyişle herhangi bir inanç ya da ideolojinin nitelikleri savunduğu fikirlerle, vazettiği doğrularla belirlenmez. Onları aşan bir ön kabuller zemini üzerinde anlam kazanır.

Uzun yıllar ateist bir solcu olarak yaşayan birinin ‘bir anda’ dindarlaşması, ya da tersine inançlı birinin kısa bir sürede Tanrı’dan uzaklaşması, hayatı ideoloji düzleminde algılayanlar için açıklanması zor, psikolojik durumlardır. Oysa eğer bu örneklerdeki ateizm ile inanç benzer ön kabullerden beslenmekteyse, kişi kolayca bir ideolojiden veya inançtan diğerine geçebilir. Çünkü onu hayata adapte eden, kendi tutum ve davranışını kendi gözünde anlamlı, doğru ve meşru kılan şey inancı veya ideolojisi değil, söz konusu kabullerdir.

Görülüyor ki ister kişi davranışlarından ister mega anlatılardan gidelim, inançlar ve ideolojiler tutum ve davranışlarımızın sadece ‘kabuğu’, onlara haklılık kazandıracağını düşündüğümüz koruyucu kılıflarıdır. O zaman inanç ve ideolojilerin ‘altında’, onları kuşatarak tanımlayan daha geniş bir zemin var demektir… Öyle ki insanlar, kurumlar, öğretiler, inançlarya da kültürler ancak bu geniş zeminden beslenerek kendilerini ‘kurabilirler’.

Bu zemini hesaba katmadığımızda gerçekliği de anlayamayız. Gördüklerimizi ideolojiye veya inanca bağlar, böylece aslında kendi ideolojimizi ya da inancımızı besler, göreceli cehaletimizi sürdürürüz. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.6.2018
Şu malum ‘bilge kral’ meselesi
23.6.2018
Yeni bir nefes için…
21.6.2018
Halledilemeyen bir travma olarak ‘millilik’
20.6.2018
Büyüme fetişi
18.6.2018
Dönüşü gözükmeyen yolda…
16.6.2018
İslam’da niye meşrutiyet oluşmadı?
14.6.2018
Dindarların arayışları
13.6.2018
‘Dip dalga’ var mı?
11.6.2018
AK Partililerin draması
9.6.2018
Sarmalın son halkası
7.6.2018
Erken seçim istemeyip ne yapsaydı?
6.6.2018
Suriye’de niçin seyirciyiz?
4.6.2018
Kürt meselesi nasıl çözülmeli?
2.6.2018
Dindarlar nasıl kaybetti?
31.5.2018
Sivil toplumun ‘gerçek’ işlevi
30.5.2018
‘Yeni’ AK Parti’de gerçeklik sorunu
28.5.2018
Deizm niçin yaygınlaşacak?
26.5.2018
STK’lar ‘yandaşlaşma’ sürecinde
24.5.2018
Ekonomide seçim ‘istikrarı’
23.5.2018
Doğru davranışın zamanı?
21.5.2018
Seçimlerde ne olacak?
18.5.2018
Tarihe nesnel bakmak zor değil
17.5.2018
Milli tarihte nesnellik sorunu
16.5.2018
Medeniyet halleri
14.5.2018
İktidarın dili
12.5.2018
Muhalefetin şansı
10.5.2018
Devletin seçilme manifestosu
9.5.2018
Bir sonraki erken seçime doğru
7.5.2018
İktidarın üst aklı konuştu
5.5.2018
Kendi düşen ağlamaz
3.5.2018
Rüzgar gülü müjdesi
2.5.2018
Abdullah Gül ne dedi?
30.4.2018
Ayıp ve ötesi...
28.4.2018
Zihin açıcı beyanlar
26.4.2018
İktidarın haklı endişesi
25.4.2018
Herkesin bildiği sır
23.4.2018
Meğer asıl iktidar kimmiş!
21.4.2018
Fransa’da OHAL yok mu?
19.4.2018
Bahçeli rüyasında kimi gördü?
18.4.2018
Türkiye İran olur mu?
16.4.2018
Savaş çıkmaz Esad kalır...
14.4.2018
Adil şahitler
12.4.2018
12 Eylül, 28 Şubat ve bugün
11.4.2018
Beka meselesi
9.4.2018
Diriliş ihtiyacı
7.4.2018
Yıllardır bu anı bekleyenler için
5.4.2018
İnandığını bilgi sanmak
4.4.2018
Ekonomide ‘muhteşem’ başarı
2.4.2018
Altın vuruş ve Sinderella
31.3.2018
Güncellenmesi gereken
29.3.2018
Ekonominin derdi siyaset
28.3.2018
AK Parti’nin kaderi...
26.3.2018
Bu kadar korkmak iyi değil
24.3.2018
Afrin’i azımsamak ve abartmak
22.3.2018
Korumacılık ve küreselleşme
21.3.2018
Dindarların 28 Şubat’ına doğru mu?
19.3.2018
Şekerin millisi
16.3.2018
Medyada gönüllü araçsallaşma
15.3.2018
Faiz niye bu kadar önemli?
14.3.2018
Ceylanpınar’ın faili hâlâ aramızda
12.3.2018
Hükümeti iktidar kılan ne?
10.3.2018
Suriye üzerine yeni sorular
8.3.2018
İki mektup
7.3.2018
Nereden çıktı bu Karamollaoğlu?
5.3.2018
Bu nasıl bir rejim?
3.3.2018
Şanlı tarihimize’ niye ihtiyaç duyarız?
1.3.2018
Sistem beyin göçünü hak ediyor
28.2.2018
Yanlışı tercih etmek
26.2.2018
Bu iş nereye gidiyor?
24.2.2018
Kutuplaşma kime yarıyor?
22.2.2018
'Gri alan' ve sağduyu
21.2.2018
Suçsuza kaçma hakkı
19.2.2018
Tek taraflı müttefiklik
17.2.2018
Devekuşu rahatlığı
15.2.2018
Ekonomide özerk kurum kalmasın mı?
14.2.2018
Suriye’deki Türkiye
12.2.2018
Suriye’deki Amerika
10.2.2018
Suriye’deki Rusya
8.2.2018
Suriye’deki İran
7.2.2018
Sörfçü denizi değiştirebilir mi?
5.2.2018
‘Asıl’ mesele ve beka sorunu
3.2.2018
‘Millileşmiş’ duyarsızlık
1.2.2018
Hava Harb öğrencileri ve ‘takdir hakkı’
31.1.2018
Sistemin son çivisini de söktük inşallah
29.1.2018
Yargının siyasallaşması
27.1.2018
Başarı ihtiyacının gerisindeki
25.1.2018
Türkiye’nin gerçekten istediği ne?
24.1.2018
Afrin nasıl ‘zorunlu’ hale geldi?
22.1.2018
Afrin'e nasıl geldik?
20.1.2018
OHAL demokrasisinin raf ömrü ne kadar?
18.1.2018
Kuma yazılan yazılar
17.1.2018
ABD’deki davada Türkiye görünümü
15.1.2018
Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak
13.1.2018
Erdoğan ne yapıyor?
11.1.2018
Bahçeli ne yapıyor?
10.1.2018
Niye yerimizde sayıyoruz?
8.1.2018
Yeni yıl temennisi
6.1.2018
Suriye’de görünen çözüm
4.1.2018
Ne yazık ki…
3.1.2018
Hangisi AK Parti’nin ‘yolu’?
1.1.2018
Sahi niye geri kalmıştık?
30.12.2017
En iyisi Kürtleri unutmak
28.12.2017
Dönülmez akşamın ufkunda
27.12.2017
Tek tip elbise
25.12.2017
Model ülke Mısır!
22.12.2017
Acil para mı lazım?
21.12.2017