İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı


23.7.2017 - Bu Yazı 854 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’nin Azez-El Bab hattındaki gibi İdlib’de de cihatçılarla ortaklıkta ısrar etmesi, ABD’nin Rusya ile birlikte bir denge tutturmaya çalıştığı yeni dönemde eskisinden daha fazla riskler barındırıyor. Bu tür oyunlar sendeleyeni götürüyor.

Suriye’nin kuzeyindeki İdlib kenti 2015’te özel bir operasyonla Türk devletinin himayesinde bir ‘Talibanistan’a dönüştü. Bugünlerde El Kaide’yle bağlantılı Heyet Tahrir el Şam (kısaca Tahrir), İdlib’de Ahrar el Şam liderliğindeki eski müttefiklerinin belini kırmakla meşgul.

Yani El Kaide, sulandırılmış El Kaide’yi silmenin derdinde. Cihatçının cihatçıyla savaşında açılmış yeni bir perde.

Yeni Osmanlı’nın Azez-El Bab cebindeki oyun bahçesini İdlib cebine de taşıma hesapları yapan aklı evvelin planlarını zora sokan bir gelişme. Yazık bunlara! Biçtikleri kumaş bir elbiseye dönüşmeden lime lime ellerinde kaldı. Belki “Ama” deyip şerh koyacaksınız:

“Fırat Kalkanı Güçleri’nin kontrol ettiği bölgede polis teşkilatından Sağlık Bakanlığı ve Diyanet’e kadar bütün devlet birimleri düzen kurmakla meşgul. Kobani’deki özerkliğe nazire yaparcasına. Türkiye’nin oyunculuğunu küçümsemeyin!”

Nazar değmesin ama o düzen düzen değildir, günün sonunda ellerinde kalacak olan bir avuç savaş ağası ve hacıyatmaz muhbir gediklisidir. Vekil örgütlerle iş tutanların sonu hüsrana uğramaktır.

***

Şimdi “El Kaide (Tahrir) İdlib’de nasıl bu kadar güçlendi” diye hayıflananlar var. Şaşırmaya ne hacet! Suriye ordusunu İdlib’den çıkartan Fetih Ordusu’nu kimin kurduğunu hatırlamanız yeterli. İdlib, Mart 2015’te Türk devletinin lojistik, CIA’in organizasyon, Suudi Arabistan ve Katar’ın finansal desteğiyle kurulup silahlandırılan Fetih Ordusu’nun eline düştüğünde Türkiye’de cami önlerinde lokum dağıtıldı. Suriye’deki savaşı yönlendiren istihbarat servislerinin merkezi Antakya Operasyon Odası’ndan kumanda edilen Fetih Ordusu’nun liderliğini Nusra Cephesi ve Ahrar el Şam yürütüyordu. Ardından aynı oyun düzeni ile “Halep’in Fethi Ordusu” kurulup operasyon Temmuz 2015’te start aldığında Suriye için çanlar çalmaya başlamıştı.

***

İran’ın Ortadoğu’daki milis koordinatörü Kasım Süleymani’nin Moskova’ya gidip durumun ciddiyetini Vladimir Putin’e anlatmasından sonra Rusya, 30 Eylül 2015’te savaşa doğrudan katılarak yeni Osmanlılara lokum dağıttıran ‘fetih’ dalgasını kesti.

Kasım 2015’te Rus uçağını düşürmesinin ardından köşeye sıkışan Türkiye adım adım ve mecburen Rusya’nın çözüm ortağı oluverdi. Ankara ikili oynamaya devam etse de Rusya ile ortaklığın karşılığında Kürtleri asıl mesele, IŞİD’i de bahane yapıp Fırat Kalkanı ile kendine alan açtı. Rusya, Fırat Kalkanı’na göz yumarak karşılığında Halep’i aldı. Bu şekilde Ankara’nın satışa başlaması ve Esad’a karşı desteklediği örgütleri kendi özel gündeminin arkasına takması İdlib cephesindeki ortaklığı da bozdu. Türkiye’nin nazının geçtiği silahlı grupları Rusya ve İran’ın başını çektiği Astana sürecine katması bu çatlağı iyice derinleştirdi. Nusra Cephesi’ne göre Fırat Kalkanı’na asker olmak ve Astana’ya katılmak devrime ihanetti.

Bu gelişmeler karşısında Nusra Cephesi, Ahrar’dan da çok sayıda komutanı ve diğer örgütleri ayartarak Heyet Tahrir el Şam’ı kurdu. Astana sürecinde Türkiye’nin Rusya ile birlikte çatışmasızlık bölgeleri oluşturma planının açık hedefi Tahrir’di. O yüzden Tahrir, İdlib’de kolay lokma olmadığını göstermek için Türkiye ile işbirliği yapan örgütleri sahadan silmeye koyuldu. Geçen hafta Ahrar’ın çok sayıda yeri Tahrir’e kaptırmasının ardından iki taraf arasında ateşkese varıldı.

***

Ahrar karşısında ideolojik çekim merkezi haline gelip moral üstünlüğü sağlasa da Tahrir’in İdlib’in tamamını ele geçirmesi kolay görünmüyor. Mesela Maarat Numan kasabası Tahrir’e karşı gösterdiği dirençle biliniyor. Tahrir’in Türkiye sınırlarına dayanacak kadar bölgenin tamamını ele geçirmek istediğini de zannetmiyorum. Halep, Humus ve Şam’dan tahliye edilen silahlı gruplar ve ailelerinin de yerleşmesiyle nüfusu artan İdlib’in yaşam bağı her açıdan Türkiye. Tahrir, Hatay-Reyhanlı’daki Bab el Heva Sınır Kapısı’nı almaya muktedir olduğu halde burada durmayıp kontrolün sivil bir heyete bırakılmasını tercih etti. Kapı kapandığında İdlib’in nefes borusu da kesilmiş olacaktır. Öyle anlaşılıyor ki Ahrar ve dostlarına karşı yok edici değil had bildirici bir saldırıyla yetindi.

***

Hesapta Türkiye, Fırat Kalkanı II ile YPG’yi Tel Rıfat ve Menagh’tan çıkartacak, İdlib’in kuzeyine bir yarım ay gibi girecek, bu şekilde Afrin’i de güneyden tecrit edecek ve TSK’nin yedeğindeki ‘muhalif’ güçleri rahatlatacaktı. Böylece sahada oyuncu olma hasleti giderilmiş olacak, masaya da Türk yumruğu pehlivan gücüyle inecekti!

6 yıl boyunca desteklerini esirgemedikleri Nusra liderliğindeki selefi güçler de şimdi IŞİD gibi karşılarında. Rakip selefi gücünü dost selefi gücüyle elimine etme taktiği daha önce IŞİD’e karşı denendiği gibi İdlib’de de Tahrir’e karşı deneniyor. Aralarında “Biz neden Erdoğan’ın savaşçısı olalım, asıl hedefimiz Esad değil miydi” diyenler çıkıyor ve karşı tarafa geçiyor. Taliban da Afganistan’da ABD ve Pakistan’ın eğitip donattığı ama kontrolden çıkan İslamcı güçleri hizaya getirmek için yaratılan bir örgüttü. Bu senaryo Suriye genelinde ve özelde İdlib’de tekrarlanıyor.

2011-2014 arası Esad’a karşı silahlanan kim varsa hepsi Türkiye’nin gözünde ‘muteber’ devrimciydi. IŞİD eski ortaklarını bastırınca 2014’ten itibaren buna karşı İslamcı koalisyon desteklendi. Şimdi IŞİD’e karşı İslamcı cephe içinden bir grup diğerine karşı savaştırılıyor. Lafın kısası defalarca iflas etmiş bir strateji tekrar tekrar deneniyor.

***

TSK’nin de işin içine çekilmesi meseleyi hayli tuhaflaştırdı. Türk askerinin sahada ‘müttefik’ diye bellediği grupların bir kısmı 2013-2015 arasında Müşterek Operasyon Merkezi’nde ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getiren örgütlerdi. Yine de CIA’in bu merkez üzerinden işin içinde olması Türkiye’nin selefi cihatçılarla çevirdiği işlere göz yumulmasını sağlıyordu. Yani müttefikler arası bir kayırma söz konusuydu. Ancak aynı suçu birlikte işleyenler birden bire Katar’ı “Terörü destekleyen ülke” diye afişe edince Suriye’de hayli ileri gitmiş olan yeni Osmanlılar neden telaşlanmaları gerektiğini pekâlâ anladılar.

Fakat bu oyun salonunun çıkışı yok, kapılar dışarıdan kapalı. Ve şimdi ABD Başkanı Donald Trump, CIA’in Müşterek Operasyon Merkezi’nden yürüttüğü eğit-donat adlı gizli programı bitiriyor. Yani CIA’in sağladığı dokunulmazlık da gidiyor.

El Kaidevari örgütlerin desteklendiği bu süreçte bir ülkeye karşı ağır suçlar işlendi. Devran değiştiğinde bu suçlar adamı Lahey’e götürecek suçlardır. CIA’in eğit-donat programı ‘yetersiz’ diye yerden yere vuruluyordu ya bir Amerikalı yetkilinin Washington Post yazarı David Ignatius’a söylediği şu sözler suçun boyutuna dair bir itiraf sayılır:

“CIA’in desteklediği savaşçılar geçen dört yıl içinde tahminen Suriye ordusu ve müttefiklerinden 100 bin kişiyi öldürdü veya yaraladı.”

Benim hesaplarıma göre bu rakam daha fazla.

Türkiye’nin Azez-El Bab hattındaki gibi İdlib’de de cihatçılarla ortaklıkta ısrar etmesi, ABD’nin Rusya ile birlikte bir denge tutturmaya çalıştığı yeni dönemde eskisinden daha fazla riskler barındırıyor. Bu tür oyunlar sendeleyeni götürüyor.

.

Facebook Yorumları

Kod8
19.12.2018
Fırat'ta restleşme mi, Şam uçağına bilet mi?
18.12.2018
Sarı Yelekliler nereye koşuyor?
14.12.2018
Fırat seferine ayarlı sandıklar!
11.12.2018
Sarı Yelekliler: Neden eve dönmediler?
4.12.2018
Ve ‘G-20 Testere Ödülü’ goes to ‘Ebu Minşar’
3.12.2018
Meydan muharebesinden Kerç dalaşına: En pahalı faşist kart
27.11.2018
Barzani bir kez daha Bağdat’a dönerken…
24.11.2018
Tampon düşüren tampon
20.11.2018
Kaddafi’nin ahı ve İtalya bozgunu
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8