İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!


10.10.2017 - Bu Yazı 839 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye İdlib’te kontrolü sağlarsa ertesi gün için plan nedir diye birçok insan merak ediyor. Ankara’nın Irak-Suriye hattındaki hamleleri “hazırda bekle, fırsat kolla, boşlukta zıpla” mantığıyla yürüyor. Eğer İdlib’de duruma hakim olursa uğraşacağı yer kesinlikle Afrin olacaktır.

Bu mesele “Nasıl ya?” diye gözlerimizin fal taşı gibi açılmasını gerektiren bir oyun değil esasen. Çünkü şaşırtan çelişkiler, milis yapılarıyla oynanan vekâlet savaşlarının tabiatında var. Omurgasında Nusra Cephesi’nin yer aldığı Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) unsurları Türkiye’de iktidar çevrelerinde alkışlanan birer devrimciydi. Hatırlarsanız Amerikan yönetimi, 2012’nin sonunda El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi’ni terör örgütleri listesine eklediğinde buna en öfkeli tepkiyi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan vermişti.

Nusra Cephesi, İdlib’i düşüren operasyonda Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın finanse ettiği Fetih Ordusu’nda da başı çekiyordu. İdlib’in düşürüldüğü gün Türkiye’de camilerde zafer lokumu dağıtıldığını da anımsayalım.

Türkiye, Suriye’de tüm düşmanlığını Kürtlere yönlendirip Özgür Suriye Ordusu etiketini kullanan bazı silahlı grupları Fırat Kalkanı’nın yedeğine alınca ve Astana sürecinde Rusya ve İran’la ortaklık kurunca sahadaki ‘kardeşlik sofrasına’ kezzap suyu döküldü. Sonunda “devrime sadık kaldığı” iddiasıyla söylem üstünlüğünü koruyan Nusra, Fırat Kalkanı ve Astana sürecini ihanet olarak görenleri Heyet Tahrir el Şam çatısı altında topladı. Ve nihayetinde geçen temmuzda Türkiye’nin desteklediği örgütleri İdlib’de süpürdü. Böylece ortaklığın yerini düşmanlık aldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) çatışmasızlık bölgesi oluşturma planı adı altında İdlib için yığınak yaparken medya da yeni duruma intibak etmekte zorlanmadı. Düne kadar ölen militanları ‘şehit’ diye anılan HTŞ “Yeni düşmanı tanıyalım” kıvamındaki başlıklarla sunuldu. Dün IŞİD, bugün HTŞ, yarın Ahrar el Şam ve diğerlerinin ‘düşman’ ilan edileceği ‘kullan-at’ düzeni. Dediğim gibi bu türden kirli oyunların tabiatında bu var.

***

Asıl önemli olan ‘yeni düşman’ ile kurulan ilişkinin türü. Bu, içinde anlaşma da barındırabilir çatışma da. Hile ise her zaman var. Bu yüzden bir tutarlılık aramak nafile. İdlib’de ‘yeni düşman’la ilişkinin içeriğine gelirsek:

Astana’da planlanan dört çatışmasızlık bölgesinden biri olan İdlib için TSK 7 Ekim’de harekete geçti. Erdoğan bir müjde havasında İdlib’in içinde Türkiye, dışında Rusya’nın olacağını söyledi. İlk etapta TSK’nin değil ÖSO’nun öne sürüleceğini de kaydetti.

İnanılmaz bir gazavat havası esti. Musul ve Kerkük’e plaka çıkaranlar İdlib ve Afrin’i unutacak değildi ya! Etrafı 90 yıllık fasılayla futuhata susamış bir ruhun sersemliği sardı. İdlib’e önce giren ÖSO değil TSK oldu. Üstelik ‘yeni düşman’ HTŞ’nin eskortluğunda. Reuters çatışmadan kaçınmak için Türkiye’nin HTŞ ile bir anlaşma yaptığını yazdı. İşin takipçileri “Acaba” diye kaş kaldırdı.

Dün Karar gazetesi anlaşma iddiasını detaylandırdı:

“Cuma günü TSK destekli ÖSO’nun İdlib’e girişi sırasında yaşanan kriz, TSK ve MİT’ten oluşan bir heyetle, Heyet Tahrir el Şam’ın da aralarında olduğu grupların müzakeresi sonrası çözüldü: HTŞ’ye bağlı gruplar, Fırat Kalkanı Harekâtı’nda görev alan ÖSO güçlerinin İdlib merkezine girmemesi ve şehirde TSK’nın kontrolü sağlaması şartıyla çekilme kararı aldı. Buna göre TSK, İdlib merkezinde konuşlanacak, Afrin sınırında ÖSO güçleri bulunacak. HTŞ ve bağlı gruplar kontrolü tümüyle TSK’ya bırakacak. Rusya ve İran askeri sadece rejime ait bölgelerde konuşlanacak, muhaliflerin bulunduğu bölgelere girmeyecek.”

Nihayetinde TSK çatışmasızlık rejimini garantileyecek gözlem noktaları oluşturmak amacıyla keşif faaliyetlerine başlandığını duyurdu.

Peki TSK’nin taşıdığı milisler (ÖSO) nerede kaldı? 6 Ekim’de Cerablus, El Bab ve Azez hattında Fırat Kalkanı’na katılan Sultan Murat Tümeni, Sultan Süleyman Şah Tugayı, Sukur el Şimal, Hamza Tugayı, Sultan Osman Tugayı, 23. Tümen ve Muhtasım Tugayı dahil 15 gruptan 800 savaşçı Kilis üzerinden Hatay’a, oradan Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye sokuldu. Ancak bu gruplar Bab el Heva’daki ara bölgede kaldı. Bir kısmının da Atme’de beklediği söyleniyor. El Cezire kanalı sadece Feylak el Şam ile Nureddin Zengi örgütünden bazı kişilerin keşif grubuna rehberlik ettiğini belirtti.

***

Sonunda HTŞ kaynakları da anlaşmayı doğruladı. Bir HTŞ yetkilisi Türkiye’nin Daret İzze’de üç kontrol noktası kuracağını belirtti. “İdlib’de bir çatışma bekliyor musunuz” sorusuna “Hayır. Şimdiye kadar her şey iyi gitti, Türkiye pozisyonunu değiştirmezse çatışma olmaz” yanıtını verdi.

HTŞ, Fırat Kalkanı ile birlikte hareket eden gruplara karşı sert, Türkiye’ye karşı temkinli bir çizgi izliyor. Geçmişteki ortaklığının hatırı kadar sahanın maslahatları bunu gerektiriyor olmalı.

HTŞ’nin İdlib’e müdahaleyle ilgili tehditkâr mesajında Türkiye’yi anmaması önemli bir ayrıntıydı.

Fırat Kalkanı’ndaki grupları “Fesat ve cürümleriyle Kuzey Suriye’yi inletenler” diye tanımlayan HTŞ, bunların Astana 6 toplantısının kararlarını uygulama aracı olarak öne çıktıklarını belirterek şunu kaydetti:

“İşgalci Rusya’nın yanında duran gruplar şunu iyi bilsinler ki İdlib onların gezinti yeri değildir. Cihad ve istişhad aslanları onları gözetlemektedir. Anasını evlatsız, çocuklarını yetim, eşini dul bırakmak isteyen oraya ayak bassın.”

Peki, Türkiye kontrol noktalarını genişletir ya da müttefik milis güçlerini İdlib’in merkezine sokmaya kalkışırsa ne olur? Belki HTŞ’nin tamamı olmasa da içindeki ‘kor’ halindeki gruplar çatışma yolunu seçebilir. Ki bugünlerde bölgede Nusra’yı esnek bulan ve El Kaide’ye daha sadık duran yeni bir örgütün oluşumundan da bahsediliyor. Yakında bunun ayrıntıları da ortaya çıkar.

***

Amerikan dövüşünü andıran bu sahneyi bir kenara bırakıp Türkiye’nin asıl derdine gelirsek; artık İdlib Kalkanı’nın öncelikli hedefinin Afrin olduğu sır değil. Bölgeye intikal eden keşif gücünün üs kurmak üzere gittiği ilk yer Şeyh Bereket Dağı. Güneyden kuzeye Afrin’e tepeden bakan bir yer. Kuşatma harekatının ilk adımı. HTŞ’nin bu hamleyle bir sorunu yok. Afrin zaten Türkiye’nin vekil örgütleri tarafından 2013’ten beri abluka altında tutuluyordu. Bu abluka geçen yıl Tel Rıfat üzerinden açılan bir koridorla kırılmıştı. Türkiye’nin kuşatmayı tamamlayabilmek için güneydoğudan Tel Rıfat bağlantısını koparması gerekiyor. Ankara’nın hesabı Afrin’in güneyindeki Cinderis’i aldıktan sonra Tel Rıfat’daki Suriye Demokratik Güçleri’ne yüklenmek.

Bir süre önce oraya konuşlanmış olan Rusların buna izin vermesi mevcut koşullarda zayıf bir ihtimal. İş o noktaya gelirse Suriye ordusu da Tel Rıfat’ın hemen altında uzanan Zehra/Nubl-Halep koridorundaki kontrol alanını genişleterek araya girebilir. Suriye ordusu daha önce Fırat Kalkanı’nın önünü kesmek için bu tür bir hamleyi Menbic ile El Bab arasında yapmıştı.

***

Her şey yolunda gider de Türkiye İdlib’te kontrolü sağlarsa ertesi gün için plan nedir diye birçok insan merak ediyor. Ankara’nın Irak-Suriye hattındaki hamleleri “hazırda bekle, fırsat kolla, boşlukta zıpla” mantığıyla yürüyor. Eğer İdlib’de duruma hakim olursa uğraşacağı yer kesinlikle Afrin olacaktır. Bu arada Suriye ordusu da Deyr el Zor ve Elbu Kemal operasyonlarını tamamlayabilirse ortaklarıyla birlikte İdlib’e yüklenecektir. Muhtemelen Türkiye de buraları Suriye’ye teslim etmek için Kürtlerin öncülüğünde oluşan özerk yapının dağıtılmasını şart koşacaktır. Bu da Ortadoğu kazanının daha epey su kaynatacağı anlamına geliyor.

 
.

Facebook Yorumları

Kod8
19.12.2018
Fırat'ta restleşme mi, Şam uçağına bilet mi?
18.12.2018
Sarı Yelekliler nereye koşuyor?
14.12.2018
Fırat seferine ayarlı sandıklar!
11.12.2018
Sarı Yelekliler: Neden eve dönmediler?
4.12.2018
Ve ‘G-20 Testere Ödülü’ goes to ‘Ebu Minşar’
3.12.2018
Meydan muharebesinden Kerç dalaşına: En pahalı faşist kart
27.11.2018
Barzani bir kez daha Bağdat’a dönerken…
24.11.2018
Tampon düşüren tampon
20.11.2018
Kaddafi’nin ahı ve İtalya bozgunu
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8