‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç


20.12.2017 - Bu Yazı 753 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Asıl önemli olan Esad’ın Kürtlerle ilgili çıkışını bir politikaya dönüştürüp dönüştürmeyeceğidir. Eğer bu minvalde bir politika gelişirse kuşkusuz bunun en büyük destekçisi Türkiye olur. Yine de Kürtlerle savaş seçeneğinin öne alınması çok büyük bir risk taşıyor... Astana ve Soçi süreçleri öncesinde Esad’ın ‘aslan’ çıkışı, siyasi sürecin yönünü tayin etme çabası olarak da görülebilir.

Suriye’de gerçeğin kaç yüzü var? Madalyonunki bile kolay; topu topu iki yüz. Birbirine farklı açılardan bakan aynalar labirentindeyiz. Delirten gerçeklik.

Suriye’de son dönemece girildi derken Devlet Başkanı Beşşar el Esad dün “Başta ABD olmak üzere yabancı bir ülkenin çıkarına hizmet edenler, vatan hainidir” diye çıkıştı. Şam’ın Kürtlere bakışında önemli bir kırılma. Ne anlama geldiğine geçmeden önce Suriye’nin son fotoğrafını çekmemiz şart.

Rakka ve Deyr el Zor’un IŞİD’den kurtarılmasından sonra geriye iki kritik mesele kaldı:

– Birincisi Kürtlerin öncülüğünde şekillenen Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu, bu yapının savunmasını üstlenen Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve YPG’nin omurgasını oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) geleceği. Yani Suriye’nin yarınını şekillendirirken Kürtler ve müttefikleriyle nasıl bir yol izlenecek; çatışma mı, müzakere mi? Bunun yanıtı IŞİD sonrası sürecin de bam telini oluşturuyor.

– İkincisi İdlib. IŞİD’den sonra El Kaide’nin ele geçirdiği en büyük toprak parçasının kurtarılışı da Suriye krizinde kanlı sahnenin son perdesi olarak orada duruyor.

Sıra bu iki meseleye geldiği anda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 6 Aralık’ta, kriz çıktığından bu yana Suriye’ye ilk ziyaretini gerçekleştirerek operasyonların bittiğini ilan etti:
“Fırat’ın doğu ve batı yakasındaki operasyonlar teröristlerin tamamen temizlenmesiyle tamamlanmıştır. Doğal olarak bazı hücrelerin direnişi olabilir genel çerçevede bu aşamadaki askeri görev teröristlerin tamamen bozguna uğratılmasıyla tamamlanmıştır. Şüphesiz ikinci aşama olarak siyasi sürece geçmeliyiz.”

Putin, Rus askerlere çekilme emrini de verdi. Tartus’taki deniz üssü ile Hmeymim’deki hava üssü ise Rusya için artık kalıcı.

Putin’in bu manevrası elbette savaşın bittiği anlamına gelmiyor. Ya Rusya’nın hava desteğiyle Suriye ordusu ve sahadaki İran destekli milis güçlerinin geri kalan işi tamamlayacağına inanarak bu kararı aldı ya da Astana süreciyle birlikte Soçi’de düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin önünü açmak için ‘çekilme numarası’ yaptı. BM’nin arabuluculuğundaki Cenevre Konferansı’nın sekizincisinden de sonuç çıkmayınca Rusya’nın Astana ve Soçi süreçleri daha da önem kazandı.

Putin’in bu tutumu bir başka açıdan şu yoruma açık:

– Rusya’yı Kürtlerle olası bir silahlı restleşmenin parçası yapmak istemiyor.

– İdlib’de kalan işi deruhte ettiği misyona uygun olarak Türkiye’nin tamamlamasını bekliyor. Malum Astana’da varılan mutabakat çerçevesinde ‘çatışmasızlık bölgesi’ oluşturma planının İdlib’de tesis edilmesi konusunda Türkiye bir görev üstlendi. İdlib’i kontrol eden El Kaide’nin Suriye yapılanması Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) bir şekilde yola getirilmesi ve bileşenlerinin siyasi sürece katılımının sağlanması. Misyon bu. Kuşkusuz Türkiye bu görevi, Kürtlerin kontrolündeki Afrin’e müdahaleye yönelik uygun bir pozisyonu yakalamak için üstlendi. Mümkünatı düşük bir görev. Türkiye hedefinin Afrin olduğunu belirtip HTŞ’yle anlaşarak bölgeye girdi. Rusya’nın beklentisine denk düşen bir gelişme henüz yok. Üstelik TSK’nin Cerablus-El Bab hattından sonra buraya girmesi, İdlib’in fiili hakimlerine karşı olası bir operasyona karşı bir koruma olarak da algılanıyor. Buna mukabil Suriye ordusu, beklendiği üzere Deyr el Zor’daki operasyonun ardından şu sıralar Hama’nın kuzeyinden İdlib’e güneyden baskılayan harekâta başladı. Bu operasyon eninde sonunda Türkiye sınırına ulaşacak.

Putin’in Hmeymim üssündeki açıklamalarının, Kürtlerin müttefikleri ile birlikte kontrol ettiği bölgeler için ne anlama geldiğine baktığımızda da burada fazla denge unsurunun oluştuğunu görüyoruz.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Erdoğan’a “YPG’ye desteğin kesileceği”  yönünde söz verdiğine dair iddiaya rağmen Kürtlerle çalışan Pentagon kanadı ve IŞİD’le mücadele koordinatörü McGurk’un özel görüşmelerde verdiği mesajlar net: “Siyasi çözüm bulununcaya kadar ABD, IŞİD’den kurtarılmış bölgelerde kalmaya devam edecek.”

Kürtler bunu Suriye ordusu ve İran destekli milis güçlere karşı Amerikan kalkanı olarak okumayı tercih ediyor. Her ne kadar Trump yönetiminin Irak Kürdistan’ında referandumu ertele tavsiyesini geri çeviren Erbil yönetimini Irak güçleri karşısında açıkta bırakması, Suriyeli Kürtler açısından Amerikan garantörlüğünün geleceğine gölge düşürse de ABD’nin Suriye’de çizmesine yer açma ve bu ülkenin geleceğini şekillendirecek pozisyonda olma isteği çok belirgin. SDG’ye yapılacak yardım, 2018 bütçesiyle de garanti altına alınmış durumda. Hatta konuştuğum bazı Kürt kaynaklar, özel toplantılarda Amerikalı temsilcilerin, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nun siyaseten tanınması yönünde adım atılabileceğine dair sıcak mesajlar verdiğini de belirtiyor. Elbette bu, sahadaki Amerikalı yetkilileri çok aşan bir mesele.

Rusya da Kürtleri dün olduğu gibi bugün de denklemde tutmak için hem askeri hem siyasi ayağı olan ikili bir strateji izliyor:

– Birincisi Türkiye’ye rağmen Kürtleri Astana ve Soçi süreçlerine dahil etmeye çalışıyor. PYD ile ilgili kırmızı çizgiyi aşabilmek için ara formül aranıyor. Bu çerçevede PYD bayrağıyla masaya oturmak yerine Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu içinde yer alan bütün grupları temsilen 140 kişilik bir katılımcı listesi çıkartıldı. Ruslar, Kürtler çözümün parçası olamazsa Türkiye’nin de İran’ın da istemediği boyutta Amerikan varlığının kalıcı hale geleceği gerçeğine işaret ederek itirazların geri çekilmesini istiyor. Zarrab davası yüzünden Ankara-Washington gerilimi tavan yapmışken bu ara formül bir iki başka taviz eşliğinde Ankara’nın kilidini açabilir. Geçen yaz Astana’ya özerkliğe kapı aralayan bir anayasa taslağıyla giden Rusya, Hmeymim’de de Kürtleri doğrudan Şam yönetimiyle masaya oturttu ama bu denemeden bir sonuç alamadı.

– Askeri olarak da Rusya başından beri cerrahi operasyonlarla Kürtleri destekledi. Afrin’de ateşkesi gözetleme misyonuyla Türkiye’yi frenlerken Halep ve Tel Rıfat gibi yerlerde Kürtler etrafındaki baskıyı azaltan hava operasyonları düzenledi. Ayrıca temmuzda Rakka operasyonu sürerken Suriye ordusu ve YPG’nin katılımıyla Rusefa yakınlarında bir ortak operasyon odası kurdu. Son olarak Deyr el Zor’un kuzeyinde YPG’ye askeri destek verdi. Dahası Deyr el Zor IŞİD’den kurtarıldıktan sonra Rus ordusu, Salihiyye’de YPG ile ortak operasyon kurma kararı aldı. Poplavsky heyetlerle görüşmelerin ardından 3 Aralık’ta Salihiyye’de Rus ve YPG bayraklarının asıldığı bir salonda YPG sözcüsü Nuri Mahmud ile ortak açıklama yaptı. Poplavsky, YPG’ye destek kapsamında Rus savaş uçaklarının IŞİD’e karşı 672 operasyon düzenleyip 1450 noktayı vurduğunu söyledi. Bu işbirliği Kürtleri yakın planda tutma çabasının en açık göstergesiydi.

Rusya’nın Şam’la önceden bir mutabakat ya da anlayış birliği olmadan Kürt açılımını da içeren bir anayasa taslağı hazırlaması, PYD’yi siyasi sürece katmaya çalışması ve YPG ile askeri işbirliğini geliştirmesi mümkün değil. Kürtler de son zamanlarda Şam’la müzakereye daha fazla kapı aralayan demeçleriyle dikkat çektiler. Mesela PYD’nin Moskova Temsilcisi Abdüsselam Muhammed Ali, İzvestiya gazetesine siyasi bir çözüm bulunduğu takdirde YPG’nin Suriye ordusuna katılabileceğini söyledi. Muhammed Ali, Nezavisimaya Gazeta’ya demecinde de “Kürtler bağımsızlık çağrısı yapmıyor. Birleşik bir Suriye’nin parçası olacak federe bir demokratik cumhuriyet oluşturmaya çalışıyor” dedi.

O halde Beşşar el Esad neden düne kadar teröristlere karşı mücadele eden Suriye vatandaşları diye tanımladığı Kürtleri birden bire hain ilan etti?

Şam’ın Kürtlere bakışı, YPG’nin ABD ile ilişkilerinin boyutunu artırmasına paralel olarak keskinleşti. Tepkinin evrilmesinde bir seyir çizgisi var:

– Kürtler teröristlere karşı kendi topraklarını koruyor. Kürtlerin DAİŞ’e karşı mücadelesi meşru. (Vatanseverlik vurgusu)

– Kürtler bizim verdiğimiz silahlarla DAİŞ’e karşı savaştı. (Ülkeye bağlılık ve minnet vurgusu)

– Suriye ordusu ülkenin bütün topraklarını kontrolü altına alıncaya kadar operasyon bitmeyecek. (Özerklik projesini büyütme, fiili duruma son ver vurgusu)

– Yabancı bir ülkenin çıkarına hizmet edenler, vatan hainidir. (ABD ile işbirliğini bitir vurgusu)

Kürtlerle ilgili ışık, iki noktada turuncudan kırmızıya geçti: Birincisi ABD ile ortaklık; ikincisi kanton sisteminden federasyona geçilmesi.

ABD’nin, İsrail’in güvenliği ve Amerikan çıkarlarına endeksli “Ortadoğu düzeni”nin ayarlarını bozan Suriye’ye yerleşmesi hakim siyasi ve toplumsal zihniyet açısından ciddi bir alarm nedeni. Şam’ın en önemli destekçisi İran için de bu kırmızı çizgi. Savaşı iki büyük güç arasında bir bilek güreşine çevirmemek için hep alttan alma gereği duyan Rusya da bu konuda oldukça hassas. CIA Başkanı’nın “Amerikalılar hedef alınırsa bundan İran’ın sorumlu tutulacağı” uyarısını içeren mektubunu almayı reddeden Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Ruslar aracılığıyla ABD’ye “Ya Suriye’den kendiniz çıkarsınız ya da sonunuz 1983 Beyrut gibi olur” mesajı verdiğine dair iddia ne kadar gerçek bilmiyoruz ama spekülasyon da olsa bu tür bir iddianın basına sızdırılması başlı başına El Kaidevari gruplarla savaş tamamen bittiğinde Suriye sahnesinin yeni aşamasına işaret ediyor: “Kim vurduya gitti savaşları.” 

1983’te Beyrut’taki bombalı saldırı ABD ve Fransa’yı Lübnan’dan çekilmek zorunda bırakmıştı. İran ve Rusya’nın farklı tonlardaki Amerikan hassasiyeti de kendini toparlayan Suriye’nin daha tehditkar olmasına yardım ediyor.

Bir dönem Şam’da federatif bir modelin Suriye’ye uymayacağına dair çıkışlara rağmen Kürtlerin kanton sistemiyle sorunun çözümüne dair önemli bir pratik sergilediği ve yönetimin bunun üzerinde çalışması gerektiğine dair tartışmalara denk geldim. Bu tartışmalar hem askeri hem siyasi çevrelerde yapılıyordu. Ancak Kürtlerin kanton sisteminden Fırat’a kadar federasyon modeline yönelerek oyunu büyütmeleri tartışmaların seyrini değiştirdi. Nükseden bölünme sendromunun tarihsel kaynağına dair de bir hatırlatmada bulunayım: Suriye’nin bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemde kuzeyde bir Kürt kemeri oluşturulduğuna dair Arap milliyetçiliğini körükleyen bir yaklaşım vardı. İsrail’in kuruluşundan sonra da Kürtlerin siyasal mücadeleleri “İkinci İsrail kuruluyor” itirazıyla karşılaştı. Arap Kemeri bu konsept üzerine geliştirildi.

Kürtler 2011 sonrası süreçte özerkliğe yönelince ve “İsrail’in koruyucusu” ABD de bu yapıya destek verince küllenmiş kaygılar yeniden üste çıktı.

Asıl önemli olan Esad’ın Kürtlerle ilgili çıkışını bir politikaya dönüştürüp dönüştürmeyeceğidir. Eğer bu minvalde bir politika gelişirse kuşkusuz bunun en büyük destekçisi Türkiye olur. Yine de Kürtlerle savaş seçeneğinin öne alınması çok büyük bir risk taşıyor. Şam’la müzakerenin yolunu açabileceği beklentisiyle Kürtlerin tehdidi hissetmesi bir yere kadar Rusya ve İran’ın da tercihi olabilir. Ama her iki ülke de Kürtlerle çatışmanın ABD’nin bölgeye yerleşmesine bahane olacağını biliyor. O yüzden Astana ve Soçi süreçleri öncesinde Esad’ın ‘aslan’ çıkışı, siyasi sürecin yönünü tayin etme çabası olarak da görülebilir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8