Toz duman dağılınca geriye kalan


24.4.2018 - Bu Yazı 482 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bu hafta 85 ülke ve örgütten temsilciler Brüksel’de tekrar bir araya gelecek. İnsani yardımı görüşecekler ama asıl vurgu siyasi çözüm sürecini yeniden diriltmeye dönük olacak. Üçlü saldırının siyasi çözüm sürecinde bir katalizör etkisi yarattığı da söylenemez. O yüzden bu salonlarda daha çok flaş patlayacak.

Önce eski Rus casus Sergey Skripal ve kızının zehirlenmesi üzerine Batı’dan Rusya’ya Soğuk Savaş tadında diplomatik tecrit…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran ve Rusya liderleriyle üçlü fotoğrafı…

Türkiye’ye S-400 satışının hızlandırılması…

ABD, Fransa ve Britanya’nın Suriye’ye karşı kimyasal bir tezgâha sarmalanmış üçlü saldırısı…

Irak’ın işgaline ortak olarak “Bush’un fino köpeği” unvanını kazanmış Tony Blair’in Fransız versiyonu olma yolunda ilerleyen Emmanuel Macron’un Suriye’ye yapılan saldırıyla Türkiye’yi üçlü fotoğraftan ayırdıkları övüntüsü…

Ruslarla ortaklıktan hayli huylanan Batı’ya “NATO ile de ortağız Rusya ile de” diyen Ankara’nın çift yanlı yanardöner dansı…

Rusların Doğu Guta’daki kimyasal kurgucuların ipliğini pazara çıkarmak üzere sergilediği görülmemiş bombardıman…

Ankara’ya teşrif eden NATO Genel Sekreteri’nin Rusya’ya karşı kurulacak caydırıcı görev gücünden Türkiye’nin sorumlu olacağına dair muştusu…

Suriye’yi vurarak, Amerikan iç kamuoyunda eski FBI direktörünün yazdığı kitapla kabaran köpüğü söndüren, dışarda da küresel itibarını kurtaran Donald Trump’ın yeni yaptırımları rafa kaldırarak Rusya ile gerilimde vites küçültmesi…

Bunlar çaptan düşen ‘Yeni Dünya Düzeni’nin istikrarsız semptomları!

***

Kalkan toz dindiğinde Suriye’ye üçlü saldırıdan geriye ne kaldı diye bakarsak belki bu lanet döngünün nereye gittiğini azcık görebiliriz. Artık içeride ve dışarıda kendi kendine top çeviren Türkiye’nin nasibine baskın seçim düştü. Duvara karşı oynayan bir liderin hayalleri kallaviydi, hedefleri netti: Afrin’den sonra Tel Rıfat, Menbic, hatta Fırat’ın doğusunda Tel Ebyad’a, daha da doğuda ‘Dicle Kalkanı’ ile Şengal’e gitmek. Hepsi birden toza karıştı. Başkasının sokağında top sektirmenin skor garantisi yok. Yarın sürpriz çatlaklar oluşur, biriken su kendine bir yol bulur, o başka! Zeytin Dalı’nı mümkün kılan faktörlerde olduğu gibi…

Batı, Türkiye’yi Rusya’nın etki alanından çekip almak için Türkiye’nin ittifak içindeki rolünü öne çıkarmaya çalışırken Moskova’nın umulmadık zaman ve yerlerden yanıt verme becerisi nedense küçümseniyor. Rusya’nın yanıt hakkından sarf-ı nazar edeceğini düşündüren nedir? Bildiğimiz Rusya uygun zaman gözetir ama etmez. Suriye’de son iki yılda olup bitenler, NATO’yla vücut bulmuş Amerikan hegemonyasına Rus yanıtının sadece Karadeniz havzasıyla sınırlı kalmadığının göstergesi değil miydi?

Bakınız Amerikan, İngiliz, Fransız üçlüsünün Suriye’ye yaptığı saldırının ardından Rusya bu ülkenin hava savunmasına takviye sinyali verdi. Bu hiç de hafife alınacak bir yanıt değil. Ruslar hem bölgede gereksiz gerilim yaratmamak hem de Rus dış politikasında pek nazik bir yere oturtulan İsrail’i ürkütmemek için 10 yıldır Şam’ın S-300 talebini oyalıyordu. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un üçlü saldırının Suriye’ye S-300 konusundaki ahlaki yükümlülüklerini geçersiz kıldığını söylemesi yeni bir eşiğe varıldığını gösteriyor.

Kuşkusuz ‘üçlü vuruş’ sadece Suriye’yi cezalandırma şovu değildi. En azından bu saldırıyı kışkırtanlar ya da arkasında duranlar oyunun kurallarını değiştirmeyi umuyor(du). Saldırıyı yetersiz bulan Erdoğan’ın repliklerinde de bu beklentinin emareleri vardı. ABD, Suriye’de kartları yeniden karar da Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’na yeni bir yol açılır mı? Hazır Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’nın arasında ‘Suriye Ulusal Ordusu’ birikmişken yeni bir silkinmeyle Şam’a yürümek mümkün olur mu? “Kürtleri bırak bizi al” diyen bir yaklaşımın alt metninde bu tür bir beklenti akıyor.

Tabii yine işte orada duran saha gerçeği: Ah şu kahrolası Ruslar ve sinsi Farslar!

Rusya’nın başına çorap örerek Ortadoğu’da kalamaz hale getirmek için çok uğraştılar; lakin baskılar, yaptırımlar ve diplomatik tecritler istenilen sonucu vermedi. Rusya bu kez daha agresif, pabucu kaptırmak niyetinde değil. ABD’de Russofobik ve müdahaleci lobinin baskısı altındaki Trump’ın başından beri Rusya ile farklı bir frekans tutturma arzusu da esasen Moskova’nın manevra alanını genişletiyor.

***

Türkiye gibi İsrail’in de saldırıya atfettiği değer farklıydı. Mademki Trump “İran’ın Suriye’deki nüfuzuna son vermeyi” temel hedef olarak deklare etti, o halde gereğini yapmalıydı. Gereği neydi? Esad yönetimini yıkmaya dönük net bir strateji ve kararlı tatbik. Üçlü saldırıya paralel Suriye’de T4 üssü gibi kendi hedef listesinin icabına bakan ve korsan saldırılar düzenleyen İsrail de mutsuz. Al Monitor’dan Ben Caspit’in, İsrailli yetkililerden aktardığı bilgilere göre, Başbakan Benyamin Netanyahu telefonda görüştüğü Trump’tan hedefe uygun strateji geliştirmesini ve Amerikan güçlerini çekme planından vazgeçmesini istedi. Israra rağmen Trump IŞİD’in yenilgisinden sonra Suriye’de işlerinin kalmayacağını söyledi. İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın “İran’ın Suriye’ye yerleşmesini kabullenmek İran’ın boynumuza kement geçirmesini kabul etmek olur. Buna izin veremeyiz” çıkışı, ‘Biz istediğimizi yaparız, ABD de mecburen arkamızda durur’ önermesine dayanıyor.

Trump’ın İsraillileri kızdıran çekilme planı ABD’nin gerçekten Ortadoğu’dan elini çekeceği anlamına gelmiyor. Her türlü müdahale seçeneğini masada tutmayı vaat eden bir ‘çekilme’ bu. Korsan saldırılarla kendi göbeğini kesme yoluna giden İsrail’e her halükarda kalkan olmak bu stratejinin bir parçası. Fakat İsrailliler, Esad rejimi yıkılmadan İran etkisinin sona ermeyeceğine inanıyor. O yüzden gelmiş geçmiş en İsrail dostu Amerikan liderinin attığı adımları kâfi bulmuyorlar.

***

Üçlü saldırının belki en önemli hedefi, nüfuz alanlarına bölünen Suriye’de mevcut durumun daha fazla Şam lehine dönmesini önleyecek ‘caydırıcı psikolojik bariyer’ yaratmak. Yani bir nevi, “Tamam biz Doğu Guta’da kaybettik ama siz de daha ileri gitmeyin” mesajı! Bu noktada ABD’nin Fırat hattında SDG ile birlikte kontrol ettiği alan ile Ürdün sınırlarından beslenen güney cephesinin geleceği öne çıkıyor.

Üçlü saldırının ardından gelen iki haber önemliydi:

Birincisi Rusların “ABD, Şam’ı alttan baskılayan Ürdün hattında Özgür Suriye ordusu ve Nusra ile birlikte fiili özerk bölge kurmaya çalışıyor” iddiası. Tabii Ruslar uluslararası kamuoyunu etkilemek için meseleyi biraz farklı bir ambalajla sunuyor olabilir. Bu uyarının ne kadar gerçekçi olduğunu anlamak için Doğu Guta’dan sonra Yermuk’ta operasyona başlayan Suriye ordusunun güneye indikçe nelerle karşılaşacağına yakından bakmak gerekecek.

İkincisi ve daha önemlisi, ABD’nin Suriye’deki askeri gücünü ikame edecek bir Arap gücü oluşturma planı. Trump “Arap müttefiklerine Suriye’de kalmamızı istiyorsanız parasını ödersiniz” diyordu. Anlaşılan Suriye’de bir süre daha kalmaya ikna olduktan sonra yeni ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’ın aklıyla Arap gücü kurma önerisini öne aldı.

Wall Street Journal’a göre Trump, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’a “Sadece para değil asker de vereceksiniz” demiş. Tabii Mısırsız Arap gücü mü olur? Onun için Bolton, Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil’i arayıp plana katkı istemiş. Güya bu güç hem IŞİD’in yenildiği yerlerde tekrar nüksetmesini önleyecek hem de Irak-Suriye sınırını İran’ın yayılmacı emellerine karşı bir sete dönüştürecek.

Bu tür bir planın önünde bir sürü açmaz duruyor:

– Evvela Müslüman Kardeşler ile savaş halindeki Mısır’ın Suriye’de bu hareketin uzantılarının önünü açacak bir stratejiye “evet” demesi imkânsız. Muhammed el Mursi’ye darbeden beri Kahire çaktırmadan Şam’la aynı dalga boyunda ilerliyor ve Moskova ile yakınlaşıyor. Suudi Arabistan ve BAE’ye prim vermesi mecburiyetten: Abdulfettah el Sisi darbeyi finanse ettikleri için bu iki ülkeye minnettar. Ve iki ülke de Müslüman Kardeşler’in azılı düşmanı. Fakat ne Yemen’e asker verecek ne de Suriye’de maceraya atılacak durumda.

– İkincisi Amerikan çizmelerinin toz kaldırmadığı bir sahaya Suudi Arabistan ve BAE inme cesaretini gösteremez.

– Üçüncüsü Suudi Arabistan ve BAE, Yemen’de fena halde batırmış durumda. Fransız, Amerikan ve İngiliz silahlarıyla ölüm kustukları halde yalın ayak Husiler karşısında çaresizler. Savaşacak askerleri olsa evvela Yemen’in icabına bakarlar.

Yine de Suudiler, Suriye’ye asker gönderme konusunda ABD’ye açık çek yazıyor. Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr’e bakılırsa Suudi Arabistan Suriye’ye asker göndermeye hazır. Bunun koşulu verilen sözden daha önemli: Geniş çaplı bir koalisyon olmalı.

Basitçe Pentagon, Arap unsurlarını öne çıkartarak koalisyonun kara unsuruna dönüştürmeye çalıştığı SDG’nin yanına “Arap-İslam Kalkanı” eklemek istiyor. Erdoğan’ın da Katar-Körfez krizine kadar sözcülüğüne soyunduğu 50 bin kişilik “İslam Ordusu” yeterince ciddiyetsiz bir zihin jimnastiği olmanın ötesine gidemedi. Gidebilseydi Yemen’de Suud’un vuran eli olacaktı. Şimdi Cubeyr bu gücün bir parçasını Suriye’ye konuşlandırmaktan bahsederek gülünç bir duruma düşüyor.

“Arap-İslam Ordusu” kâğıttan kaplan görüntüsü dahi veremediği için Körfez’in ağaları, Irak işgali sırasında sivil katliamlarla adını duyurmuş ‘özel savaş şirketi’ Blackwater’ın kurucusu Erik Prince’in kapısını çalmış. Prince’le Suriye’de konuşlandırmak üzere bir paralı güç oluşturma önerisini tartışmışlar. Çuvallarla para akıttıkları Nusra, Ahrar, İslam Ordusu gibi vekil örgütlerle olmayınca iş ‘Karanlıklar Prensi’ne kalmış.

Üçlü saldırının yarattığı psikolojik ortam belki bu tür projeleri tartışmaya cesaret veriyor. Fakat bütün hesaplarda Rusya, İran ve Suriye’nin karşılık verme kapasiteleri göz ardı ediliyor. Her iflasın ardından yeni bir fasılla ‘Suriye Cephesi’nin işini zorlaştırabilirler ama Arap Gücü’nden, Blackwater’dan gelen çözüm İsrail-Amerikan planlarının mesafe kat etmesine yetmez.

***

Üçlü saldırıyla ilişkilendirilen bir başka perspektif de şu: Siyasi çözüm inisiyatifini Astana’dan tekrar Cenevre’ye kaydırmak. Başta Fransızlar olmak üzere Avrupalılar ışıltılı salon sirklerine bayılıyor. Suriye krizi çok lobi salonu ve sirk gördü, buralardan Suriye Ulusal Koalisyonu gibi Suriye gerçekliğinden kopuk ‘ahmak avutan’ oluşumlardan başka bir şey çıkmadı. Bu hafta 85 ülke ve örgütten temsilciler Brüksel’de tekrar bir araya gelecek. İnsani yardımı görüşecekler ama asıl vurgu siyasi çözüm sürecini yeniden diriltmeye dönük olacak. Üçlü saldırının siyasi çözüm sürecinde bir katalizör etkisi yarattığı da söylenemez. O yüzden bu salonlarda daha çok flaş patlayacak.

***

ABD ve ortakları bundan sonra ne yapabilir? İşin doğrusu büyük bir savaşı göze almadan Rusya ve İran’ı Suriye denkleminden çıkartamazlar. Diğer bütün manevralar Suriye kazanının altına odun atma çabasıdır. ABD’nin yapabileceği Fırat hattındaki fiili durumu korumak, Ürdün ve Türkiye sınırlarındaki ceplerdeki sıcaklığı muhafaza etmek, Suriye’yi ekonomik olarak çökertmek ve bir daha toparlanmasını önlemek, bu çerçevede özellikle SDG ile yüzde 90’ını kontrol ettiği petrol ve doğalgaz kaynaklarına Şam’ın erişimini engellemek, yeniden yapılanma sürecini siyasi bir dayatmaya dönüştürmek, İran destekli unsurların varlığını frenlemek için lanet okuduğu Ruslara bel bağlamak vs.

Trump dediğini yapar da IŞİD’le iş bittiğinde gerçekten Amerikan güçlerini çekerse bu hesap da pert olur.

 
.

Facebook Yorumları

Kod8
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8