Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Galip Dalay

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Şii milisler sorunu veya Irak’ın sonraki krizi


26.10.2017 - Bu Yazı 615 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ortadoğu’yla alakalı hem içeride hem de dışarıda yapılan tartışmalarda uzun bir süre ilgi ‘Sünni radikalizmi’ üzerindeydi. Bu radikalleşmenin ürettiği aşırılık, terörizm ve dehşet Ortadoğu’yla veya daha geniş ölçekte Müslüman dünyayla alakalı yapılan tartışmalarda önemli yer tuttu. IŞİD’le mücadele en azından operasyonel manada sona doğru yaklaşırken, öyle görünüyor ki bundan sonra Şii milisler meselesi gündemimizi meşgul edecek gibi duruyor. Mevzubahis grupları, birçoğunun patronu konumunda olan İran’ın bölgesel projeksiyonları ve ihtiraslarından bağımsız okuyamayacağımıza göre, muhtemelen İran’ı daha fazla tartışacağımız günlere giriyoruz. Irak’ı, Suriye’yi, Lübnan’ı konuşurken daha fazla Şii milisleri dolayısıyla daha fazla İran’ı konuşacağız. Bu da bugüne kadar ‘İslami radikalizm’ literatürüne sıkça vurgu yapılan Şii istisnacılığının sonuna gelebileceğimize işaret ediyor. 11 Eylül’den sonra İran, terörizm söylemi ve terörizmle mücadele anlatısını Batı dünyasına ulaşmanın işlevsel bir yolu olarak kullanmayı tercih etti. Çünkü İran’ın terörizm vurgusu büyük oranda Vahhabilik ve tekfirciliğin reddiyesi üzerine inşa ediliyordu. Bu kullanımla da İran, terörizmi özelde Suudi Arabistan, genelde ise Sünni İslam’la eşleştiren bir söylem kullandı. Terörizm kavramının bu şekildeki işlevselliği İran’ın “terörizmle mücadele veya terörizme karşı savaş” söylemini bölgesel ölçekte yeniden üretmesine yol açtı. Batı’daki terörizmle mücadele söylemini olduğu gibi alıp ona sadece bölgesel bir sos kattı. Zaten bu nedenle İran bölgedeki aktivizmini, Irak ve Suriye politikalarını büyük ölçüde terörizmle mücadele söylemi ve mantığı üzerine inşa ediyor. 

***

IŞİD’le mücadelede sona doğru yaklaşılması, El Kaide’nin hareket kabiliyetinin göreceli olarak sınırlandırılması spotlightlar’ı gittikçe Şii milisler üzerine çevirecek gibi duruyor. ABD’de son dönemlerde Şii milislerle alakalı gelen açıklamalar (tabii ki bunu ABD’nin yeni İran stratejisinden bağımsız okuyamayız) yeni bir döneme işaret ediyor. Bu yeni dönemde milis - terörist kavramları üzerine inşa edilecek yeni söylem İran’ın daha önce Vahhabilik veya Sünni İslam’la eşleştirdiği terörizmle mücadele kavramının kullanım değerini azaltacak gibi duruyor. Bu tartışmalar ilk etapta Irak bağlamında ve Haşdi Şabi milisleri üzerinden cereyan edecek gibi gözüküyor.

Yukarıda da belirttiğim üzere, IŞİD’le mücadeleyi kendileri için bir meşruiyet tescili olarak kullanan Haşdi Şabi grupları (Bedir grubunun lideri Hadi el Amiri’nin yaptığı gibi) referandumdan sonra Kürtlerle mücadeleyi kendilerinin daha güçlü bir siyasal aktöre dönüşmeleri için fırsat olarak değerlendiriyorlar. Her iki süreçle kendilerini Irak’ta siyaset ve güvenlik sektörünün mütemmim cüzü haline getirmek istiyorlar. IŞİD’le mücadele aracılığıyla bu gruplar daha fazla askeri ve finansal kaynaklar elde ettiler. Daha geniş alanları kontrol etmeye başlayıp alternatif bir iktidar ve nüfuz alanı inşa ettiler. Yani Irak’ın IŞİD’den temizlenme sürecinin önemli aktörleri olarak ortaya çıktıkları için, aktörlükleri Şii merkezi hükümet nezdinde daha fazla kabul görmeye başladı. Ayrıca bu gruplar belli ölçüde toplumsal zemin de kazanmaya başladılar. Bu grupların toplumsal zemin, askeri sofistikasyon ve siyasal nüfuz kazanmaları her ne kadar Sünniler, Kürtler, Hristiyanlar ve benzeri grupları (Şiiler’in dışındaki gruplardan da göreceli olarak Haşdi Şabilere az sayıda katılım gerçekleşti) endişelendirirken, bu süreç merkezi hükümet ile İran’ın desteğine mazhar oldu. Amerika ise sadece IŞİD’e kilitlendiği için bu grupların bu şekilde yükselmesine mukavemet göstermedi.

***

Bu gruplar IŞİD’le mücadele sona ererken hem işlevselliklerini kaybetmemek hem de kendilerini yeni döneme uyarlamak için yeni hedefler ve stratejiler geliştirmeye başladılar. Bu konuda iki noktaya yatırım yapıyorlar. Birincisi, Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık referandumunu gerekçe olarak kullanarak hem askeri kullanım değerlerini yeniden tahkim ediyorlar (merkezi hükümet nezdinde) hem de meşruiyet kazanmaya çalışıyorlar. Örneğin referandumdan önce Abadi’den ziyade bizatihi Bedir grubunun lideri Hadi el Amiri, Barzani’yi savaşla tehdit etti. İkincisi, bu gruplar hem İran hem de Irak için stratejik önemi olan yerlere yoğunlaşarak stratejik önemlerini sürdürmek istiyorlar. Bu gruplar, Irak merkezi hükümetiyle Kürdistan bölgesi arasındaki tartışmalı bölgelerle sınır hatlarına yoğunlaşarak merkezi hükümetten rol kapıyorlar. Kerkük, Diyala ve Ninova’daki bazı bölgelerin yanısıra bu gruplar İran -Irak sınırıyla Irak - Suriye sınırına yatırım yapıyorlar. Bu tercihler onların ve İran’ın, İran’dan Akdeniz’e uzanan bir milis kuşak oluşturma vizyonunundan ayrı okunamaz.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.4.2018
İran'a Sovyet modeli..
3.4.2018
Suriye’de aktör, model ve meşruiyet tartışmaları...
22.3.2018
Muhammed bin Selman'ın tetiklediği sistemik tartışma...
15.3.2018
Türkiye-ABD ilişkilerinde Trump’ın ötesini görmek...
5.3.2018
Türkiye - İran ilişkileri nereye evriliyor?
26.2.2018
BM Güvenlik Konseyi kararından sonra Suriye
15.2.2018
Suriye’deki ‘yeni gerçeklik’ ne kadar gerçek?
8.2.2018
Astana’dan Soçi’ye Suriye’de değişmeyen
1.2.2018
Soçi’ye yansıyan Suriye manzarası
30.1.2018
Afrin Operasyonu ve ötesi
15.1.2018
Avrupa - Türkiye - Ortadoğu: Kim dönüşüyor, kim dönüştürüyor?
1.1.2018
Türkiye'nin Avrupa meselesi
25.12.2017
2018'e giderken dış politikadaki manzara
14.12.2017
Kudüs kararının ortaya çıkardığı manzara ve hatırlattıkları
4.12.2017
IŞİD’in geride bıraktığı boşluk ve bölgesel ittifaklar
30.11.2017
Türkiye-Batı ilişkilerinde çerçeve ve statü krizi
27.11.2017
Suriye’de ‘siyasi çözüm’ neyi ifade ediyor?
6.11.2017
Ortadoğu'daki kriz alanları ve Türkiye
26.10.2017
Şii milisler sorunu veya Irak’ın sonraki krizi
23.10.2017
Irak'ta yeni dönem ve Türkiye
16.10.2017
Post - IŞİD döneminin bölgesel jeopolitiği ve Türkiye
3.10.2017
Post-referandum döneminin opsiyonları
29.9.2017
Irak Kürdistanı’ndaki referandum ve Türkiye’nin siyaseti
19.9.2017
Irak Kürdistanı'ndaki referandumun sordurduğu sorular...
14.9.2017
"Kuzey Irak'ın" geri dönüşü...
8.9.2017
Türkiye - İran ilişkilerinin geleceği
29.8.2017
Türkiye, Esad rejimiyle görüşmeli mi?
21.8.2017
Türkiye – İran ilişkilerinin değişen mahiyeti
10.8.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık süreci ve Türkiye
31.7.2017
Diyanet raporu, Görmez hoca ve Türkiye'nin imaj sorunu...
27.7.2017
Tahran’da Ortadoğu’yu konuşmak...
10.7.2017
Bir belediyecilik faaliyeti olarak Filistin meselesi...
4.7.2017
Arap Cumhuriyetleri, Arap Monarşileri ve yeni dönem...
26.6.2017
Körfez'in yeni 'normali'
19.6.2017
Körfez krizi boyut değiştirirken
12.6.2017
Türkiye, Körfez krizine yönelik nasıl bir siyaset izlemeli?
8.6.2017
“Körfez” krizini nasıl okumalıyız?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8