Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Cemaatin entelektüel krizi


16.5.2018 - Bu Yazı 808 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Gülen Cemaati’nin son on yıl içinde geçirdiği dönüşüm, bu hareketin pratiğini oluşturan teorinin krizi olarak da okunabilir.

Özünde bir İslami hareket olan Gülen Cemaati’nin temel entelektüel vaadi, bu geleneğin yenilenmesini sağlamaya bir katkıda bulunmaktı. Ancak tam aksine geçen on yılda Cemaat, bu yenilenme misyonunu bir kenara bıraktı hatta İslami ortodoksinin savunucusu haline geldi.

Bu açıdan Gülen Cemaatinin krizinin kök entelektüel nedeninin İslami ortodoksiye teslim olmaktan kaynaklandığını söylemek yerindedir. Böylece Mısır’dan Malezya’ya bütün İslam toplumunu içine alan ve demokrasi teorisinden kadın haklarına bir türlü yeni açılımlara izin vermeyen İslami ortodoksinin karadeliği sonuçta Cemaati de yutmuştur.

Peki, Cemaat yenilemeyi amaçladığı bu geleneğe nasıl teslim oldu?

Cemaat, İslami geleneğe Nurculuk üzerinden eklemlendi. Nurculuğun teorisyeni Said Nursi bir kitap adamıydı ve onlarca kitap yazmıştı. Ne var ki, Nurculuğa teorik olarak eklemlenmesine rağmen Fethullah Gülen kitabi kültürün temsilcisi değildi. Aksine Gülen anakronik bir yöntem ile Cemaatine bir adım geriye götürerek şifahi kültüre göre bir epistemolojik çerçeve oluşturdu.

Gülen bir sohbet adamıydı. Teorisini konuşarak kurmayı denedi. Bir iki istisna örneği saymazsak her hangi bir konuyu derinlemesine ele alan sistematik bir kitap yazmadı. Piyasada bulunan onlarca kitabı Gülen’in konuşmalarının derlenmiş halinden ibarettir.

Gülen’in konuşma kültürü üzerinde ısrar etmesi ironik olarak cemaatini eklemlendiği Nursi geleneğinin kitabi kültüründen bir adım geriye götürdü. Zamanla, konuşma kültürü abartıldı ve bütün Cemaat neredeyse Gülen’den gelen notlarla entelektüel olarak idare edildi.

Ancak konuşma kültürünün merkezi rol oynadığı bir modelin entelektüel dönüşümler yapma yeteneği sınırlı kaldı.

Diğer bir nokta Cemaat’in “epistemik (bilgi üretim) mutfağı” ile ilgilidir. Başlangıcından beri Cemaat, epistemik mutfağını sadece neredeyse her konuda aynı düşünen ve belirli ölçülerde ortodoks bir İslami yoruma sahip kişilere açtı.

Cemaat çevresinden yetişen mühendis, doktor, avukat, sosyolog gibi farklı görüşü benimseyenler bir entelektüel rol model olarak asla tabana yansıtılmadı. Türkiye’de her çevrenin entelektüel markaları varken, Cemaat’in kendi tabanının entelektüel kimliği ile ilişkiye girebileceği isimler çıkarmasına izin verilmedi. Cemaat’in entelektüel profili basitti: Merkezde Gülen vardı ve diğer herkesin görevi şöyle yahut böyle Gülen’i yorumlamaktan ibaretti.

“Epistemik mutfağı” disiplinli biçimde elinde tutan ilahiyatçı ekip zamanla Cemaat’in bütün kurumlarında ideolojik bir otorite inşa etti: Yayınevleri, televizyon kanalları başta olmak üzere hemen her alanda ilahiyatçı bir grup entelektüel dümenin başına doğrudan yahut dolaylı olarak geçmişti. Cemaat’in yayınevlerinde hangi kitabın satılacağına dahi bu ilahiyatçı ekip bir tür “modern sansür” yöntemi ile karışmaktan çekinmedi.

İlahiyatçı ekibin meşruiyet kaynağı Gülen ile temaslarıydı. Gülen başlangıcından bu yana hareketinin birincil entelektüel aktörlerinin ilahiyatçılardan olmasına dikkat etti. Bu modelin içine iktisatçılar, mühendisler, sosyologlar yahut siyaset bilimciler asla giremedi.

Ancak – cemaat içinde adlandırıldığı şekli ile ifade edersek– bu “molla grubu” son derece ortodoks, hatta selefiydi ve dünya bilgisinin ellerindeki dinsel metinlerden üretilebileceğini düşünmekteydi. Zamanla Cemaat dünyaya ait değişik konularda bilgi üretme yeteneğini neredeyse tamamen kaybetti. Cemaat’in çekirdeği salt bazı eski dini metinlerin okunduğu bir yönteme teslim oldu. Bu model, modern sosyal bilim alanı başta olmak üzere yenilikçi bütün bilgi türlerini dışladı.

Nitekim, bugün Cemaat’in kendi içinden çıkmış bir meslek türünde uluslararası başarılı olmuş ve cemaat tabanına düşünceleri tavsiye edilen bir tane entelektüel kanaat önderi göstermek imkanı yoktur.

Esasen, Gülen 1990’larda İslami ortodoksiye yönelik ciddi entelektüel salvolar yöneltmiş ve böyle gündeme gelmişti. Ancak Gülen’in bu salvoların birer “çıkış” olarak kaldı. Gülen bu salvolarını sistematik bir İslami entelektüel yenilenme aşamasına geçecek biçimde gelişmesine hiç bir zaman istekli olmadı.

Tam aksine etrafında yetişen yeni kuşak ilahiyatçılar, son derece ortodoks, hatta Selefi bir çizgiyi benimsediler.

Cemaat o nedenle kendi içindeki pratiklerine bakarsak düşünce özgürlüğü, kadın konusu gibi çetrefilli konularda İslami geleneği tekrar etti. Bu konularda konjonktürel olarak söylenmiş bazı “çıkışlar” dışında Cemaat geleneğe son derece sadık kaldı.

Bugünün Türkiye’sinin ölçüleri ile dahi konuşursak Cemaat çevresinde yetişen ilahiyatçıların ortalamanın çok üstünde gelenekçi hatta tutucu olduğunu söylemek doğru olur.

Hiç şüphesiz Cemaat’in böyle bir entelektüel profile dönüşmesini isteyen bizzat Gülen’in kendisidir. Dışa karşı bazı sloganlarla yenilikçi düşüncenin imtiyazlarını elinde tutmak isteyen Gülen, kendi cemaatinin içini son derece tutucu bir İslami yorumu benimseyen aktörlerle kurguladı. Bu aktörler mesleki bilgiyi boğdu, dahası türlü alanlarda uluslararası düzeyde mesleki bilgi üretebilen takipçilerin hareketten uzaklaşmasına yol açtı.

Yazıyı bir örnekle bitirirsek, bu entelektüel krizin açıklayıcı bir örneği Çağlayan dergisidir. Türkiye’de yüz binlerce satan ancak kimsenin okumadığı Sızıntı dergisi hukuksuz bir biçimde kapatılınca yerine Çağlayan dergisi kuruldu. Sanki hiç bir şey olmamış ve hiç bir entelektüel sorgulama ve yenilenmeye ihtiyaç yokmuş gibi eski anlayışla çıkan bu dergiyi yine kimse okumuyor.

Dergi ne Cemaat’in içinde ne dışında bir entelektüel etki oluşturuyor. Bu haliyle Çağlayan, Cemaat’in nasıl aynı inatla içinde bulunduğu entelektüel krizi görmek istemediğini ortaya koyan canlı bir anımsatıcı olarak basılıp duruyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive