Gökhan BACIK



Bookmark and Share

İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları


26.5.2018 - Bu Yazı 1124 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Polisçe basılan evinde küçük bir servet bulunan Malezya eski Başbakanı Necip Razak, bu yazıda benim Pasifik İslamcılık olarak tanımlayacağım ideolojinin, tipik temsilcilerindendir.

Başbakanlığı süresince İslami hareketin neredeyse bütün sivil dinamiklerini yok eden ve İslam’ı kendi yönettiği bürokrasinin inisiyatifinde tepeden inme biçimde bir siyasi projeye dönüştüren Razak örneği, İslamcılığın genel gidişatı hakkında ipuçları sunuyor.

Dahası Pasifik İslamcılığı tartışmaları içinde bulunduğu kriz açısından Türkiye İslamcılığını anlamak için de önemli bir konu.

Bazı kavramlara yakından bakalım.

Klasik İslamcılık, Ortadoğu’da doğmuştur. Oluşumunda değişik ülkelerden kimi düşünürler rol oynasa da bir Ortadoğu ideolojisidir.

Bugünkü popüler İslamcılık ise büyük ölçüde Seyyid Kutup, Mevdudi, Hasan el-Benna gibi aktörlerin imzasını taşır. İslamcılık, Türkiye’ye de onların yorumu üzerinden gelmiştir.

Klasik İslamcılığın üç özelliğin altını burada çizmek gerekiyor: Birincisi, klasik İslamcılık teorik olarak demokrasi ile bir tür ilişkiyi onaylamış ancak bu daima İslam’ın gözetiminde bir demokrasi önerisi olmuştur.

İslamcı demokrasi de nihai otorite otonom akıl değil İslam’dır. O nedenle İslamcılığın vaat ettiği demokrasi bir İslami demokrasidir. Bu yüzden radikal biçimde kök teorisiyle hesaplaşılmadığı sürece klasik İslamcılık kuramından bildiğimiz anlamda bir demokrasi beklemek anlamsızdır.

İkincisi, İslamcılık – neredeyse tıpkı Marksizm gibi – evrenselcidir ancak bu evrenselcilik düşüncesinin sonunda bütün dünyanın kendi evrensel düzeni altında mutlu olacağı iddiasındadır. Bir bakıma İslamcılık tekil bir evrenselliği önermektedir ve oyunun sonunda başka bir evrensellik iddiasında bulunan düşüncenin gerekli olmayacağını iddia eden otoriter bir evrenselciliktir.

Son olarak, klasik İslamcılık ezilen sınıfların sözcüsüdür. Düzeni eleştirir ve bu söyleminde ciddi biçimde anti-emperyalisttir. Sosyolojik olarak kasabalı yahut şehre yeni taşınmış kitlenin ideolojisiydi.

Ancak, 1980lerde iyice belirginleşen ve bazı konularda Klasik İslamcılıktan ayrışan yeni bir tür olarak Pasifik İslamcılık ortaya çıktı. Özellikle Malezya örneğinde büyük ilgi uyandıran bu İslamcılık Türkiye, Balkanlar kısmen Körfez Ülkelerinde benimsendi.

Şehirli yeni kuşak Türk İslamcıları da Pasifik İslamcılığına büyük ilgi gösterdiler. Pek çok akademisyen, öğrenci Malezya’da eğitim gördü ve Pasifik İslamcılığının temel kavramlarını Türkiye’ye taşıdı.

2000lerin başında Malezya Başbakanı olan Ahmed Bedevi’nin ortaya attığı İslam hadari ile Pasifik İslamcılık bir siyasi ajanda halini alarak toplumu ve devleti İslamileştirmenin somut halini aldı.

İslam hadari kavramını Türkçe’ye medeni İslam yani şehirli, bir medeniyet düzeyinde temsil edilen İslam olarak çevirmek mümkün.

Yukarıdaki üç noktadan bakarsak Pasifik İslamcılığı şöyle tartışmak mümkündür: Birincisi, Pasifik İslamcılık da demokrasiye ilgi göstermektedir ama bu ilişkinin kapsamlı olmasını talep etmektedir. Buna göre İslam bütün unsurları ile hayatı kucaklayarak topluma entegre olacaktır.

İslam’ın siyasal anlamının ne olacağı sorunu Pasifik İslamcılıkta cevabı ertelenmiş bir sorudur. Bu ketum strateji Pasifik İslamcılığının çağdaş demokrasi ile başlangıçta daha uyumlu bir teoriye sahip olmasına yol açmıştır.

İkinci noktada Pasifik İslamcılık, Klasik İslamcılıktan farklılaşarak kendi tarihini kutsayan milliyetçi bir çizgiye kaymıştır. Klasik İslamcılığın anahtar kavramları ümmet, vahdet gibi kelimeler iken Pasifik İslamcılık medeniyet, şehir gibi kavramları öne çıkarmıştır.

Zamanla Pasifik İslamcılık milliyetçi bir dini yoruma dönüşmüş ve bu çizgideki İslamcılar devleti siyasi yorumlarının merkezine koymuştur.

Türkiye’den bir örnek verirsek Pasifik İslamcılığın tipik temsilcisi olarak akla Ahmet Davutoğlu gelir. Davutoğlu’nun söyleminde medeniyet ve şehir öne çıkmaktadır. Ancak bu aslında sürekli kendi tarihinden ve milletinden bahseden milliyetçi bir jargondur.

Ayrışmayı bir örnek üzerinden ele alalım: Klasik İslamcılar için Kürtçe eğitim bir haktır. Çünkü İslam evrenselliği içinde buna karşı çıkmak mümkün değildir. Ancak Pasifik İslamcılığın milliyetçi kodlarını benimsemiş Türk İslamcıları, Kürt sorununda devletçi bir yöntem benimsemiştir.

Nitekim, Klasik İslamcılığın etkisinde olan Saadet Partisi’nin Kürtçe eğitimi doğal bir hak olarak gördüğünü hatırlamak gerekiyor.

Halbuki, muhtemelen bütün Cumhuriyet tarihinde Kürt sorununa karşı neredeyse en acımasız siyasetin mimarlarından birisi Ahmet Davutoğlu’dur.

Üçüncüsü, Pasifik İslamcılık artık ezilenlerin söylemi değildir. Aksine küresel düzenden pay almak için türlü yöntemler geliştiren şehirli İslamcıların ideolojisidir.

O nedenle kapitalist piyasa uygulamalarını İslamileştirmekte kullanılan şufa, sukuk, müdaraba, selem, tekafül gibi uygulamalara büyük ilgi gösterilmiştir.

Klasik İslamcılık, sert bir ideolojiydi ve demokrasi gibi bazı konularda gerektiği zaman uzlaşmamayı açıkça tercih edebilmekteydi. Başka bir ifade ile Klasik İslamcılık tutarlıydı.

Pasifik İslamcılık ise pek çok konuda kaypak bir noktaya savruldu. Hem karşı çıkmayı hem kendi usulünce İslami bir yöntemle karşı çıktığı şeyi uygulamayı tercih etmekten çekinmedi. Böylece kapitalizmden, Batıyla ilişkilere kadar pek çok konuda içinde gelgitleri olan pragmatist bir ideoloji haline dönüştü.

Klasik İslamcılık Seyyid Kutup’tan Mısır Eski Cumhurbaşkanı Mursi’ye kadar aynı ideolojik bakışı benimsedi. Bu bakışa göre İslamcılık bir siyasi ve sosyal nizam talebiydi. En ılımlı yorumunda bile İslam’ın gözetiminde bir düzen talep etmekteydi ve bildiğimiz anlamda demokrasiye çekincelerini devam ettirdi.

Kökünde demokrasiye daha yakın kurgulandığı halde Pasifik İslamcılık ise milliyetçi ve devletçi bir söyleme teslim oldu. Piyasa ile girdiği ikircikli ve tutarsız ilişki ise onun kanserini üretti: Yolsuzluk.

Pragmatist karakteri gereği ne Batılı ne İslami olabilmekteydi ve bu durum büyük bir ahlak krizine yol açtı.

İçine düştüğü çukurdan kurtulmak için milliyetçi söylemi ve devletin imkanlarını kendini koruması için seferber etti ve böylece feci bir otoriterleşme girdabına kapıldı.

Klasik İslamcılar, dini yorumlarını empoze etmek için otoriterleşmeyi göze almaktan çekinmemişlerdi. Pasifik İslamcılığın etkisindeki aktörler ise siyaseten hayatta kalmak için otoriterleşmeyi tercih ettiler.

Otoriterleşerek ayakta kalınamayacağını ispatlayan Necip Razak’ın başına gelenler bu nedenle Türkiye İslamcılarına da güçlü mesajlar gönderiyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive