Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Yeni Devletin sahibi kim?


11.7.2018 - Bu Yazı 1682 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de artık rejim değişikliği büyük ölçüde gerçekleşmiş durumda.

Bundan sonra yeni rejimin sosyal, kültürel ve ekonomik alanları kendi değerlerine göre şekillendirmesini izleyeceğiz.

Ancak, yeni ortaya çıkan rejimin sahibinin kim olduğu konusunda bir kafa karışıklığı göze çarpıyor.

Bazı uzmanlar aslında devletin özünün değişmediğini siyasi gelişmelere rağmen bu eski çekirdeğin devam ettiğini ve ülkeyi yönettiğini iddia ediyor.

Bu görüşe göre “eski devlet geleneği’” aslında olduğu gibi duruyor ve İslamcılarla – yani Erdoğan ile – bir tür işbirliği içinde.

Mesela bu bağlamda, Devlet Bahçeli’nin oynadığı rol “eski devlet geleneğinin” aslında gücünü koruduğunun göstergesi şeklinde yorumlanıyor. Yine benzer şekilde Doğu Perinçek ekibinin devlete ait pek çok konuda esas hakim aktörler olduğu düşünülüyor.

O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Yeni devletin ve rejimin gerçek sahibi kim?

Gerçekten Erdoğan’ın estirdiği bütün siyasi fırtınaya rağmen perdenin arkasında “eski devlet düzeni” gücünü koruyor mu?

Rejim değişikliği gibi önemli dönüşümler birden gerçekleşmezler. Dolayısıyla rejim değişikliği uzun sayılacak bir süre devam edecek gri alanlar oluşturur. O nedenle eski devlet geleneğini temsil edenlerin bir hafta içinde ortadan kalkacaklarını beklemek mümkün değildir.

Ancak buna rağmen şunun altını çizmek gerekiyor: Yeni rejimin ve devletin sahibi İslamcılardır ve “eski devlet geleneğine” ait aktörlerin bazı güçleri olduğunu varsaymak yanıltıcı bir düşüncedir.

O nedenle Perinçek yahut Bahçeli gibi siyasi aktörler üzerinden Erdoğan’ın yani İslamcıların dışında bir asıl belirleyici olduğunu düşünmek bir yanılsamadan ibarettir.

Türkiye’de yeni ortaya çıkan rejimin üzerindeki güç ilişkilerini açıklamak için biraz Türk devlet geleneğine bakmak gerekiyor.

Siyaset bilimi literatüründe kabaca devlet geleneklerini ikiye ayırmak mümkündür: Aşkın devlet geleneği ve fonksiyonel devlet geleneği.

Fonksiyonel devlet geleneğinde devlet bir enstrüman olarak vardır ve temel amacı vatandaşların ihtiyaçlarını gidermektir. Aşkın devlet geleneğinde ise devlet bir tür metafizik bir kavramdır ve vatandaşlarının ihtiyaçlarının giderilmenin ötesinde onların maddi ve manevi hayatlarını idare eden bir olgudur.

Şüphesiz bu iki modelde saf tanımlamalardır ve dünyadaki ülkeler bu ikisinin arasında belirli yerlerde pozisyon almışlardır.

Türk devlet geleneği ise tarihsel olarak genelde aşkın bir anlayışın belirlediği şekilde yoluna devam etmiştir.

Aşkın geleneğe uygun olarak Türk devleti vatandaşlarının üstünde onlardan ayrı bir yerde konumlanmıştır. Bu modelde Türk devleti bir hizmet sunan araç değil aksine vatandaşlarına doğruyu yanlışı öğreten bir yapıdır. Alman siyaset bilimci Carl Schmitt’in bir kavramını ödünç kullanırsak, Türk devlet geleneğinde siyaset yerine bir tür “siyasal ilahiyat” vardır.

Bu siyasi ilahiyatın sonucu olarak Türk devleti vatandaşlarına hizmet etmez, vatandaşları devlete hizmet eder. Devlet de uygun gördüğü biçimde yurttaşlarına özgürlük, iş, ekmek ve diğer ihtiyaçları lütfeder.

Şimdi burada kritik nokta şudur: Türk devletinin bir tür siyasal ilahiyat üzerine vatandaşlarını yönetmesinin tarihsel dinamiği halkın kendisidir. Yani kim olursa olsun devletin başına geçenleri aşkın bir pozisyonun bütün yetkilerini kullanmasına razı olan halktır.

Anadolu ahalisi, devletinin aşkın bir örgütlenme olmasını istiyor. Bu aşkınlık içinde doğruyu yanlışı ayırt etmesini, ona yol göstermesini, yanlış fikirlerin peşinden gidenlere cezasını vermesini arzuluyor.

Esasında daha büyük çerçevede bu durum İslami devlet geleneğinin “ulu’l emre itaat” olarak özetlenen yaklaşımının Türkiye’deki yansımasından ibaret.

Devleti kutsayarak sevmek isteyen bu sosyolojinin sonucu olarak Kemalist olsun İslamcı olsun devleti devralan kadrolar hızla devletçi bir hale dönüşüyor.

Dolayısıyla bugün gördüğümüz şey “eski devlet düzeninin” İslamcı AKP’yi eritmesi değildir. Tam aksine dünün fani insanları olan İslamcı AKP’lilerin artık devleti devralması ile siyasi ilahiyatın da desteği ile aşkın bir hale ulaşmalarıdır.

Ancak bu devlet merkezli aşkın geleneğin devamı pek çok insanda “eski devlet olduğu gibi duruyor AKP’yi yönetiyor” şeklinde bir illüzyonun oluşmasına neden oluyor.

AKP’li İslamcıların Türk devlet geleneğinin otoriter özelliklerini yansıtmaları sanki büyük bir değişiklik olmadan eski devlet düzeninin devam ettiği yanılsamasını oluşturuyor.

AKP, Türk devlet geleneğinin pek çok özelliğini elbette devam ettirecek: Örneğin devlet her alanda belirleyici olacak. Ancak bu süreklilik unsurlarına bakıp hemen karar vermek için erken çünkü orta ve uzun vadede AKP, kendi ideolojik kimliğinin yansıması olarak bazı büyük değişiklikler de isteyecek.

Örneğin, klasik Kemalist kadrolar orta ve uzun vadede tamamen tasfiye edilecekler. Tarihsel sürekliliği içinde ancak bu sefer milliyetçi-İslamcı kodlarda örgütlenen yeni Türk devleti, klasik Kemalizm’i tamamen tasfiye etmek isteyecek. Bunun yerine TSK’da dahil olmak üzere devlet kurumlarında İslamcı-milliyetçi ideoloji benimsenecek.

Yine aynı şekilde hangi tonunda olursa olsun sol, sosyalist hatta sosyal demokrat aktörlerin de yeni rejimin içinde etkili bir rol almasına izin verilmeyecektir.

Bu arada, klasik Kemalizm’den farklı daha milliyetçi tondaki eski unsurlar – MHP örneğinde olduğu gibi – yine İslamcı elitler ile uzlaşarak etkilerini bir süre devam ettirebilirler. Ancak, İslamcılar bu grupların da devlet içindeki özgül ağırlığını zamanla azaltmak isteyeceklerdir.

Bütün bunlar dikkate alınırsa bugün itibari ile yeni bir devlet ortaya çıkmaktadır ve bunun sahibi İslamcılardır. Yarının ne olacağını kestirmek zordur ancak Türkiye’de zaman şu anda İslamcıların lehine akmaktadır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive