Gökhan BACIK



Bookmark and Share

İslamcılar tarikatları bitirir mi?


26.7.2018 - Bu Yazı 1173 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Nezihe Muhiddin (1898-1958) Türk kadın hareketinin önde gelen isimlerinden birisiydi. Kadınların erkeklerle her alanda eşit olmasını savunuyordu.

Spor yapıyordu, ata biniyordu. Yeni kurulan Cumhuriyet idaresinin kadın konusunda her görüşüne uygun birisiydi. Normal şartlarda Nezihe Muhiddin’in seküler Cumhuriyet’in rol modeli olması gerekiyordu.

Ancak öyle olmadı. Kurduğu Kadınlar Halk Fırkası’na siyaset imkanı verilmedi. Milletvekilliği adaylığı ret edildi. Muhiddin’in siyasi faaliyetlerine türlü engeller çıkarıldı.

Dahası kadın hareketinin bu radikal temsilcisi neredeyse unutturuldu.  Bugün revizyonist tarih kitaplarının dışında Türk kadın hareketinde Nezihe Muhiddin’e neredeyse hiç atıf yapılmaz. Türk kadının modernleşme tarihinde Muhiddin’in yerinde büyük bir boşluk vardır.

Peki, neden Kemalist rejim esasen kendi görüşlerine bu kadar paralel bir kadın hakları savunucusunu benimsemedi?

Seküler rejimin Nezihe Muhiddin’e neden tahammül etmediğinin cevabı İslamcıların siyasetin kurallarını belirlediği günümüzde devletin İslami tarikat ve cemaatlere nasıl davranacağı konusunda önemli tarihsel ipuçları sunuyor.

Nezihe Muhiddin ‘şeriatçı’ değildi yahut kadın hareketini komünist kodlar üzerinden de savunmuyordu. Ancak, Ankara’da seküler bir rejim kurulmuştu ve ‘toplumun nasıl olması lazım geldiğini’ bu merkezi iradenin belirlemesi gerekiyordu.

Kadın konusunda fikirleri rejimle neredeyse aynı olmasına rağmen Nezihe Muhiddin gibi otonom bir kadın savunuculuğunu dönemin siyasi rejiminin kabul etmesine imkan yoktu.

Topluma kadın konusu olmak üzere haklarını verecek olan CHP vardı ve modernleşme onun ön gördüğü plan çerçevesinde gerçekleşecekti.

Buradan Türk devlet geleneğinin önemli bir ilkesini tanımlayabiliriz: Fikirlerinin devletin uygun gördükleri gibi olması yetmez, devletin benimsediği fikirleri savunurken bir de onun istediği gibi hareket etmelisin. Otonom bir ajandan olmamalı!

Bu ilkenin günümüz versiyonu şudur: İslami bir ajandanın olması tek başına yeterli değildir, devletin istediği gibi bir İslami yorumu yine devletin istediği biçimde savunacaksın.

Dolayısıyla son zamanlarda devletin İslami tarikat ve cemaatlere yönelik siyasetini bir tür laiklik siyaseti olarak görmek yanıltıcıdır. İslamcıların siyasette, yargıda, bürokraside kazandığı gücü laikleşmeyi gerçekleştirmek için kullanacağını düşünmek fantastik bir beklentidir.

Bu nedenle son dönemde devletin cemaat ve tarikatlara yönelik siyasetini bir tür disipline etme stratejisi olarak görmek gerekiyor.

Bir zamanlar CHP’nin Nezihe Muhiddin’e dediği gibi İslamcıların kontrolündeki devlet, cemaat ve tarikatlara “benim istediğim gibi bir İslamileşme takip edeceksiniz” demektedir.

Kemalizm’le mücadele yıllarında sayısız cemaat ve tarikat, kaotik bir işleyiş içinde hayatlarını sürdürmekteydi. Bu cemaat ve tarikatların neredeyse hemen hepsi birbirini sevmese hatta çekemese bile toplamda yaptıkları iş icabı Kemalizm’i aşındırmaktaydı.

Ancak şimdi İslamcıların hakim olduğu bir siyasi düzende bu kaotik yapıya gerek kalmadığı düşünülmektedir. Bunun yerine devlet elitlerinin uygun göreceği bir ajandaya göre belirli bir disiplin ve hiyerarşi içinde bütün İslami grupların hazır ola geçmesi isteniyor.

Tarihsel olarak da bu yeni bir şey değildir: Fatih ve 2. Mahmut dönemlerinde de devlet dini grupları terbiye etmeye çalışmıştır.

Peki, dini cemaat ve tarikatlara yönelik siyaset başarılı olur mu? Sorunun cevabı kısa: Hayır.

İlk olarak, bugünkü AKP karmaşık bir dini grup kimliğine dayanmaktadır. Örneğin, AKP’nin yargı içindeki en güvendiği gruplar bir dönem İskenderpaşa Cemaati’nin uzantısı olan gruptan çıkmaktadır. Yahut Diyanet’te AKP siyasetini uygulayanlar Erenköy Cemaati’ndendir. Hükümetin kontrolünü aldığı yeni medya gruplarında ise Işıkçı Cemaatinden yüzler öne çıkmaktadır.

Hal böyle olunca AKP’nin kendi uzuvlarını oluşturan İslami grupları yok edeceğini beklemek çelişkidir.

Ancak AKP, cemaatlerin kendi siyasi liderliğini merkeze alan bir İslami hizmet tanımı dayatmaktadır. Bunun dışında – AKP’ye paralel bile olsa – kendi yol haritasında ısrar eden gruplar risk altındadır.

Mesela yakın zamanda Furkan Vakfı ile anılan cemaatin lideri Alpaslan Kuytul tutuklanmıştır. Yine bazı işaretlere bakacak olursak AKP, Süleymancılar ve Menzil Grubu olarak bilinen cemaatlere yönelik de rahatsızdır.

Süleymancıların bir türlü AKP’nin liderlik rolünü kabul etmemesi rahatsızlık konusudur. Menzil Grubu ise Enerji ve Sağlık Bakanlıklarını fiilen domine etmiştir ve bu siyasi dengeler açısından sorundur.

İkinci olarak, devlet ve cemaat/tarikat kavgasının kısa vadede kazananı devlet uzun vadede kazananı cemaat ve tarikatlardır. Bunun pratik bir nedeni vardır: Anadolu ahalisi için muteber üç tip sivil toplum vardır: Hemşeri dernekleri, Camii yaptırma dernekleri ve cemaatler/tarikatlar.

Anadolu, Nakşibendiliğin Batı’ya uzandığı büyük kolun etki alanındadır ve ilhamını bu koldan alan yüzlerce irili ufaklı cemaat bütün memlekete sokak sokak dağılmıştır.

Türkiye’de sadece bir kasabada etkili olan cemaatler vardır.

Bütün bunlar 7/24 faaliyet gösteren ve yorulmayan yapılardır. Devlet baskısına göre şekil alan tedbirli davranan bu yapılarla uzun vadede mücadele etme imkanı yoktur.

Cizvitlerin, Fransiskenlerin gelişmiş ülkelerde siyasetten eğitime etkili olduğu bir dünyada Anadolu’yu tarikat ve cemaatlerden arındırmak düşüncesi çocukçadır.

Türkiye’nin cemaat ve tarikatlarla ilgili sorunu bir şekil sorunu değildir. Sorun, yenilenmeyen ve bu yüzden açıkça kokuşmuş yorum ve pratiklere yol açan İslami gelenekten kaynaklanmaktadır. Bu gelenekle Müslümanlar yüzleşmedikçe, devletin diğer siyasetleri geçici çözümler üretmekten başka bir işe yaramayacaktır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive