Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?


2.8.2018 - Bu Yazı 918 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Tutuklu Amerikan rahip yüzünden çıkan gerilim İslamcıların ABD’ye bakışını yeniden düşünmeyi gerektiriyor.

Esasında, İslamcıların Amerika hakkındaki görüşleri bütün İslam ülkelerinde benzerlikler gösterir.

1940’ların sonunda Amerika’ya giden Seyyid Kutup bütün İslamcıları etkileyecek bir ülke resmi çizmişti. Kutup’a göre Amerika bir cahiliyeye toplumuydu. Kutup’un Amerika macerası üzerine kitap yazan James Nolan, onun Amerikan toplumunu hayvanlarla kıyasladığını yazmaktadır.

İslamcı popülist söylem Amerika’ya “batıl düzenin” merkez ülkesi olarak tanımladı. Amerika’nın yanında hemen İsrail bulunuyordu. 1979 İran Devrimi’nin lideri Humeyni, Amerika’yı büyük İsrail’i küçük şeytan olarak tanımlamıştır.

Buraya kadar özetlemeye çalıştığım popülist söyleme uygun olarak Türkiye’de de İslamcı hareket ABD’yi küresel bir sorun olarak gördü.

Halbuki İslamcı hareketin ABD ile ilişkileri görünenden daha karmaşıktır.

Türkiye’yi ABD merkezli Batı blokuna perçinleyecek NATO üyeliği gerçekleşirken örneğin Said Nursi bunu teşvik etmiştir. NATO üyeliğini sağlayacak Kore Savaşı’na bir öğrencisini göndermiş ve bu savaşın bir iman-küfür savaşı olduğunu düşünmüştür.

Nursi’ye göre Kore Savaşı gibi örnekler komünizme karşı Hristiyanların hakiki dindarları ile Müslümanların ittifakına bir örnekti.

Burada elbette anahtar kelime komünizmdi. Türkiye İslami hareketinin en merkezi ilkelerinden birisi de anti-komünist olmaktı. Bu karşıtlık öyle bir sosyolojik etki üretti ki Anadolu’du bir kimseye komünist demek putperest demekten daha ağır bir itham halini aldı.

1957 yılında ise açıklanan Eisenhower doktrini ile İslami hareketin Amerika ile olan ilişkileri daha karmaşık bir evreye girer.

Doktrine göre ABD, SSBC’ye karşı dostlarını sadece askeri olarak desteklemeyecekti. Bunun yanından o ülkelerde komünizm karşıtı yaşamın toplumsal olarak yaygınlaşması için destek verecekti.

Nitekim dönemin önemli kuruluşlarından birisi Komünizmle Mücadele Dernekleri idi. Derneğin aktif üyeleri arasında Said Nursi’nin öğrencisi Bekir Berk olduğu gibi Fethullah Gülen’de vardır. Gülen, derneğin Erzurum şubesinin açılması için uğraşı veren kişiler arasındaydı. Bu derneğin etrafında sosyalleşen insanların pek çoğu daha sonra Türkiye’de etkili siyasi ve entelektüel işler yaptılar.

Burada önemli olan şuydu: Türkiye sağı içine İslamcıları da içerecek biçimde, anti-komünizm birincil kimliği ile kendini konsolide ederken Amerika ile girift bir ilişki geliştirmiştir.

Türkiye, Batılı blok içinde ABD ile Komünist Rusya’ya karşı mücadele ediyordu ve bunun etkileri Türk İslami hareketini de etkilemişti. Bu etki özünde İslami hareketin popülist söylemine rağmen Batı yanlısı, piyasa merkezli bir söyleme yakın olmasına yol açmıştır.

Türkiye’nin küresel jeopolitik gelişmelere göre takip ettiği dış politikanın içeride sol yahut sağ hareketleri etkilemesi gayet normaldi. Örneğin, 12 Eylül askeri darbesinden sonra Milli Eğitimi şekillendiren bakan Hasan Sağlam – ki kendisi bir süre darbe rejimini fiilen yöneten Milli Güvenlik Konseyi’nin sekreter yardımcılığına da yapmıştır – emekli olduktan sonra 16 yıl süre İlim Yayma Cemiyeti’nin yöneticiliğini yapmıştır.

Kenan Evren tipi bir rejim ile İlim Yayma Cemiyeti’ni emekli bir general olan Hasan Sağlam örneğinde kesiştiren şey Türkiye’nin dönemin küresel jeopolitik dengelerini yansıtmasından başka bir şey değildi. Nitekim, Kenan Evren rejimi kısa sürede Türkiye Nakşibendiliğinin bürokraside altın çağını yaşamasına yol açacaktı.

Aynı küresel jeopolitik dengelerin başka bir yansıması ise Gülen Cemaatini ilk stratejik hedef olarak Türki Cumhuriyetlere açılmasıydı. Batıyı tehdit olarak görmeyen, küresel sisteme entegre olma yeteneğine sahip ilk kuşağın oluşmasında Gülen Cemaati’nin okullarının etkisini unutmamak gerekiyor.

Buraya kadar olan tartışmalar Türkiye’de İslami hareketin gelişimi ile Amerika arasında girift dinamiklerin rol aldığını söylemeye çalışıyor. Bu “İslami hareketi ABD kurguladı” şeklinde bir komplocu düşünceyi beslemek anlamına gelmiyor. Altını çizmek istediğim nokta şudur: İslami hareket, Türkiye’nin Batılı düzende olmasının türlü politik ve ekonomik nimetleri ile serpilmiştir.

Uluslararası siyasetin doğasına gayet uygun biçimde Türkiye’de taraflar kendilerini uluslararası dinamiklere göre dönüştürmüştür. Burada Türk sağı için yapılan değerlendirmelerin benzeri farklı açılardan Türk solu içinde yapılabilir.

Burada şunun altını çizmeye çalışıyorum: Türk İslami hareketinin tarihsel oluşumu biraz da Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde ABD merkezli Batılı blok içinde Komünizm karşıtı kampta yer almış olması ile ilgilidir.

Soğuk Savaş sonrası dönemde de içinde başta AKP olmak üzere Türk İslami hareketi ile ABD merkezli Batılı sistem arasında yakın ilişkiler devam etmiştir. Örneğin, AKP hükümeti bu sistemden uzun süre politik ve finans-kapital destek almıştır.

Zaten, Türkiye İslamcıları ile Batı arasında politik ve finans-kapital ilişkiler tadında giderken Türkiye, İsrail ve Suriye arasında arabuluculuk yapmakta yerleşik Batılı düzenin uyumlu bir aktörü olmak yolunda adım adım ilerlemekteydi.

Ancak şimdi İslamcılar, istedikleri gibi bir rejim kurmak imkanına sahiptirler. Böyle bir yönelim ise Türkiye’nin Batı ile kurduğu geleneksel ilişkiyi koparmayı gerektirmektedir.

Batılı finans-kapitali kullanmayı devam ettirecek model ile “ölçülü bir İslamileşme” mümkün olabilir ama Türkiye’deki İslamcıların istediği rejim mümkün değildir. Küresel Batılı sisteme rağmen bir rejim kurmanın politik ve ekonomik maliyetleri akla İran örneğini getirir. Nitekim, Erdoğan’ın son konuşmalarının birinde “ne oldu İran battı mı yani?” demesi önemlidir.

Dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkilerinde bize yansıyan pek çok sorun Türkiye’nin aslında temel meselesi olan rejimin yeniden tanımlanmasının uluslararası yansımalarından başka bir şey değildir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive