Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti


30.9.2018 - Bu Yazı 1098 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kriz kader değildir.

 
Her kriz birincil olarak devletin beceriksizliğinin sonucudur.
 
Enflasyon yükseliyorsa, işsizlik çift haneli ise, döviz kuru önceden tahmin edilenin üstünde oluşuyorsa, bunlar devletin beceriksizliğinin göstergelerdir.
 
Yalnız ekonomik krizi, salt devletin beceriksizliklerinin sonucu olarak görmek yanlıştır.
 
Bugünkü krizin oluşmasında piyasa aktörlerinin de beceriksizlikleri yani sorumluluğu var.
 
Yatırımcılar, iş insanları, banka genel müdürleri, büyük firmaların CEO’ları başta olmak üzere piyasa aktörlerinin de günümüzdeki krizin oluşumunda büyük rolleri oldu.
 
Ülkeye gelen ucuz yabancı parayı devletle birlikte toprağa gömen bu arada inovasyon, AR-GE gibi kavramları sektör dergilerinde laf olsun diye geçiştiren Türk sanayicisinden başkası değil.
 
Ancak sorun daha kapsamlı: İçinde bulunduğumuz kriz göstermektedir ki, çok yüksek düzeyde maaş alan yahut para kazanan ve iyi eğitimli Türkiye piyasasının önemli aktörleri entelektüel düzeyde ülke ve dünya ekonomisinin gidişini okumakta acınacak düzeyde yetersizdir.
 
Burada elbette entelektüel düzey ile piyasa aktörlerinin felsefe yahut sanat tarihi bilgisini kastetmiyorum.
 
Aksine, piyasa aktörleri yaptıkları işleri ve bu işler üzerine etkili politik, ekonomik faktörleri okumak, yorumlamak ve bunlara uygun karşı strateji bilgi geliştirme konusunda hayret verici düzeyde donanımsızdır.
 
Daha açık yazarsak Türkiye piyasasının önde gelen aktörlerin çoğu “bir yıl sonra dolar ne olur?”, “Türk dış politikası ekonomik olarak nasıl maliyet üretir?”, “Türkiye’de hükümetin takip ettiği siyasetin ekonomik maliyeti ne olur?” gibi basit soruları önceden analiz etmek ve muhtemel sonuçlarına göre stratejiler geliştirmek konusunda beceriksizdirler.
 
Nitekim, bu beceriksizlik yüzünden gelinen noktada “bankalarımız batmak üzere, firmalarımız kredi bulamıyor devlet bizi kurtarsın” söylemine sığınmış durumdalar.
 
Türkiye’nin Suriye siyasetinin bugünkü maliyeti üreteceğini, ülkedeki otoriterleşmenin ekonomiyi çok yönlü boğacağını, TL’nin yabancı para birimleri karşısında trendinin aşağı yukarı bugünkü gibi olacağını önceden kestiren düzinelerce ekonomist, akademisyen ve gazeteci var.
 
Peki, Türkiye piyasasının iyi eğitim almış, yüksek para kazanan ve tecrübeleri aktörleri neden bu kadar şeyi yanlış hesapladı?
 
Türkiye’de ve dünyada yüzlerce uzman Türk ekonomisinden dış politikasına yıllardır uyarılar dolu yazılar yazdı. Türkiye piyasa aktörleri hiç mi okumuyor?
 
İş dünyası bu konuları doğru analiz edecek entelektüel yeteneğe sahip değil ki işaretleri bir kaç yıl önceden görülen girdaba düşmekten kendilerini koruyamamışlar.
 
Taze bir örnek verelim: Geçen hafta Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Bu programın tek olumlu tarafı ortaya koyduğu ekonomik hedefler beklendiğinden daha gerçekçi.
 
Ancak, program verdiği rakamlar konusunda da çelişkilere sahip.
 
Dahası, programda hedeflerin nasıl yapılacağına dair bir cümle bile yok. “İşsizlik inecek”, “borç yükü azalacak”... Bunlar hedefler. Ancak bunlar nasıl olacak bilinmiyor? Açık yazarsak aslında ortada bir program yok.
 
Peki, piyasanın aktörleri neden OVP’yi alkışlıyorlar?
 
Cevabı basit: Program, bankaların borçlarını ilerleyen zaman içinde kamunun üstlenebileceğine dair bir niyet içeriyor. Piyasanın büyük aktörlerinin mutluluğunun nedeni bu.
 
Aslında bu mutluluk, piyasa aktörlerinin entelektüel sefaletinin göstergesi.
 
Türkiye’nin son beş yılını, dünya siyasetinin gidişatını yanlış okumuş ve en sonunda “kredi bile bulamıyoruz” diye devlet kapısına üşüşen Türkiye burjuvazisi “sizin bankaları kurtarabilirim” dediği için OVP’yi alkışlıyor.
 
Şunun altını çizelim: Devlet, 2010 yılından itibaren ekonomi, iç siyaset, demokratikleşme, Kürt sorunu, diş politika gibi alanlarda büyük hatalar yapıyor.
 
İş dünyası ise bu hataların pek çoğunu destekliyor yahut bu hatalı siyasetin sanki ekonomik sonuçları olmayacak gibi bir hayal dünyasında yaşıyor.
 
Bu hayal dünyasının acı sonucu da devletle beraber bütün yanlışlara ortak olmuş yahut susmuş özel sektörün devletten yardım dilemesi.
 
Peki “yardım” ne demek? Özel sektörün başta bankaların borcunun kamuya yani halka yüklenmesi anlamına geliyor.
 
Sokak dili ile ifade edersek Ayşe Teyze’nin tasarrufunun “Ayşe Teyze’nin dolarla ne işi var?” diyen genel müdürün idare ettiği bankalar gibi kurumların açıklarını kapatmak için kullanmak.
 
Ancak burada küçük bir ayrıma gitmek lazım: İstanbul sermayesinin, yani büyük sermayenin, geleneksel bir kurnazlıkla hükümetin açıkladığı OVP’yi alkışlamasını anlayabiliriz.
 
Çünkü hükümet, büyük sermayenin durumunu hafifletecek bazı adımlar atacağını söylüyor. Zaten en son yapılan faiz artırımı ile bankalara hayat öpücüğü verilmiş.
 
Ancak, Anadolu sermayesi neden bu kadar mutlu? OVP içinde doğrudan kendilerinin durumunu hafifletecek somut bir tane strateji var mı?
 
Beraber OVP’yi alkışladıkları Güler Sabancı’nın bankası Anadolu yatırımcısına ucuz kredi mi verecek?
 
Her gün Anadolunun bir kentinden iflas eden firma haberi geliyor. OVP bu firmalar hakkında bir çare öneriyor mu?
 
O zaman Anadolu sermayesinin ‘saf’ temsilcileri neden bu kadar mutlu?
 
Cevabını verelim: İdeoloji. Yani “AKP bizim partimiz o nedenle destek olmalıyız” düşüncesi.
 
Ancak ironik olarak da AKP hükümeti de bu nedenle Anadolu sermayesini ciddiye almıyor. Hükümet de şöyle düşünüyor: “Sivas, Erzincan, Konya, Kahramanmaraş bizim bölgemiz. Buraların insanı nasıl olsa bize oy verir.”
 
Ne var ki sıkıntı büyük ve ekonomi gemisi, İstanbul sermayesinin kurnazlığı ve Anadolu sermayesinin saflığı ile yürüyemeyecek kadar hasarlı.
.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive