Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Ezilenin rızası: Ters sosyoloji


25.10.2018 - Bu Yazı 1187 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Pierre Bourdieu sosyolojinin tanımını, toplumu izleyerek düzenli olarak kendini tekrar eden ilkeleri ve bunları meydana getiren koşulları yani yasaları açıklamak olarak vermiştir.

Nitekim sosyoloji bizlere, bazı kendini tekrar eden sebep-sonuç ilişkilerini öğretti. Bizler de bu nedenselliklere göre toplumları anlamaya çalışıyoruz, dahası bunlara göre toplumların dönüşmesini bekliyoruz.

Örneğin ezilen fakirlerin kendilerini ezenlere karşı örgütlemesini yahut en azından onlara kızmasını bekliyoruz.

Dindarların ahlaksız siyasi liderlerle mücadele etmesini bekliyoruz.

Yakınlarındaki madende hükümetin denetim görevini yapmadığı için yüzlerce insanın yer altında gömülü kaldığı kentin iktidara oy vermemesini bekliyoruz.

Hâlbuki dünyada bazen işler pek öyle gitmiyor: Dindarlar, ahlaksızlıkta marka haline gelmiş pek çok siyasi liderin peşinde koşuyor.

Pek çok ülkede fakirler, ülkenin en zengin işadamlarının kurduğu siyasi partilere oy veriyor.

Böylece ezilenlerin rızasından dolayı bütün olumsuzluklara rağmen geleneksel sosyolojik düşüncenin bizde var ettiği beklentiler yani kötü yöneticilerin tasfiyesi, halkın haksızlığa ve sömürüye itirazı bir türlü gerçekleşmiyor.

Bu durumu ters sosyoloji olarak tanımlayabiliriz: Ters sosyoloji, insanların içinde bulunduğu sosyal, moral ve ekonomik şartların gerektirdiğinin aksine davranmasıdır.

CNBC’nin verdiği bir habere göre Harley-Davidson fabrikasında çalışan ve Başkan Trump’ın aldığı son ticari kararlar ile işlerini kaybetme riski artan işçilerin başkana desteği artarak devam etmektedir.

İşçiler ekonomik olarak kaybedecek olsalar bile Başkan’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” siyasetinden dolayı buna hazır olduklarını ifade etmişlerdir.

Benzer örneklere her yerde rastlamak mümkün. Pek çok insan sosyal, ahlaki ve ekonomik şartlarının gerektirdiğinin tam aksine kararlar almaktadır.

Kısacası ezilenin ezilmeye rıza gösterdiği, ahlaksızlıktan şikâyet edenlerin ahlaksız siyasi liderlere destek olduğu tuhaf bir sosyolojik nedensellik ile karşı karşıyayız.

Bu önemli sorunu daha önce eserlerinde ele alan bazı düşünürler de elbette olmuştur.

Örneğin, Antonia Gramsci Hapishane Defterleri’nde işçilerin pek çok ülkede asla neden kendilerini sömüren düzene karşı gelmediklerini tartışmıştır.

Gramsci’ye göre egemen sınıflar bir hegemonya kurmakta ve diğerlerini ikna etmektedirler. Böylece ezilenlerin rızası alınmaktadır.

Gramsci bu süreçte devlet, sivil toplum, kimi aydınlar ve din gibi faktörlerin rol oynadığını söylemektedir.

Örneğin, ürününü maliyetinden daha az fiyata satmaya zorlanan fırıncı “devletin sorunlarımıza çare bulmasını istiyoruz” demektedir. Bu aslında ezilen fırıncının, hegemonya kurmuş sınıfın kendi çıkarlarını düşüneceğine ikna olduğunu göstermektedir.

Yahut camideki imam müminlere “burada anarşist olmayın nasıl olsa ahiret var orada bütün ihlaller cezasını bulacak” demektedir.

Dini grubun lideri yaşanan sorunlarda kendi sorumluluğunu tartışmaya açmak yerine “bunlar Allah’ın bize sevgisinden kaynaklandı bizi sınıyor ve olgunlaştırıyor” demektedir.

Ters sosyoloji üzerine önemli bir kitap yazan diğer düşünür ise Yeryüzünün Lanetlileri adlı kitabında sömürgeciliğin oluşturduğu durumları ele alan Frantz Fanon’dur.

Fanon, bir taraftan Batılı sömürgecilik üzerine destansı bir eleştiri ortaya koyar ancak öte yandan sömürgecilik ve ondan kurtuluş sürecinin sömürülenler üzerinde oluşturduğu aksi durumları da ele alır.

Örneğin, hatırı sayılı bir kesim sömürgeciler gibi düşünmektedir dahası sömürgecilik ile mücadele etmek şiddeti benimseyen bir anlayışı da beslemiştir.

Bu tartışmaların önemli bir boyutu da şu:

Ezilenlerin ezilmeye rıza gösterdiği durumlarda makul insanlar için entelektüel bir işkence süreci başlar. Sosyolojik nedenselliğin alt üst olması onları sarsıntılar içinde midesi bulunan bir insan gibi yapar.

Dahası pek çok makul insan bile ters sosyolojinin etkisine girer. “Ülkede işler kötü gitse ancak düzelir” yahut “insanlar aç kalsa akıllanır” gibi düşünceler onlara çekici hale gelir.

Peki, bu yaklaşımlar doğru mu?

Türkiye örneğinde Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı gibi birey hayatını en mikro düzeyde dahi zehir etmiş nice büyük felaket öğretici olmadı.

Yine 1999 Depremi’nden sonra bugün İstanbul’un geldiği hal felaketlerin insanlara her zaman öğretici olmadığını gösteren diğer bir örnek.

Mesela bugün içinden geçtiğimiz ekonomik krizi bazıları ülkeyi yönetenlerin beceriksizliği olarak görürken başkaları da “ülkenin altın çağa ulaşmasının önündeki en son engel” olarak yorumluyor.

İnsanların inançlarına yahut ekonomik çıkarlarına zıt şeyleri onlara güzel olarak gösterebilecek yeteneğe sahip pek çok hegemonik dil her zaman var olacaktır.

Peki, çözüm nedir?

Ters sosyoloji yani gerçeğin zıddını iş yapmak toplumlara sürekli acılar ve türlü maliyetler (ekonomik kriz, otoriterleşme, dış politik fiyaskolar, trafik kazaları vb.) yükler.

Aslında ters sosyoloji, toplumun kendi kendine işkence yapabilme kapasitesidir. Ne var ki, bu kapasite kimi toplumlarda sandığımızdan çok uzun sürebilir.

O nedenle en makul yol kalabalıkların sosyal sorunlardan ders çıkarmasını beklemek yerine farklı politik mahallelerin elitlerinin bir uzlaşı yolunu bulmaya çalışmasıdır.

Elitler uzlaşmadığı sürece toplumlar bazı buhranlarla yön değiştirebilir ancak bu rahatlama Türkiye’de olduğu gibi beş-on yıllık düzelmeler ve sonra yeniden siyasi istikrarsızlık ve toplumsal sorunlar ile dolu yıllar demektir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive