Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Seküler İhvan ve Erdoğan


23.11.2018 - Bu Yazı 1049 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Seküler ihvan kavramını metaforik olarak Türkiye’de seküler çevrelerin seçkinlerinin de esasen pratik olarak bir cemaat anlayışı ve formu içinde olduklarını anlatmak için kullanıyorum.

Hatta bu durum büyük ölçüde Batı Avrupa için de geçerli: Avrupa’da da neredeyse dini bir cemaat şeklinde davranmakta olan bir seküler ihvan olduğunu söylemek mümkün.

Gerek Avrupa’da gerek Türkiye’de olmak üzere seküler ihvan genelde sosyal demokrat çevrelerin oluşturduğu içine katılmayı neredeyse tamamen engelleyen bir çeperle çevrili bir grup.

Bu grup değişik ülkelerdeki mensuplarını haklı olarak kollamakta ancak bunu yaparken bazen bir cemaat mantığıyla neredeyse sadece kendi mensuplarını demokrasi kavgasının yegâne mağduru ve aktörü olarak görmektedir.

Örneğin, birbirine demokrasi davasına hizmetlerinden dolayı ödül vermekten bıkmayan seküler ihvanın üyeleri nadiren başka cemaatlerin mensuplarına ödül verir.

Seküler ihvan kendi cemaatinin bir üyesinin mağduriyeti için Avrupa’yı ayağa kaldırırken eğer bu ihvana mensup değilseniz hele politik kimliğinizde dindar bir ton varsa asla eşit muamele görmezsiniz.

Sosyal demokratların hem Türkiye hem Avrupa’da kitlelerin ilgisini kaybetmesinin bir nedenin de bu içine kapanık cemaat yapısı olduğunu hatırlatıp, seküler ihvan ve Erdoğan konusuna dönmek istiyorum.

Erdoğan’ın kâğıt üzerinde önemli bir rakibi olan seküler kesime ve özellikle onların seçkinlerine yönelik sanılanın aksine çok dengeli bir siyaset izlediğini düşünüyorum.

Dahası, gelinen noktada seküler kesimin parlak beyinleri bile Erdoğan’ın stratejisinin önlerine attığı bütün tuzaklara düşmüş görünüyorlar.

Şunu peşinen yazmak gerekiyor: Erdoğan’ın seküler mahalleye kısa ve orta vadeli yönelik stratejisi onları yok etmek değildir.

Erdoğan’ın temel beklentisi seküler kitlenin ve özellikle aydınlarının İslamcı siyasal rejimi meşrulaştıran bir konumda kalmasını sağlamaktır.

Medyadan örnekle açıklayayım: Erdoğan söz gelimi Yeni Şafak gazetesini kendi düşüncelerinin topluma bir aktarıcısı olarak görür. Ancak Erdoğan NTV kanalını kendi düşüncelerinin bir meşrulaştırıcısı olarak görür.

Dolayısıyla seküler seçkinler doğal olarak İslamcılığın savunucusu olamaz ancak pek ala paradoksal olarak meşrulaştırıcısı olabilir.

Nitekim eğer İslamcılığın topluma yayılmasında bir numaralı görevi Yeni Şafak gibi medya organları yapmış ise de ulusal ve uluslararası düzeyde meşrulaştırılmasında en büyük rolü NTV gibi organlar yapmıştır.

Nitekim bu bağlamda Erdoğan seküler aydınların iki temel konuda kendi stratejisini meşrulaştıracak pozisyonlar almasını istemektedir.

Bunlardan ilki Kürt sorunudur. Erdoğan için CHP tabanının hatırı sayılı bir kesiminin Kürt siyasetine yönelik tepkisi stratejik olarak bir hazinedir.

Burada Erdoğan, seküler aydınların CHP’ye oy veren geniş kitlelerin Kürtlere yönelik alerjisini tedavi edecek biçimde davranmasını istemez.

Erdoğan gün gelir Kürtlerle yine masaya oturabilir ancak CHP tabanının Kürtlerle olan alerjisinin sabit kalmasını ister. Siyasetin temel kurallarından birisi de yönetemediğin ama lehine olan durumun sabit kalmasını istemektir.

CHP tabanının bir kesiminin sabit haline gelmiş Kürt alerjisi yüzünden böylece Erdoğan Kürtlerle kavga ederken de diyalog yaparken de kazançlı çıkan olur.

İkinci konu, Erdoğan’ın Gülen Cemaati ile olan savaşıdır. Erdoğan burada da seküler aydınların kendi siyasetini meşrulaştıran bir rol oynamasını istemektedir.

Erdoğan, Gülen Cemaati ile mücadele üzerinden bir düzen kurmaktadır. Dolayısıyla şu ince noktanın farkındadır: Seküler aydınların Gülen cemaati karşıtlığı son tahlilde Erdoğan’ın amaçladığı siyasal dönüşümde kullanılacak enerjiye katkı sağlamaktadır.

Bazı örnekler vereyim: Önde gelen seküler isimlerden birisi tutuklanıp mağdur edilince “tutuklandığıma üzülmüyorum ama FETÖ üyesi olarak suçlanmak bana ağır geldi” demiştir.

Göz altına alınan başka birisi ise “suçlandığım dosyayı cemaatçi hakimler kaç yıl önce hazırlamış” demektedir.

Benzer açıklamalar Erdoğan’ın stratejisine uygun durumlardır. Çünkü bu açıklamalarda ülkedeki temel sorunların kaynağı olarak Erdoğan gösterilmemektedir.

Bir iktidarın sanırım mutlu olacağı anlardan birisi ülkede mağdur edilen insanların iktidardan önce başka bir grubu suçlamasıdır.

Peki, seküler aydınlar neden bu tür konularda Erdoğan’ı da sıkıştıracak bir alternatif bir söylem üretemiyor aksine istemese bile onun siyasetini meşrulaştırma tuzağına düşüyor?

Bu sorunun cevabı seküler seçkinlerin bir politik cemaat şekline dönüşmüş olmasından kaynaklanıyor.

AKP ve Gülen Cemaati örneklerinde şunu kabul etmek gerekiyor: İslami hareket ülkenin bugünkü feci duruma gelmesinde doğrudan sorumludur.

Ancak ülkenin bugünkü duruma gelmesinde ve bugünkü durumdan çıkamamasında seküler mahalle ve onların seçkinlerinin de sorumluluğu bulunmaktadır.

Ancak artık bir ihvana dönüşmüş seküler seçkinlerin sadece kendi aralarında karşılık bulunan muhalefet söylemi memlekette pek bir işe yaramayan bir tören diline dönüşmüş haldedir.

Bu seküler cemaatçi söylemin üç büyük sorunu var: İlk olarak, seküler mahalleyi rahatlamaktadır ki etkin bir muhalefet için bu iyi bir şey değildir. Kitleyi rahatlatan söylem baştan yanlıştır. Aksine muhalif söylem rahatsız edici olmalıdır.

İkinci olarak ülkede olup biten sorunların kalıcı bir dönüşüme gittiğini hakkıyla dile getirememektedir. Bu söylem, krizin büyüklüğünü olduğundan daha küçük gösteren bir söylemdir, dahası anlamsız bir iyimserlik pompalamaktadır.

Son olarak, başka büyük mağdur kitlelerin sorunları hakkında (mesela Kürtlerin, Gülen cemaati mensuplarının) çekingen yahut sessiz kalan bir söylemdir.

Kim geçmişte ne hata yapmış olursa olsun mağduriyetin bağlamsız ve zamansız olduğunu ve mağdurun mutlak savunulması gerektiği ilkesini ıskalamaktadır.

 
 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive