Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?


25.1.2019 - Bu Yazı 1359 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’nin bugünkü rejiminin niteliği hakkında bir tartışma devam ediyor.

İktidar çevresi, Türkiye’nin tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar demokratik bir toplum olduğunu iddia ederken, muhalifler de tam aksine ülkede bugüne kadar hiç görülmeyen otoriter bir rejim kurulduğunu söylüyor.

Bir ülkenin demokratik mi, yoksa otoriter mi olduğu tartışması öncelikli olarak siyaset biliminin alanına girer.

Üstelik bir ülkenin rejiminin niteliğini tanımlamak bir siyaset bilimi sorunu olarak görece olarak son derece kolaydır.

O zaman akla şu soru geliyor: Bugünkü siyaset bilimi literatüründe Türkiye’nin rejimi nasıl tanımlanıyor?

Fizik, kimya, sosyoloji gibi diğer bilim dallarında olduğu gibi siyaset biliminde de en üst ve evrensel bilimsel tanımlar, tartışmalar akademik dergilerde yapılır.

Bir konuda bilimsel katkı yapmak isteyenler çalışmalarını bu dergilere sunarlar. Zor bir hakemlik sürecinden sonra kabul edilen makaleler bilimsel literatürün temel taşları olarak kabul edilir.

Dolayısıyla, Türkiye’nin rejiminin bilimsel olarak nasım tanımlandığını öğrenmek için yapmamız gereken, dünya çapında muteber ve siyaset bilimcilerin referans olarak kabul ettiği dergilere bakmak olacaktır.

Yakın dönemde Türkiye üzerine makaleler yayımlanmış olan bu tip dergilere örnek olarak şunlar verilebilir: Third World Quarterly, Southeast European and Black Sea Studies, Turkish Studies, Foreign Affairs, Journal of Democracy, The International Spectator.

Bu dergilerde yayımlanan makalelere bakıldığı zaman Türkiye’nin rejimi hakkında iki temel tespit ile karşılaşıyoruz:

Birincisi, Türkiye’deki siyasi rejimin otoriter olduğu konusunda tartışmasız bir uzlaşı var.

İkincisi, Türkiye’de mevcut otoriter rejim, ‘rekabetçi otoriter’olarak tanımlanıyor. Yani Türkiye bilimsel literatüre göre rekabetçi otoriter bir rejimi olan ülkedir.

‘Rekabetçi otoriter rejim’ kavramı, 2002 yılında Steven Levitsky ve Lucan Way tarafından ortaya atılmıştır.

Rekabetçi otoriter rejimler adından da anlaşılacağı üzere otoriter rejimlerdir. Medya, üniversite üzerinde büyük baskı vardır. Seçimler adil şartlarda gerçekleşmez. Düşünce özgürlüğü, toplantı yapma hakkı gibi temel konularda otoriter sınırlar vardır. Hukuk devleti söz konusu değildir, mahkemeler yönetimin fiilen uzantısı haline gelmiştir.

Ancak bütün bunlara rağmen rekabetçi otoriter rejimler, bazı nedenlerden dolayı tam otoriter bir rejime dönüşmemişlerdir. Ülkede o nedenle otoriter bir rejim çatısı altında seçimler, çok partili hayat kör topal yoluna devam eder.

Dış faktörler, ekonomik sıkıntılar gibi nedenler, rekabetçi otoriter rejimin tam bir otoriter rejime gitmesine engel olur.

Rekabetçi bir otoriter rejim olarak tanımlanan Türkiye’de teorinin açıkladığı şekliyle ekonomik dinamikler; Kürt sorunu, dış faktörler, şehirli sekülerlerin etkisi gibi faktörler çalışıyor ve ülkenin tam bir otoriter rejim olmasını etkiliyor.

Daha genel ifade edersek, iki temel dinamik Türkiye’nin tam bir otoriter rejime evirilmesine engel oluyor:

Birincisi, Türkiye ekonomik olarak dış dünyayı sıfırlayacak cesareti bulamıyor.

İkincisi, Türkiye yine dış dünya olmadan güvenliğini tam olarak garanti altına alamıyor.

Rekabetçi otoriter rejim, bir kilitlenmeyi ifade eder. İktidar bir türlü istediği gibi ülkeyi dizayn edemez öte yandan muhaliflerin de gücü bir değişim için yetersiz kalır.

Rekabetçi otoriter rejimler o nedenle ülkede üretilen ‘enerjinin’ çoğunu, kavga ederek harcar. Bozuk bir buzdolabının enerjisinin çoğunu kendini ısıtmakla boşuna harcaması gibi rekabetçi otoriter rejimler, ülkenin maddi ve manevi kaynaklarını kavga ile heba eder.

Bu arada, sayıları gittikçe artan bilim insanının Türkiye’nin artık rekabetçi otoriter rejimin sınırlarını zorladığını ve tam bir otoriter rejime dönüştüğünü de yazmaya başladığını hatırlatmak gerekiyor.

Bütün bu faktörleri özetlersek siyaset bilimi literatüründe Türkiye otoriter bir rejim olarak kabul ediliyor.

Türkiye’nin bir demokrasi olduğunu iddia eden evrensel ölçülerde yakın dönemde yazılmış bir tane bilimsel makale yoktur.

Siyaset biliminin en üst düzeyde icra edildiği mecralarda Türkiye’nin otoriter olarak tanımlanmış olmasının etkisi geniş olarak düşünülmelidir.

Dünyanın pek çok önde gelen üniversitesinde yazılan yüksek lisans ve doktora tezlerinde burada bahsettiğim makaleler çerçeve olarak kabul edilir.

Dünyanın herhangi bir yerinde Türkiye üzerine çalışan birisi “acaba son çıkan bilimsel eserler ne diyor?” diye araştırma yaparsa bu literatür ile karşılaşır.

Ortadoğu, siyaset bilimi, küresel sistem üzerine derslerde Türkiye’yi otoriter olarak tanımlayan bu makaleler okutulur. Kütüphanede, sınıfta, konferansta, panelde, yazılan tezde, yapılan projede Türkiye otoriter bir ülke olarak tanımlanır.

Şüphesiz, Türkiye’nin bilimsel ölçülerle otoriter olarak tanımlanmış olması üzücü bir durumdur. Ancak buna kızmak veya üzülmek bir şeyi değiştirmez.

Söylem, propaganda ve siyaset belirli alanlarda etkilidir ancak bilimsel tanımlar ve tespitler bir şekilde mutlaka etkisini kabul ettirir. Bilimsel bilginin oluşmasında ve yaygınlaşmasında referans hiç bir zaman siyasi söylemler olmaz.

Bilimsel yöntemle üretilmiş bir sonuca itiraz bağırarak, kızarak yahut bunu söyleyeni hapse atarak yapılamaz.

O nedenle, buna itiraz edenlerin uluslararası düzeyde bilimselliği kabul edilmiş bilimsel dergilerde Türkiye’nin bir demokrasi olduğunu iddia eden ve yöntemsel bir tutarlılıkla açıklayan makaleler yazması gerekiyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive