Gökhan BACIK



Bookmark and Share

31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?


28.3.2019 - Bu Yazı 693 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde hep beraber milletin olup biten karşısında ne düşündüğünü, neye öncelik verdiğini görme fırsatını elde edeceğiz.

Bu seçimlere gidilirken içinden geçilen süreç şüphesiz adil bir yarış değildi. Ancak bütün olumsuzluklara rağmen her türlü şartta toplum tarafından algılanabilecek üç büyük objektif sorun söz konusu:

Birincisi, derin ekonomik buhran.

İkincisi, ölçüsüz bir otoriterleşme ve baskı.

Üçüncüsü, dış politikada Türkiye’nin adeta kendi kendini mutlak bir izolasyona doğru hapsediyor olması.

Baskılar, otoriterleşme ne kadar fazla olursa olsun bu üç objektif krizin insanların günlük hayatında yarattığı olumsuzları durdurmak imkânı yoktur. Hiçbir otoriter rejim, 80 milyonluk bir ülkede reel ekonomik ve sosyolojik sorunları tamamen görünmezden gelinecek bir sihre sahip değildir.

Ancak burada önemli bir koşul var: Seçim sonuçlarına hiçbir müdahale olmadan sayımı sağlamak.

Türkiye’de seçim güvenliği salt sandık güvenliği olarak düşünülüyor. Elbette bu önemli ancak bunun kadar önemli olan sandık sonuçlarının YSK dâhil aşamalı olarak tescil edilme süreci. Bu aşamalı sürecin her bir düzeyinde seçim güvenliğini sağlamak hayati önem taşıyor.

Demokrasi sadece sayım demek değildir aynı zamanda hukuk devleti anlamına gelir. Bu doğru. Ancak bugün itibari ile elimizde Türk demokrasisi adına kalan yegâne kurum seçimlerdir.

Türkiye’de demokrasinin öbür hayati unsurları başta hukuk olmak üzere çoktan devre dışı kalmıştır. O nedenle sandık, hâlihazırda Türkiye’nin tartışmasız en hayati kurumudur.

Yerel seçimlerin demokrasi için kritik bir anlamı da şudur: İktidar partisinin baskıları sonucu bugün muhalif yazarlara, tiyatroculara verilecek salon bulunamamaktadır.

Muhalif partilerin belediye seçimlerini kazanması demek AKP karşıtı siyasetin maddi imkânlarının artması demek olacaktır. Bu salt bir salon bulma sorunu değildir: Muhalif sanatın, düşüncenin hatta öğrencinin finanse edilmesi demokrasi için hayati bir dinamiktir ve bunu yerel siyaset ile zenginleştirmek mümkündür.

O nedenle muhalefet partilerin daha çok belediye kazanması demek toplumsal muhalefetin tabanda güçlenmesi için son derece önemli bir gelişme olacaktır.

Seçim sonuçlarının genel ülke siyaseti için de önemli mesajları olacaktır. AKP’nin daha önceki ekonomik kriz döneminde yerel seçimlerde alınan yüzde 38’in altına düşüp düşmeyeceği, eğer düşerse ne kadar düşeceği ilk önemli ölçüdür.

Bu oranın altında daha aşağıya her iniş, AKP seçmeninin parti ile kurduğu duygusal-ideolojik bağı terk ettiğini ve yerine daha rasyonel seçmen davranışı koyduğu anlamına gelecektir.

Bu bağlamda ben yüzde 37-38’lik bir oy oranının R. Tayyip Erdoğan tarafından “telafi edilebilir bir kayıp” olarak görüleceğini düşünüyorum.

Ancak bu oran yüzde 36 ve aşağısına düşerse AKP’nin sonucu daha farklı yorumlamak gerekecektir: Yüzde 36, AKP öncesi bir partinin aldığı en sonuncu en yüksek oydur. 1987 seçimlerinde ANAP yüzde 36 oy almıştır. O tarihten itibaren AKP daima bunun üstünde oylar almaktadır. Ancak 31 Mart seçimlerinde AKP yüzde 36 veya altına düşerse siyasi partiler tarihinde sıradanlaşma sinyalleri vermiş olacaktır.

O nedenle kişisel kanaatim, AKP’ye duygusal-ideolojik bağlılık ile oy veren kitlenin rasyonel seçmen davranışına dönmeye başladığına ikna olacağımız oran yüzde 36’dır.

Bu açıdan yüzde 36 aşağısı her sonuç AKP için yorum ile geçiştirilemeyecek net bir yenilgidir.

Ancak bu seçimde ulusal düzeyde hikâyenin önüne geçecek özel durumlar da var. Bunlar Ankara, Bursa, İstanbul gibi bazı önemli kentlerde seçimi kimin kazanacağıdır.

Örneğin bu üç büyük kentin herhangi ikisinde muhalefet partileri seçimi kazanırsa AKP’nin büyük bir yenilgi almış olacağı sonucu çıkarılacaktır.

Bu seçimin neredeyse sembolü haline gelen Ankara’nın özel durumunun da ben bu sonuçlara göre belli olacağını düşünüyorum: AKP genel olarak büyük oy kayıpları yaşamazsa ve sadece Ankara’yı kaybederse, devlet gücünü kullanarak bir şekilde bu kentin yönetimini tekrar geri alacağını düşünüyorum.

Ancak, genel oy oranında büyük bir düşün olur yahut AKP, Bursa ve İstanbul gibi başka kentleri de kaybederse Ankara sonuçlarını kabul etmekten başka bir yol kalmayacaktır.

Bu seçimlerin tarihi bir önemi de şudur: Türkiye bir parti-devleti midir yoksa AKP bir devlet-partisi midir bunu öğrenmiş olacağız.

1950’lere kadar CHP tek başına Türkiye’yi yönetmiştir ancak CHP bir devlet-partisi idi. Mesela 1980 yılında devlet, CHP’yi kapatmıştır. 1946 seçimlerinde bir kaza yaşanmış olsa bile daha sonraki seçimlerde CHP sonuçları kabul etmiştir.

Cumhuriyet döneminde otoriter dönemler olmuştur ama hiçbir zaman parti-devleti tecrübesi yaşanmamıştır.

Bir ülkenin parti-devletine dönüşüp dönüşmediğini anlamak için seçim sonuçlarının tescili hayati önemdedir.

Kısacası şöyle: Seçim sonuçlarının olduğu gibi veya olduğuna çok yakın, tescil edildiği bir ülke son tahlilde parti-devleti değildir.

Yok, devlet, iktidar partisinin sonuçları istediği gibi değiştirmesine sesini çıkarmıyorsa artık orası bir parti-devleti haline gelmiştir.

Benim kanaatim şu an AKP, bir devlet partisidir ancak bütün gücü ile düzeni bir parti devletine dönüştürmeye çalışmaktadır.

Bakalım millet ne diyecek?

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive