Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?


6.05.2019 - Bu Yazı 876 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hem Ali Babacan’ın hem Ahmet Davutoğlu’nun yeni bir parti hazırlığı içinde olduğunu kamuoyu öğrenmiş bulunuyor.

“Eski AKP’liler” olarak bilinen Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibiler hakkında hem bir beklenti hem bir bezginlik var. Birkaç yıldır konuşulduğu halde somut bir parti girişiminin gerçekleşmemesi bu kişilere yönelik bir tepki de oluşturdu. O nedenle Davutoğlu cephesinden gelen açıklama somut olduğu için önemli.

Yeni parti konusunda ilk soru hangi siyasal boşluğun doldurulacağı. Davutoğlu’nun kullandığı dil, ilk hedefinin AKP tabanı olduğu algısını üretiyor. İkinci bir nokta, Davutoğlu’nun İslamcı söylemi koruyacağı algısı. Davutoğlu, merkez sağ, merkez, liberal gibi kavramlara mesafeli duruyor. O daha ziyade İslami hareketin zaafa uğradığı ve bir şeyler yapılması lazım geldiğini söylüyor.

Bir bakıma Davutoğlu, İslami hareketin kasabalılaştığını ve şirazeden çıktığını bunu daha şehirli ve yüksek kültür kodlarına göre kendi liderliğinde toparlayacağı imajını veriyor. Ancak sonuçta bu görünüm, İslamcı siyasetin devamı olma iddiasıdır.

Hal böyle olunca örneğin Batı’dan bakınca Davutoğlu’nun, Batı bloku ile Erdoğan kadar olmasa da sorunları devam ettireceği düşünülüyor. Erdoğan gibi inatlaşma üzerine kurulu olmasa bile Davutoğlu, Batı ile mesafeli olacaktır. Zira Davutoğlu’na göre Türkiye, Batı bloğunun sıradan bir üyesi değil tarihsel gücü ve istisnailiği olan bir aktördür.

Ne var ki, dış politika Davutoğlu’nun politik liderliğinde bir tür “sabıka kaydı” gibidir. Pek çok kişi Suriye gibi konularda Türkiye’nin yaşadığı sıkıntıların sorumlusu olarak kendisini görüyor. Hemen bu bağlamda geçmişten gelen ikinci rezervasyon Başbakanlığı döneminde Kürtlere yönelik siyasetidir.

Dolayısı ile Davutoğlu’nun bu konularda yeni neler söyleyeceği önemlidir. Yeni şeyler söylemek yerine, Davutoğlu Suriye krizi ve Kürt sorunu gibi konularda aslında ne kadar isabetli kararlar aldığını tekrar ederse başlangıçta yanlış bir adım atmış olur.

Ali Babacan ise muhtemelen salt AKP tabanına değil geleneksel merkez ve merkez sağın hepsine hitap etmeyi deneyecektir. Özal ile başlayan Erdoğan ile ayyuka çıkan süreçte Türkiye’de merkez sağ ve aşırı sağ birbirine karışmıştır. Babacan, merkez ve liberal sağı tekrar piyasa merkezli bir çizgide toparlayabilir. Babacan’ın İslamcı bir siyasi lider olarak algılanmıyor olması avantajdır.

Babacan isminin popülaritesinin ana nedeni şüphesiz ekonomidir. Hem Türkiye’de hem dünyada Babacan’a yönelik ciddi bir kredi söz konusu. Pek çok kişi liderliğe soyunması durumunda Babacan’dan ekonomi konularında konuşan, reel sorunları önceleyen birisi olmasını bekliyor.

İşsizlik, enflasyon gibi reel sorunlarla boğuşan Türkiye’de beka söylemi gibi soyut konulara yönelik bir tepki oluştu. Bu boşluk, Ali Babacan gibi siyasilere imkan alanları açabilir.

Unutmamak gerekir ki, eski merkez ve liberal sağın liderleri olan Turgut Özal ve Süleyman Demirel gibiler teknik konularda uzmanlaşmayı seven ve reel sorunlar üzerinden siyasi dil geliştirmeyi başaran kişilerdi. Babacan da böyle bir siyasal dil geliştirebilir.

Siyasal dil çok önemlidir: Örneğin Babacan’a göre Davutoğlu daha soyut söylem kullanmaktadır. AKP’ye karşı yayımladığı son manifesto bile aşırı soyuttur. Davutoğlu toplumla konuşurken günlük dile hakim olmayı tam olarak başaramamaktadır.

Batı ile ilişkiler konusunda da şüphesiz Babacan’ın her açıdan birkaç adım önde olduğunu düşünmek gerekiyor. Babacan’ın hem ekonomik olarak hem dış politika açısından Batı bloku ile uyum içinde olacağı beklenmektedir.

Burada önemli bir nokta AB konusudur. Türkiye’nin AB ile olan ilişkileri şu an sahipsizdir. Davutoğlu’ndan da bu konuyu sahipleneceğine dair bir işaret söz konusu değildir. Babacan bunu yapabilir.

Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Türkiye’de iyi kötü bir demokratik ve hukuk devleti düzeni arzulanıyorsa, ülkenin dünya siyasetinde yönü hayati önem taşımaktadır.

Örneğin, Türkiye’nin yüzü Rusya’ya ve Çin’e bakarken ülke içinde ne liberal ne sosyal demokrat bir düzen beklemek gerçekçidir.

Burada sorun hem liberal sağın hem solun seçkinlerinin algısındadır. Hem sağdan hem soldan kişiler, kapitalizm ve sömürgecilik eleştirisini öyle abartmışlardır ki bu bir Batı düşmanlığına dönmüştür. Amerikan karşıtlığı ve kapitalizm karşıtlığı bağlamında büyüyen bir dalga, sol ve liberal sağı Batı’dan koparmaktadır.

Türkiye’de bazı muhafazakar-liberallere yahut sosyalistlere bakarsak, sanki Batı A’dan Z’ye kapitalist baronlar ve sömürgecilerden oluşuyor. Halbuki Batı’da sosyalist, sosyal demokrat, liberal ve merkez partiler de var ve üstelik bunlar pek çok yerde hükümetin parçası konumundalar.

Büyük bir yanılgı ile pek çok liberal-muhafazakar ve sosyalist Türk seçkini, Batı ile kavga ederek Türkiye’de demokratik, seküler bir hukuk düzeninin mümkün olabileceğini düşünüyor. Batı’dan kopmuş bir Türkiye’nin varacağı yer ya milliyetçi-İslamcı ya da milliyetçi-solcu söylemle bezenmiş bir tür otoriter rejimdir.

O nedenle yeni parti tartışmalarının en hayati konularından birisi Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerini tekrar gündeme almaktır. Türkiye’de demokrasinin yeniden inşası için bu hedefe uygun bir dış politika şarttır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive