Gökhan BACIK



Bookmark and Share

İkinci Johnson Mektubu vakıası


15.06.2019 - Bu Yazı 837 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Tarihe “Johnson Mektubu” olarak geçen hadise şudur: ABD Başkanı Lyndon B. Johnson, 1964 yılında dönemin Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’ye üslubu kaba sayılabilecek bir mektup yollar.

Mektup, bir yandan Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini engellemeye yöneliktir diğer yandan ise Türkiye’nin Amerikan askeri teçhizatlarını adaya olası bir müdahalede kullanmaması istenmektedir.

Johnson Mektubu hakkında pek çok yorum yapılmıştır ancak özünde bu mektup ile ABD, Türkiye’ye uyarılarda bulunmakta ve hatta “benim dediğimi yapmazsan ve başkaları tarafından işgale uğrarsan sana yardım etmem” demektedir.

Mektup bir bakıma Türkiye’ye “benim müttefikimsen benim ile ortak karar almadan bazı işlere girişirsen bana güvenme” demektedir.

Bu mektubu yeniden hatırlamamızın sebebi şudur: 6 Haziran 2019 günü ABD Savunma Bakanlığı’ndan, Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’a yazılan mektup, Türk-Amerikan ilişkilerinde bir açıdan ikinci bir Johnson Mektubu hadisesi olarak görülebilir.

İlk olarak gazeteci İlhan Tanır’ın yayımladığı mektupta ABD tarafı, eğer Türkiye, S-400 savunma sistemlerini alırsa ABD ile ortak yürütülen F-35 savaş uçakları projesinden çıkarılacağı ifade edilmektedir.  Ayrıca, Türk savunma personelinin eğitimine son verileceği belirtiliyor.

Mektup öte yandan “hala S-400 konusunda tavır değiştirme imkanınız var” demektedir.

Mektupta ABD açıkça F-35 konusu ile ilgili kararların S-400’lerin Türkiye’de konuşlanmasının doğurduğu riskler nedeni ile alındığını ifade ediyor. ABD bir bakıma müttefiki Türkiye’ye benim güvenliğime halel getirecek bir şey yapıyorsun demektedir. Yine CAATSA kapsamında Türkiye’ye yönelik yaptırımların da söz konusu olduğu vurgulanıyor.

Mektup, ABD Savunma Bakanlığı tarafından yazılmış ve savunma işbirliği konusunda teknik bir alana yönelik olsa bile Türk dış politikasının genel durumu ile ilgili bazı değerlendirmeler de içeriyor.

Örneğin, ABD tarafı, Türkiye’nin Rusya’ya stratejik ve ekonomik konularda aşırı bağımlı olduğunu ifade ediyor. ABD’ye göre bu aşırı bağımlılık, Türkiye’nin iddialı ekonomik kalkınma hedefleri ile uyumlu değil. Belli ki bu cümleler ile ABD tarafı Türkiye’ye ekonomik olarak büyük oranda Batı ile olan ilişkilerini hatırlatıyor.

Başka bir ifade ile ABD tarafı S-400’ler üzerinden esasen Türkiye’nin Rusya yanlısı mı ABD yanlısı mı kalıp kalmayacağını tartıştığımızı ima ediyor. Çünkü mektup, Türkiye’nin dış politik yönelimi bu şekilde giderse bunun maliyetinin “büyük çaplı işsizlik, milli hasılada büyük kayıplar ve uluslararası ticarette daralma” şeklinde gerçekleşeceğini söylüyor.

Kanaatimce mektubun en önemli yeri “F 35’leri vermiyoruz” kısmından ziyade Türkiye’ye hatırlatılan bu olası ekonomik kayıplar kısmıdır!

Yani, ABD, ekonomik ve diğer alanlarda Batılı sistemin nimetlerini kullanıp savunma gibi kritik bazı konularda Rusya ile yakınlaşmak mümkün değildir demektedir. Dolayısı ile mektup, Türkiye’nin bir süredir “dış politikada her çiçekten bal alırım” tavrının tahammül sınırına ulaştığını belirtiyor.

Diplomatik söylem taraflarından arındırırsak bu ifadeler Türkiye’ye bir anlamda tarafını seç demektedir.

Esasen tam bu açıdan 1964 Johnson Mektubu ile 6 Haziran 2019 tarihli mektup aynı öze sahiptir: ABD, Türkiye’ye savunma siyasetinde ve dış politikada aldığı kararlarda kendisi ile olan ittifak sistemine göre davranmasını istiyor.

1964 yılında Johnson Mektubu kamuoyu tarafından öğrenilince büyük bir tepki oluşmuştu. Türkiye, o zaman ABD’ye bağlı olmayan bir ulusal savunma doktrini geliştireceğini ilan etmişti.

Kanaatimce bugün de aynı şeyler olacak: Kamuoyu, ABD’ye karşı köpürtülecektir. Nitekim, hükümetin görüşünü temsil eden Burhanettin Duran konu ile ilgili son yazısında, eğer ABD Türkiye’ye yönelik tavrını değiştirmezse, “kalıcı ve çok güçlü bir anti-Amerikancı milliyetçiliğin Türkiye’de” belirleyici hale geleceğini iddia etmiştir.

Diğer yandan “kendi milli savunma sanayimizi kurmalıyız” şeklinde bir söylem de kısa sürede piyasaya sürülecektir.

6 Haziran 2019 tarihli mektup, bir süredir gelişen olayların sonucudur. Bu olayları özetleyerek bakınca şunları görüyoruz:

1. Türk dış politikası pek çok temel konuda artık klasik Batıcı yöneliminden kopmuştur.

2. Türkiye’nin bugün dış politikasının günlük işleyişi Rusya merkezlidir. Türkiye için artık Rusya etkisi altında bir ülkedir denebilir.

3. Türk dış politikasında yaşanan değişimin temel kaynağı iç politikadaki rejim değişikliğidir. Mevcut rejimin bu özellikleri ile Batılı kalması imkanı yoktur, doğası itibari ile yeni Türkiye, Rusya gibi bir ülkedir. Hal böyle olunca Türkiye’nin politik rejimi kendi gibi olan Rusya, Venezuela gibi ülkelerle yakın olmayı istemesi doğaldır.

Türkiye’nin dış politikada hangi yolu izleyeceği konusunda önemli bir konu da devleti meydana getiren koalisyonun ideolojik özellikleridir.

Türkiye’yi halen yöneten ve farklı ideolojik çizgilerden gelen (İslamcı, milliyetçi, ulusalcı, Kemalist vb.) grupları “15 Temmuz Koalisyonu” olarak tanımlamak mümkündür.

15 Temmuz koalisyonunu meydana getiren grupları birleştiren noktalar ise Batı karşıtlığı ve aşırı milliyetçiliktir.

15 Temmuz koalisyonu, kısa sürede Türkiye’nin AB defterini dürdü. Kişisel kanaatim bu koalisyonun, ABD ve daha geniş kapsamda NATO ile olan angajmanlardan da kopmayı istediğidir.

Ne var ki, böyle bir kopmanın siyasi, güvenlik ve ekonomik maliyeti herkesi ürkütmektedir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive