Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu


28.09.2019 - Bu Yazı 816 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir festival kapsamında bile olsa İstanbul semalarında uçan Rus yapımı S-35 jetleri, Türk dış politikasında artık çok şeyin değiştiğini gösteriyor.

TASS ajansına konuşan bir Rus yetkili, iki ülkenin S-400 savunma sisteminden sonra Su-35 jetleri için de pazarlık yaptığını ifade etti. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da ABD’nin satmaktan vaz geçtiği F-35’ler yerine Su-35 jetlerini alabileceklerini söyledi.

Suriye krizinin başlangıcını milat kabul edersek sekiz yıl içerisinde yaşanan büyük değişimi şöyle özetlemek mümkün: Rusya, bir NATO üyesi olan Türkiye’yi nüfuz alanına sokmayı başardı. Bugün Rusya, sadece dış politikada değil savunma, silahlanma ve hatta Kürt sorunu gibi Türkiye için hayati konularda önemli bir etkiye sahip.

İşleyiş olarak Türk-Rus ilişkilerini 19. ve 20. yüzyılın erken dönemindeki Batılı güçler ile Çin arasındaki “eşitsiz anlaşmalara” benzetebiliriz. O dönemde İngiltere ve Çin arasında olduğu gibi bugün Türk ve Rus ilişkilerinde temel bir eşitsizlik mantığı var: Buna göre pek çok konuda nihai kararı Rusya veriyor.

İki ülkenin vatandaşlarının yararlanacağı vize serbestliğinden, Rusya’ya gönderilen domatesin iadesine kadar her konuda Moskova neredeyse bir veto yetkisine sahip. Türkiye ise bir tür müzakere edici ülke olarak görünüyor.

Dahası, yakın tarihte görülmediği biçimde ülke içinde yükselen milliyetçi dalga, ki zaman zaman her telden bir yabancı düşmanlığı şeklinde tezahür ediyor, asla Rusya’yı sorun etmiyor.

Ne Erdoğan’ın ne ortağı MHP’nin Türkiye üzerinde artan Rusya etkisinden rahatsız olduğuna dair bir veri yok. Gerek İslamcılığın gerek Türk milliyetçiliğinin 19. Yüzyılın sonundan beri yaşadığı evrimi düşünürsek, Rusya konusunda endişesiz bir Türk siyasal aklının doğmuş olması her açıdan küçük bir mucizedir.

Nitekim, Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yakın zamanda konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda ilginç ifadeler kullanmıştır. Bakanın açıklamalarına göre Türkiye, ABD ve Rusya arasında tercih yapmayacaktır. Yani bir bakıma artık ABD ve Rusya eşit düzeyde vazgeçilmezdir. Yine Bakan, Türkiye’nin artık ABD’nin kontrolünde olmadığını söylemektedir. ABD’nin bunu anlayıp Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini sindirmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda sadece siyasileri tartışmak yanıltıcı olur. Türk-Rus ilişkilerinin bugün geldiği noktanın en önemli mimarlarından birisi de şüphesiz Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’dır.

Kulağa tuhaf gelse bile eski bir NATO generali olan Akar, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin arkasındaki önemli aktörlerden birisidir. Unutmamak gerekir ki Akar, S-400 sisteminin alınmasını bir “bağımsızlık ve egemenlik” sorunu olarak nitelemiştir.

Ne var ki, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasının tam orta göbeğinde izah edilmesi zor büyük bir gerilim var: Rusya, Türkiye’nin Suriye siyasetinin akamete uğramasına yol açan bir numaralı ülkedir.

Herkes biliyor ki Şam rejimi Rusya’nın – ve elbette İran’ın – sayesinde ayakta kaldı. Yani, İslamcıların en büyük dış politik yenilgilerinin dolaylı hatta bazı açılardan doğrudan nedeni Rusya’dır.

Benzer dinamikleri hesaba katınca Türkiye’nin Rusya’ya yönelik siyasetini salt ulusal güvenlik ve ulusal çıkar bağlamında açıklamanın mümkün olmadığı anlaşılıyor.

Belli ki bunlarla beraber 15 Temmuz sonrası Türkiye’de oluşan siyasal statükonun yön arayışı da belirleyici durumda. Dolayısı ile “efendim geçmişten beri ne zaman Batı ile aramız bozulsa Rusya’ya dengeleme için yaklaşırız” açıklamaları bugün için geçerli değildir. Bugünkü Rusya siyaseti bir dengelemeden ziyade büyük ölçüde ideolojik tercihlerden kaynaklanıyor.

11 Eylül saldırılarından sonra bütün dünya radikal terörü tartışırken, Türk muhafazakar kamuoyu bu konuları asla tam olarak ciddiye almadı. Aksine tartışma entelektüel düzeyde bile küresel terör komplo teorileri ile birlikte sürdürüldü. Hatta, Türkiye’de El Kaide’nin yaptığı bombalama eylemler bile bu ilgisizliği kökten sarsamadı.

Türkiye’de dindarların bu konunun ciddiye alması Suriye krizi ve IŞİD ile mümkün oldu.

Bu örneği şunun için verdim: Türkiye kamuoyunun seküler ve muhafazakar kısımları bazı konuları eskiden beri ciddiye almaz. Bu bağlamda seküler çevreler de Türkiye’nin asla Batı’dan kopmayacağını düşünüyorlar. Tarihsel ve başka dinamiklerin asla buna izin vermeyeceğini düşünüyorlar.

Dış politikanın tanımlanmamış ve gerçekçi biçimde ortaya konmamış dinamiklere göre işlediğini kabul etmek bir tür metafizik okumadır ve karşılığı yoktur.

Siyasi tarihe bakanlar pek çok ülkenin son 50 yılda ne kadar çok taraf değiştirdiğini kolaylıkla görebilir. Hiç vakti olmayanlar ABD Başkanı Jimmy Carter’ın 1977 yılında Tahran’da Şah’ın verdiği yılbaşı partisi konuşmasına bakabilir. Carter bu konuşmada İran’ı “istikrar adası” olarak önde gelen bir müttefiki olarak tanımlamış ve İran Şahı ile kadeh kaldırmıştı.

Bu tartışma, Türkiye Batı’dan mutlaka kopacaktır anlamına gelmiyor. Ancak Türkiye’nin Batı’dan kopması mümkündür ve bunu bir imkansızlık olarak görmek yanlıştır.

Burada belki de Türkiye’nin Batı’dan kopmasından korkan Türkleri rahatlatacak olan Putin’in gerçekçiliğidir. Şöyle ki Putin, Türkiye’yi Batı’dan koparmaktansa Batı bloku içinde bir kanayan yara olarak tutmayı tercih edecektir.

Türkiye’nin NATO ve Rusya arasında bugünkü durumda kalması bir yandan hem NATO’nun çalışma düzenini sarsmakta diğer yandan da “Türkiye hala bizim müttefikimizdir” düşüncesini yaşattığı için Batılı ülkeler arasında bir paniğe neden olmamaktadır.

Ancak, Türkiye’de bir jenerasyona öğretilen beylik lafı hatırlarsak artık  şunu demek mümkün: Rusya, yüzyılladır gerçekleştirmek istediği ama başaramadığı hayali İslamcı dönemde gerçekleştirdi ve sıcak denizlere indi. Vaziyete göre de bundan mutsuz olan pek Türk yok.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive