Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Deprem, Türkler ve Allah


4.10.2019 - Bu Yazı 717 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçen hafta İstanbul 5.8 şiddeti ile sarsıldıktan sonra deprem üzerine yapılan tartışmalar bize Türkiye’deki zihniyet haritaları hakkında zengin ipuçları sunuyor.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye’de deprem konusundaki büyük hassasiyetin kaynağı olan 17 Ağustos 1999 depreminin o dönemde geniş bir dindar kitle tarafından ilahi bir müdahale olarak yorumlandığını biliyoruz.

Geçen haftaki depremden sonra bazı doğa olaylarının ilahi bir müdahale olduğu yönündeki tartışma yeniden canlandı.

Deprem tartışmaları üzerinden Türkiye’deki dini anlayışın tarihsel olarak İslam düşüncesinin evriminde hangi tarafta konumlandığını görmek mümkün.

Şöyle ki, doğa ve Allah arasındaki ilişkiye ait tartışma kapsamlı olarak İslam düşüncesinde 9. Yüzyıldan sonra ortaya çıktı. Dolayısı ile Allah ve doğa arasındaki ilişkinin nasıl olacağı bu yüzyıldan sonraki bazı düşünürlerin yaptığı tartışmalara göre tanımlandı.

Daha açık yazarsak İslam’ın Allah ve doğa arasındaki ilişkiye dair ne söylediği konusundaki düşünceler büyük oranda insan ürünü. Ne var ki, bu düşünceler daha sonra kutsallaşmış ve sanki ilahi hükümler olarak algılanmaya başlamıştır.

Allah ve doğa arasındaki ilişkide temel tartışma şudur: Eşari ile başlayan ve nihayet Gazali ile zirveye çıkan yoruma göre doğa kanunları yoktur. Olup biten her şeye Allah o anda karar vermektedir ve onları o anda yaratmaktadır. Doğa kuralları insanların ürettiği bir yanılsamadır. Dolayısı ile Allah ne isterse yapar.

Gazali’nin ünlü Filozofların Tutarsızlığı kitabından bir alıntı yapalım: “Filozoflar, ateşin pamuğu yakmasının nedeninin ateş olduğunu söylerler. Ancak yanma fiilinin faili Allah’tır. Bunu ya meleklerin vasıtasıyla ya da vasıtasız olarak yapar.”

Karşı görüş ise Allah’ın kainatı yarattıktan sonra doğa kurallarına göre bir düzen kurduğunu söylemektedir. Örneğin bu görüşün temsilcisi İbn Rüşt, Allah’ın her olup biteni yaptığını söylemenin, yani bir aktör olarak doğaya ve tarihe sokmanın, onun aşkınlığına uygun düşmediğini düşünmekteydi.

İbn Rüşt’e göre kuralsız bir dünya keyfi olurdu ve Allah’ın insanları denemek için yarattığı bir oyunun kurallarını “keyfi” olarak değiştirmesi hem hikmet hem adaleti aykırı olurdu.

Nitekim, İbn Rüşt, Gazali’ye karşı yazdığı Tutarsızlığın Tutarsızlığı adlı kitapta kainata kuralları reddetmenin sonucunda elde edeceğimiz Allah düşüncesinin bir tür tirana benzeyeceğini yazmıştır. İbn Rüşt’e göre böyle bir Tanrı, kuralsızlığın, keyfiliğin, hiç bir kuralın ve ölçünün olmadığı bir düzende Tanrı’dan çok tirana benzeyecektir.

Açıkça yazarsak İbn Rüşt, Gazali’nin Müslümanlara sunduğu Allah algısının bir tür tirana benzediğini söylüyor.

Bu arada İbn Rüşt denilince akla din düşmanı bir filozof gelmesin. Ibn Rüşt, İspanya’da Müslümanların hakim olduğu dönemde İşbiliyye ve daha sonra Kurtuba baş kadısı olarak çalışmıştır. Örneğin yazdığı Bidayet el-Müçtehit adlı kitabı İslam fıkhı konusunda klasik eserlerdendir.

Ancak işin ilginç tarafı şudur: Gazali’nin temsil ettiği görüş zamanla Türkiye de dahil olmak üzere İslam dünyasına hakim olmuştur.

Bugün Diyanet’in resmi İslam’ından tarikat ve cemaatlerin anlattığı popüler İslam’a, dinin baş yorumcusu ve ideoloğu Gazali’dir. Türkiye’de öğrenilen, okutulan ve yaşanılan din Gazali’nin yorumudur. 

Bu bağlamda her fırsatta Endülüs İslam’ını dile getiren çevrelerin bu medeniyetin İbn Rüşt dahil hiç bir önemli ismini din yorumlarının oluşumuna katmadıklarını hatırlatmak gerekiyor. Çağdaş Müslümanların Endülüs vurgusu içi boş bir slogandır.

Endülüs’ün Cahız, Ibn Hazm gibi önemli isimleri bugün Türkiye’de bazı fikirlerini söyleyecek olsalardı linç edilirlerdi. Öte yandan zaten Türkiye’deki mimari çirkinliği düşünürsek Endülüs konusunda belki en son konuşacak olan Türklerdir.

Garip olan, Allah ve doğa konusunda yorumu daha çok İbn Rüşt’e yakın olan Maturidi, Türklerin kendini Maturidi mezhebinden saymasına rağmen, Türkiye’de etkili değildir. Türk toplumunun Maturidi olduğu düşüncesi bir şehir efsanesidir.

Örneğin, bugün TDV İslam Ansiklopedisi’nin “Allah” maddesinin hemen altında şu yazmaktadır: “Kâinatı yaratan ve idare eden en yüce varlık.” Yani Allah sadece yaratıca değil yöneticidir yani (manager) menajerdir.

Bu tanım bir bakıma İslam’ın temel sloganı olan “Allah’tan başka ilah yoktur” ile yetinmemek ve “Allah’tan başka fail/aktör yoktur” demektir. Dolayısı ile yağmuru yağdıran, bir yaprağın düştüğü yeri belirleyen bizzat Allah’tır.

Allah, Gazali’nin yorumuna uygun olarak eğer kainatı yönetiyorsa doğa kurallarına ve insanın özgürlüğüne kalan yer kelime oyunlarından ibaret olacaktır. Nitekim, Sünni teoride insanın özgürlüğü tartışmaları, yazanların bile ikna olmayacağı çelişkilerle dolu kelime oyunları koleksiyonundan ibarettir.

Sonuç olarak bugünkü Türkiye İslam’ı doğa ve Allah arasında ilişkinin izahı konusunda Gazali’nin bakışına sahiptir. Bu bakışa göre doğa kuralları görsel bir yanılsamadır çünkü her şeyi o anda bizzat Allah yapmaktadır. Deprem de Allah’ın yaptığı bir şeydir.

Nitekim, bunun bir yansıması olarak, yani Türkiye’de dindarların çoğu Allah’ı sadece yaratıcı değil doğanın genel menajeri olarak gördükleri için, bilimsel yollara vakit ve para harcamaktan ziyade doğrudan kendisine dua ederek O’nu ikna edip işlerini kestirmeden kotarmaya çalışıyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive