Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini


8.11.2019 - Bu Yazı 517 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sadece Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılından beri değil, geç Osmanlı döneminden bugüne Türkiye için en büyük sorunlardan birisi Kürt meselesidir.

Bir kere bu mesele, Osmanlı’nın sonunu getiren milliyetçilikler krizinin devamı niteliğinde. 1821 Mora İsyanı ve 1854 Arnavut İsyanı gibi dönemlerden bakarsak bütün isyancılar aşamalı olarak Osmanlı Devleti’nden kopmuştur. Daha geç dönemde ise Araplar da ayrılmıştır.

Tehcir ve mübadele gibi süreçler sonucu Ermeni ve Rum ahalinin de artık istatiksel bir zenginlik olarak nitelenecek kadar küçülmesi sonucu Osmanlı devletinin milliyetler sorunu bağlamında devam eden tek örnek, Kürtlerdir.

Bir bakıma kopan kopmuş ve kendi ülkesini kurmuş, giden gitmiş başka ülkede hayata başlamış ancak ortada çözülemeyen bir Kürt sorunu kalmıştır. Meselenin özü ise kopamayan yahut çekip de gidemeyen Kürtlerin bir sorun olarak ortada duruyor olmasıdır.

Bu tarihsel özetin önemi şudur: Türkiye’de devlet, Kürt sorununu kökeni geç Osmanlı devrine dayanan milliyetler sorununun devamı olarak görüyor.

Bugün itibari ile gelinen aşamada Kürt meselesine yönelik resmi doktrin şöyledir:

Dış politika düzeyinde, Kürt sorunu, Türk dış politikasının güvenlik boyutunu yavaş yavaş domine etmeye başlamıştır. Bu şekilde giderse, Türk dış politikasının tümünün Kürt sorununu merkezi konu olarak ören bir anlayışa girmesi ihtimali var.

İç politika düzeyinde ise Kürt-Türk gerilimi hızla siyasetin yeni büyük ayrımı yani fay hattı olarak merkeze doğru ilerliyor. Eski Türkiye’nin temel fay hattı İslam-laiklik gerilimiydi. Yeni Türkiye’nin fay hattı ise Türk-Kürt gerilimi olabilir.

Son anketlere göre, Suriye’ye yönelik askeri hareketlilik seçmen davranışında %4 düzeyinde bir değişiklik doğurmuştur. Bu önemli bir değişimdir ve Kürt siyasetinde bugünkü politikayı savunanları cesaretlendirecektir.

İç politikada Kürt siyasetinin somut ayakları da yavaşça netleşiyor: İlk olarak, içeride ve dışarıda (Suriye gibi) Türkiye’nin onaylamadığı Kürt formasyonların siyasi ve diğer birikimleri sıfırlanacaktır.

Anlaşıldığı kadarı ile devlet, dünya konjonktürünün de izin verdiği ölçüde bütün imkanlarını kullanarak bir tür zayıflatma siyasetini takip etmektedir. Burada taktik hedef, 1990ların başından beri Kürt siyasetinin kazandığı mevzilerdir. Elbette bunun içinde HDP gibi partiler de bulunuyor.

Nitekim anlaşıldığı üzere, devlet HDP’nin seçilmiş belediye başkanlarını kayyum atayarak devre dışı bırakmak, lüzum olduğunda bazı milletvekillerini düşürmek yoluyla dönemin ruhuna uygun bir yöntem takip ediyor. Anlaşılan bu yöntem sonuna kadar denenecek. Nitekim, bu yöntemin önündeki en büyük psikolojik bariyer, Diyarbakır Belediyesi idi. Bu bariyer de kolayca aşıldığı için diğer yerlerde de benzer yöntemin kolayca uygulanacağına şüphe yok.

Sorun çözülmese bile sahaya toptan girilerek büyük değişikliler üzerinden zaman kazanma mantığına dayalı doktrin, aynı zamanda Kürt meselesinde 1990lardan sonra oluşmuş olan PKK ve Kürt siyaseti ayrımını da yok etmek istiyor. Bir bakıma devlet, kamuoyunun Kürt meselesi algısını 1980lerin başındaki biçime geri götürmek istiyor.

Bilindiği üzere 1991 yılında SHP ve HEP 1991 yılında bir ittifak yapmıştı. Bu ittifak, Türkiye’de Kürt sorununa yönelik salt PKK merkezli algının yerine, sorunun farklı ve meşru siyasi aktörleri olduğu algısını güçlendirmişti. 1991 ittifakı, Kürt siyasetinin kendi kapalı kimliğinin dışına taşımış ve bir ölçüde Türkiyelileşmesini sağlamıştı. 1991 sonrasında Kürt sorunu salt PKK konusu olarak değil, içinden çıkan meşru partiler üzerinden de okunmaya başlandı.

Teknik olarak bugünkü devlet doktrini, Kürt sorununda kamuoyu algısını 1991 öncesine götürmek istiyor. Bu algıya göre Kürt hareketi homojendir ve bu hareketin uzantısı olan siyasi partiler de en az PKK kadar meşruiyet sorunu içindedir. Bu bakışın muhalefet partileri için anlamı açıktır: HDP ile temas sorunludur ve devletin Kürt siyasetinde HDP’nin yalnızlaştırılmasına katkıda bulunmak gerekmektedir. Bir bakıma, Kürt sorunu devletin sorunudur ve bunun dışında farklı meşruiyet kanalları oluşturmak devri kapanmıştır.

Başka bir ifade ile Kürt sorunu yeniden sadece bir güvenlik sorunudur ve bunun birinci ve yegâne muhatabı devlettir. Başka partilerin araya girerek devlete rağmen siyasi alanlar oluşturmasına artık izin verilmeyecektir. Dolayısı ile Kürt sorununda insanların seçeneği şudur: Ya devlet ya PKK.

Zaten, büyük ölçüde CHP dahil – en azından bugün itibari ile – diğer siyasi partiler de, devletin arzuladığı biçimde soruna yaklaşmakta. Muhalefet partileri, klasik Türk tarzı siyasi bakış ile Kürt sorununu bir devlet konusu olarak görmekte. CHP içinden bazı bireysel çıkışlar söz konusu olmakla birlikte kurumsal olarak HDP’nin yalnızlaştırılmasına açık veya kapalı destek veriliyor.

Dünya konjonktürü, kamuoyu desteği ve muhalefet partilerinin devletçi bakışı benimsemesi, hükümetin Kürt sorununu 1991 öncesi biçimde yeniden dizayn etmesi siyasetini cesaretlendirmektedir. Kürt sorununu sosyolojik ve siyasi düzeyde çözmenin imkânsız yahut çok zor olduğunu bilen devlet, bu fırsat alanlarını hızlı biçimde Kürt siyasetinin kazanımlarını sıfırlamak için kullanacaktır.

Ne var ki, bu yöntem, sorunu çözmeyi değil vakit kazanmayı hedeflediği için Kürt sorunu uzun yıllar – eskiden olduğu gibi— kimi zaman düşük kimi zaman yüksek düzeyde bir gerilim unsuru olarak Türkiye’nin gündeminde kalmaya devam edecek.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive