Gökhan BACIK



Bookmark and Share

'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak


23.11.2019 - Bu Yazı 589 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Lübnan’dan Irak’a oradan İran’a kızgın kalabalıklar hükümetleri protesto ediyor. Esasen bu protestolar, Arap isyanlarının ikinci bölümü olarak görülebilir.

2011’den itibaren Arap ülkelerindeki protestolara kulak kabardığınız zaman iki kelimeyi hemen ayırt etmek mümkün: Yoksulluk ve yolsuzluk.

Kalabalıklar elbette otoriter rejimleri protesto ediyor ve daha çok demokrasi de istiyor, ancak sokaklardaki kızgın kalabalığı harekete geçiren – yani yeter artık diye insanları sokağa dökmek zorunda bırakan – anahtar kelime yoksulluk.

Geçen haftaki yüzde 50 akaryakıt zammını protesto eden kızgın kalabalık, birkaç İran şehrini savaş alanına çevirdi. Benzer görüntüleri Irak’ta ve Lübnan’da da izliyoruz.

Ekonomik sorunlar, Türkiye’de de hükümeti tedirgin ediyor. Son zamanlarda ekonomi konusunda yazan çizenler, gazeteciler özel ilgi görüyor. Artık, devletin ekonomi haberciliği bir ulusal güvenlik konusu olarak algıladığını söylemek mümkün.

Bugün devlet için “filan karakolda insan hakları ihlali var” şeklinde haber yapan gazeteciden daha çok “domatese bir haftada iki defa zam geldi” diye yazan gazeteci tehlikeli.

Zaten, kaç HDP’li seçilmiş belediye başkanı görevden alınmış, hangi kasabada küçük çocuğa tacizde bulunulmuş gibi haberler toplumda sınırlı bir karşılık buluyor. Marketteki naylon poşetin parasını ödemek gibi bir konuysa insanların oy verme tercihini değiştiriyor.

Nitekim bugün Türkiye’de EYT’liler gibi özünde ekonomik konuların peşinde koşan yapıların siyasal etkisi bütün KHK’lılardan daha büyük.

Bunun kök nedenini Irak’ta Lübnan’da ve İran’da gördüğümüz tepkileri analiz ederek anlayabiliriz:

  1. İnsanlar az bile olsa yaşayacak düzeyde bir geliri varsa onu riske etmemek için devletle kavga etmek istemez,

  2. Geçinecek hiçbir imkânı kalmayan bir insan, artık kaybedecek bir şeyi olmayan kişidir ve devletle bile kavga etmeyi göze alır.

O nedenle büyük çalkantıların altında ekonomik dinamikler öncü rol oynar, ideolojik ve politik sonuçlar ise daha sonra ortaya çıkar.

Burada ikinci bir boyut da şudur: Genelde Ortadoğu’da devlet ve halk ilişkilerine bakınca insan hakları, demokrasi gibi konuları sorun olarak kabul edip bunlar için değişik düzeylerde kavga eden nüfusun yüzde 5-10’u arasında vatandaş bulunuyor.

Siyasetin önemli bir kısmını ise devletin, bu yüzde 5’lik yahut yüzde 10’luk kitleyi nasıl baskı altına aldığı, onları nasıl yıldırdığı oluşturur. Devlet, bıkmadan bu göreceli olarak küçük grubu oradan oraya koşturur, hapse atar, döver yahut aç bırakır.

Nitekim bugün Türkiye’de insan hakları, demokrasi gibi konularda mücadeleyi verenleri – yani gürültüyü çıkaranları – toplasanız birkaç milyon kişi civarındadır.

Geri kalan büyük çoğunluk için siyaset ile ilişkinin temel konusu ekonomidir. Dolayısı ile bunların günlük hayatında demokrasi sorunu bir ihtiyaç yahut değer olarak tanımlanmamıştır.

Yani onların günlük hayatında örneğin basın özgürlüğü gibi bir konu somut olarak tecrübe edilen yahut tüketilen bir şey değildir. Zaten gazete almayan bir insan için gazeteye zam gelmesi yahut gazetenin muhabirinin hapse atılması gibi konular ilgi çekici değildir. Bir entelektüeli hapse atmak bu büyük grup için, ülkede Latince şarkı söylemeyi yasaklamak gibidir. İnsanlar bunun neden tepki verilmesi gereken bir şey olduğunu bile düşünmezler.

Bu kitle, ancak ekonomik konularda sıkıntı yaşarsa homurdanır ve kızdığı için diğer konulara kulak kabartır. O nedenle ekonomik konular yolunda gittiği sürece, insan hakları ihlalleri nereye varırsa varsın ortalama yurttaş hayatına devam eder.

Olayı protesto bağlamına indirgemek de yanıltıcı olur: Burada önemli olan geniş halk kitlesi için ekonomik konuların siyasetle ilişkide temel belirleyici olmasıdır.

Bunun en iyi örneği en son yerel seçimlerde AKP’nin büyük şehir merkezlerinde kaybettiği oylardır. Türkiye’de en son dalga otoriterleşmenin 2009 son baharında başladığını kabule dersek son yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara gibi yerlerde dengeleri değiştirecek oy kaymaları neredeyse ancak on yıl kadar sonra gerçekleşti. Bunun arkasındaki nedenin ekonomik bozulma olduğuna şüphe yok.

Burada bir istatistiği akılda tutmak gerekiyor: 25 yaş üstü ortalama bir Türk, sekiz yıl eğitim görmüştür. Yani ortalama bir Türk ortaokul mezunudur ve eğitim düzeyinin ülkede coğrafi dağılımı da farklılıklar göstermektedir.

Eğitim düzeyi düştükçe insanların olguları soyut olarak algılaması zorlaşır. Bunun yerine deneme-yanılma ile algılama öne çıkar. İşsizlik, patatesin fiyatının artması, benzin zammı gibi sorunlar ise günlük hayatta her düzeyde hemen algılanır.

Ortaokul mezunu yurttaş, demokrasi sorunun dolaylı olarak neden olacağı ekonomik sorunları algılamakta zorlanır, ancak markette aldığı şeylerdeki fiyat artışını kolayca görür.

Menkıbeye göre Muhiddin Ibn Arabi bir gün kalabalığa “sizin taptığınız ayağımın altındadır” demiş. Kendisine kızan insanlar, ölünce mezarına çöp dökmüşler ama sonra bir gün anlamışlar ki Arabi’nin “ayağımın altındadır” dediği yerde altın para gömülüymüş.

Menkıbenin mesajı şu: Ortalama vatandaş, entelektüele ve bilgiye – yani Muhiddin ibn Arabi’ye – ilgi göstermez ama paraya yani ekonomik menfaate tapar.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive