Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Sürdürülebilir fukaralık teorisi


28.11.2019 - Bu Yazı 548 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Diyanet’in son hutbesinde Müslümanlara ekonomik sıkıntılar karşısında isyan etmemek gerektiği anlatıldı.

Tanrı, her bir insanın hangi gün hangi saat ne yiyeceğini karar vermiş (kader) olduğuna göre ve biz de bunu kaçınılmaz olarak yaşıyorsak (kaza) gerçekten strese gerek yok.

Yalnız burada küçük bir mantık sorunu akla geliyor: Mesela Diyanet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “sizi eleştiren Twitter mesajları da Tanrı’nın ezeli ilmi ile irade ettiği kaderdendir siz de bunu kaderiniz olarak görün, bu mesajları atanlar sadece ilahi kadere aracılık yapıyor” der mi?

Demez. Orada Sünni teolojinin (yahut totolojinin) “ama, fakat, lakin…” kelime oyunları devreye girer.

Aslında bir adım daha ileri atarsak daha karmaşık bir resim görürüz: Selçuklulardan beri Türklerde ulema sınıfı fukaralık konusuna pek yabancıdır. Devlet ile ortaklıkları sonucu iyi kötü maaş alırlar. Aynı şekilde bugün 100 bini aşkın Diyanet personeli hayatında “yarın eve ekmek nasıl götürürüm?” sıkıntısı yaşamayan insanlardan oluşur.

Bugün bir müftülüğe gitsek ve “sadaka veya fitre vermek istiyoruz şeriata göre fakir kimdir?” diye sorsak öğreneceğimiz hesaplamaların içine girecek diyanet mensubu bulamayız. O nedenle Diyanet’in fakirlik konusunda fantastik yorumları doğaldır, tok açın halinden anlamaz.

Tarihsel olarak devlet-ulema ittifakının sonucu ise – tıpkı bugün Diyanet örneğinde gördüğümüz üzere – sosyal içeriği boşaltılmış bir itaat ve ibadet dini olarak İslam’dır. Bir tür karikatür olan bu din yorumuna göre bütün sorunlarımızın nedeni aslında iyi namaz kılamıyor olmaktır. Bir gün Müslümanlar namazın hakkını verirse her şey çözülecektir.

Ancak Diyanet’in “fakirlik kaderdir” temalı son hutbesi Türkiye’de ekonomi ve toplum ilişkileri konusunda daha can sıkıcı bir noktaya da işaret ediyor. Şöyle ki bu anlayış Türkiye’de sürdürülebilir bir fukaralık yaşanmasına katkıda bulunuyor.

Rasyonel olarak insanların ekonomiden beklentisi şudur: Hükümetin uyguladığı ekonomik programlar başarılı olmazsa ve bu başarısızlık kendini yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik olarak gösterirse siyaset bir değişimi doğurur.

Ancak bu modern bir hesaplamadır ve ne yazık ki ekonomik konulara modern olmayan – yani geleneksel olarak – açılardan bakan toplumlarda aynı sonucu vermeyebilir. Şaşırtıcı biçimde ekonomik sorunlar artsa bile kültür, din, enformel ilişkiler hiçbir sorun yokmuş gibi yaşamı devam ettirebilir.

Hal böyle olunca, toplum ve ekonomi arasındaki rasyonel bağ kopmuş olur. Öte yandan bu durum sadece dinin etkisi ile sınırlı değildir. “Fakirlik kaderdir sabredin” düşüncesinin pratik sonuçları ile “karşılıksız bile olsa çek birbirimizi idare edelim” diye işlerine devam eden firmalar sonuçta aynı şeyi yapmakta.

Örneğin bütün acı sonuçlarına rağmen iflas, modern iktisatta doğal bir durumdur. Başarısız firmaların iflas etmesi uzun dönemde faydalı bir durumdur. Ancak, Türkiye’de ekonomi ve toplum arasındaki bağın rasyonel olarak işlememesinden dolayı pek çok fiili müflis firma hayatına devam eder. Ekonomi bilimine göre esasen iflas etmiş firmanın hayatını türlü enformel entrikalarla sürdürmesi ise toplumu zayıflatmaktan başka bir sonuç üretmez.

Türkiye’yi idare edenlerin başarısızlıklarının ve yeteneksizliklerinin sonucu olan pek çok ekonomik ve siyasi sorun böylece halk tarafından yüklenilir. İşin garip tarafı ise devletin hatalarını gönüllü olarak üstlenmek olan bu durumun “Türkiye’de Batı’da olmayan yardımlaşma var, ne güzel işte” gibi söylemlerle benimsenmesi.

Aslında hikâyenin özü yöneticilerin başarısızlıklarının olumsuz faturasının gönüllü olarak halk tarafından sahiplenmesidir.

İşte Diyanet’in kaderci din yorumu bu resmin önemli bir parçasıdır. Toplumun “neden bu sorular çözülmüyor?” diye hesap sorması gerekirken, din burada devreye girmekte “bütün olup bitenlerin Tanrı’nın uygun gördüğü kader” olduğu söylenmekte.

Böylece karşılıksız çeki kullanmaya devam eden firma, camide fakirliğin kader olduğuna inanan mümin, işsiz kalmış kızına para yollayan baba şeklinde büyük bir sosyal ağ, siyasilerin hatalarını üstlenmekte.

Burada kazanan yöneticilerdir. Ancak daha vahim konu şudur: Bu şekilde karmaşık ilişkilerin çalışması Türkiye gibi ülkelerde modern dinamiklerin çalışmasını engellemekte.

Bunun sonucu İstanbul gibi yüksek derecede deprem riski olan bir kentte binlerce sağlam olmayan bina inşa edilebilir, enflasyon ve işsizlik sürekli yüksek olduğu halde iktidarın desteği devam edebilir. Çünkü her bir alanda başarısızlığın ve iflasın bedeli halkın gönüllü feragati ile geçiştirilmektedir.

Durumu şöyle bir örnek ile açıklayabiliriz: Başarısız bir firma var ve her bir projesi sürekli olarak zarar ediyor ancak kredi verici banka her seferinde bu firmaya yeni kredi veriyor. Türkiye’de halk ve devlet arasındaki ilişki tam olarak böyledir.

Pratikte Türkiye’de o nedenle – bazı ciddi istisnalar hariç – bir tür sürdürülebilir kriz yahut sürdürülebilir fukaralık modeli ile karşı karşıyayız. Din, kültür, sanayii sitesindeki firmalar arasındaki ilişkiler dahil çok karmaşık bir enformel düzen, modern ekonominin (ve tabii siyaset biliminin) öngördüğü kopmaların olmasına Türkiye’de izin vermemektedir.

Peki, bu bir başarı yahut meziyet midir? Hayır değildir çünkü bu modelin iki büyük sonucu vardır: Birincisi, sürekli olarak vasat yahut fakir kalmak, ikincisi ve daha vahimi ise sürekli olarak geleceği de ipotek etmek ve gelecektekilerin de bizim gibi vasat bir toplum olarak yaşamasına yol açmak.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive