Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?


13.12.2019 - Bu Yazı 547 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de otoriterleşmek yeni ve şaşırtıcı bir olgu değil. Türkiye başından beri demokratikleşemeyen bir ülke olarak yoluna devam etmiştir.

Ancak demokrasi sorununa rağmen, Türkiye 1923’ten beri fakirlik, cehalet gibi sorunlarla mücadele etmekte olan bir ülkeydi. Ülkede her zaman ahlaki yozlaşmaktan ve eğitimsizlikten kaynaklanan sorunlar vardı ama bunlar kendisi ile mücadele edilen yani istenmeyen şeyler olarak görülürdü.

Örneğin, Kemalizm otoriter yöntemlere gerektikçe başvurmaktan çekinmeyen bir idareydi. Kemalizm’in sosyal sorunlara olan bakışı da kimilerince seçkinci yahut otoriter aydınlanmacı olarak haklı biçimde eleştirilmiştir. Ancak, Kemalizm hiçbir zaman ahlaki yozlaşma, cahillik, eğitimsizlik gibi sorunlarla uğraşmaktan vaz geçmemiştir. Başka bir ifade ile Kemalist söylem ile ahlaki yozlaşma yahut cahillik hiçbir zaman dolaylı olarak meşrulaştırılmamıştır.

Aynı durum Türk sağı için de geçerlidir. Türk sağının içinde barındırdığı bütün patolojilere rağmen İslamcılıktan milliyetçiliğe uzanan yelpazesinde bir aydın bakışı damarı her zaman olmuştur. 1940ların sonundan 2000lere kadar Türkiye’de sağ kulvarda çıkan türlü dergilere göz atarak bunu hemen gözlemlemek mümkündür.

Nitekim, bugünkü tartışmalar bağlamında önemli olması bakımından Millî Görüş geleneğinin önemli sloganlarından bazılarının “önce ahlak”, “manevi kalkınma” olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Özetlemek gerekirse eski Türkiye’nin pek çok maddi ve manevi sorunu vardı ama eski Türkiye bu sorunlarla uğraşmaktaydı en azından o sorunlar hakkında bir mahcubiyeti vardı.

Halbuki, özellikle son beş yılda gelinen nokta itibari ile yeni Türkiye alenen yozlaşmanın ve kalitesizleşmenin pohpohlandığı bir yer haline geldi.

Eski Yunan düşünürü Polybius’un icat ettiği bir kavramı burada hatırlamak gerekiyor: Oklokrasi. Oklokrasi, kalitesiz, cahil, kültürsüz ayak takımının yönetimi anlamına geliyor. Buna göre eğer bir toplumda yalancı, ahlaksız, sahtekâr ve düzenbazlar söz hakkını almaya başlarsa orada bir oklokrasiden bahsetmek mümkün.

Oklokrasi ortaya çıktığı zaman toplumda bir tür negatif seleksiyon çalışmaya başlar. Buna göre akıllılar, yetenekliler, iyi eğitim almış olanlar ayıklanmaya başlar. Bunların yerine kötü eğitim almış, yeteneksiz ve ahlaksız kişiler geçmeye başlar.

Türkiye’de bir tür oklokrasi olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Üstelik sadece İslamcı mahalleden olanlar değil esasen hayat tarzı ve yetişme biçimi seküler olan pek çok kişi de bu doğmakta olan oklokrasi rejimine mutlu biçimde entegre oluyor.

Şunun altını dikkatle çizmek lazım: Türkiye bu dönemde kalitesiz İslamcılardan çektiği kadar türlü bahanelerle bugünkü düzenin devam etmesine katkıda bulunan kalitesiz laiklerden de çekiyor. Taşıdıkları laik kimliğe rağmen eskiden beri her devrin adamı olarak mutlu biçimde yaşamayı başaran bu tipler, günümüz iktidarında da bazen vitrin süsü bazen de İslamcıdan daha İslamcı bir halet-i ruhiye ile en ön safta ortaya çıkıyorlar.

İslamcı hareket açısından daha acıklı olan durum ise şu: İslamcı hareket içinde kaliteli ve düzgün pek çok insan barındırıyor. Ancak İslamcılığın ulusalcılık ile girdiği “görücü usulü” evlilik yüzünden, pek çok kaliteli İslamcı ya böcek muamelesi görüyor yahut bazıları vicdanlarını susturarak olup biteni görmezden gelmeyi içine sindiriyor.

Türkiye’de ahlaki yozlaşmanın ilkokul üçüncü sınıf sosyal bilgiler dersi düzeyinde bile anlaşılacak kadar net olmasına rağmen İslamcı mahallenin pek çok önemli ismi susmayı, yere bakmayı yahut ıslık çalmayı tercih ediyor.

Bütün bu tartışmalar şunu gösteriyor: Türkiye’de düzenin devam etmesi için geleneksel yöntem olan otoriterleşme yetmemekte ve müesses nizam, alaturka bir popülizm yani kalitesizleşmeyi isteyerek uygulamaktadır.

Deyim yerinde ise Kemalizm’in otoriter aydınlanmacılığı gitmiş ama yerine bu sefer otoriter kalitesizleşme gelmiştir.

Peki neden?

Bu sorunun cevabı şudur: Bir ideoloji ayakta tutmak için otoriterlerseniz bir ölçüde entelektüel birikim üretmek zorundasınız. Kemalizm’in ayakta kalması için nitekim şöyle yahut böyle sofistike bir tarih, dil ve toplum düşüncesine ihtiyacı vardı.

Ancak salt bir grubun iktidarını devam ettirmek için otoriterleşirseniz yozlaşırsınız. Salt bir grubun iktidarını devam ettirmek için otoriterleşmek demek o gruba hizmet etmek için kişiliğini sıfırlayacak insanları yani kalitesizliği istihdam etmek demektir.

Nitekim bu dönüşüm yüzünden İslami hareketin görüntüsü değişmiştir. Bundan kırk yıl kadar önce İslami hareket, Roma döneminde merkeze yürüyen ezilmiş insanlar gibi bir hikâyeye sahipti. Bugün ise İslami hareket, Patrona Halil vasatlığı içinde amaçsız biçimde önüne gelene saldırıyor.

Yalnız burada İslamcı seçkinlerin şunu anlaması gerekiyor: Artık sadakat İslamcılığa değil lidere olduğu için kaliteli ama lidere tam sadık olmayan İslamcıların da “kellesi alınacaktır.”

Nitekim bütün Türk tarihinin en dehşet verici post-modern kelle alma denemesini Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın AKP eski başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kamu malını kendi menfaati için kullandığını söylemesi ile görmüş olduk. Tabii şöyle düşünmek lazım: Celladın sepetine Babacanların, Davutoğluların kellesini atmaktan çekinmeyenler için filan üniversitedeki İslamcı doçentin, öbür kanalda titrek sesiyle her akşam yorum yapan uzmanın, devletin bilmem hangi kademesinde danışmanlık yapan gayretkeş particinin kelleleri sivrisinek gibi bir şeydir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive