Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik


30.01.2020 - Bu Yazı 371 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Elazığ’da meydana gelen deprem üzerine başlayan tartışmalar, Türkiye siyasetini ve toplumunu farklı bir açıdan okumak için zengin ipuçları veriyor.

Bir kere şunu çok açık görüyoruz: Memleket insanı, içinde hiçbir politik risk barındırmayan insani durumlara karşı yüksek ilgi gösteriyor.

Esasen bu, tam olarak Türkiye Anayasası’nın istediği şeydir. Anayasa’nın “Başlangıç” bölümü, “Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak” olduğunu söyler.

Dolayısı ile depremler Anayasa’ya göre tartışmaya devam edersek “milli keder” olarak görmemiz lazım gelen olaylardır.

“Keder” bir anayasal kavram olduğu için düzenlemesini doğal olarak devlet yapar. Örneğin, Elazığ depreminde kimin yardımının alınıp alınmayacağı gibi bir konu “milli mesele” olarak devlet tarafından belirlenmiştir. HDP’li bir belediyenin yaptığı yardımların ret edilme gerekçesi budur.

Yine aynı biçimde deprem esnasında devleti eleştirenler de doğal olarak “hain” şeklinde nitelemeyi hak eder. Bu buz gibi hukuksal bir durumdur çünkü Anayasa’nın Başlangıç bölümü bunu gerektirir.

Burada önemli olana Anayasa’nın vurguladığı şekliyle “milli sevinç ve kederlerde” ifadesidir. Yani tek başına keder bir ahlak üretmek için yeterli değildir. Kederin millisi esastır.

Hal böyle olunca, hapishanelerdeki yüzlerce bebek, KHK’li olduğu için neredeyse açlıktan ölen mahkum hakkında üzülmemek normaldir.

Yani Türkiye’de keder de millidir. Başka bir ifade ile Türkiye’de kederin bile evrensel olmasına izin verilmez.

Öte yandan “milli keder” vasat vatandaş için ilaç gibidir. Devletin bir tarafına bulaştığı hiçbir insani duruma karışmama hakkı böylece meşrulaştırılır. Örneğin, işkence konusunda ciddi bir toplumsal tepki asla verilmez. Ortalama vatandaş siyasi risklerden arındırılmış, “tertemiz” bir iyilikseverlik arayışı içindedir.

“Cami inşaatına yardım”, “Kur’an kursuna yardım”, “yeni yapılan müftülük binasına yardım”, Kızılay pulu almak, olimpik yüzme havuzu inşaatına bağış yapmak, Yeşilay için eşya piyangosuna girmek… Bütün bunlar her türlü riskten arındırılmış iyilikseverlik örnekleridir.

Hakkını vermek gerekirse Türk milleti, her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik konusunda daha aktiftir. Türkiye’de yardımla 50 yılda 50 binden fazla cami yapılmıştır.

Bu tip yardımseverliklerle hem iyilik yapmış olunur hem de devlet kızdırılmamış olunur. Buradaki temel ironi şudur: Bazı ülkelerde iyilik yapmak isterken devleti kızdırabilirsiniz.

O nedenle kırk yıllık komşunuzu almaya geldiklerinde ışıkları kapatmak gerekir. KHK ile çocukları işten atıldığı için yirmi yıllık komşunuza sitenin bahçesinde selam vermezsiniz.1970lı yılların başında evleri basılmayınca gelince yaşadıklarını Sevgi Soysal şöyle anlatmıştı: (Sibel Yükler’in yazısından alıntı)

“Sonra hemen sağa sola bakıp komşu aradı gözlerim. Benim evim arandığında, apartmanda kimse oturmuyor sanırdınız.”

“Bütün perdeler kapanıverdi. Bütün sokak kapıları arama bitene dek açılmadı. Kimse merdiven aralığına bile çıkmadı, sokağa çıkacak olanlar işlerini ertelediler. Hani belki, birinden birine başvururum, birinden birine sığınmaya kalkarım diye korkudan.”

Aradan geçen yarım yüzyılda Türkiye’de değişen bir şey yok.

Sahtekar bir müteahhittin belediyeye rüşvet vererek yaptığı bina yıkılıp altında kalırsanız tanımadığınız insanlar koşup yardım ediyor yahut yıkılmış moloz yığınının altındaki halinize bakıp üzülüyorlar. Halbuki, hukuk tanımaz bir polisin işkencesine maruz kaldığınızda yahut mesleki ahlakını hiç sayarak size hukuk dışı bir ceza veren hakimin mağduru olduğunuzda kimse yüzünüze bakmaz.

Masum ve nötr bir kelime gibi kullandığımız iyilikseverlik üzerine büyük bir politik literatür söz konusu. Bu literatürü kısaca taradığımızda ilk öğreneceğimiz şey şudur: İyilikseverlik, politik tutum ile de ilgilidir ve dahası her toplumun siyasal rejimine ve siyasal kültürüne göre tecelli eder.

Örneğin, içinde en küçük siyasi risk olabilecek mağduriyetlerden uzak durmak onları görmüyor gibi yaşamaya devam etmek otoriter bir iyilikseverlik anlayışına denk gelir.

Daha pek çok iyilik türü de vardır. Örneğin, bunlarda birisi de pragmatik iyilikseverliktir. 28 Şubat sürecinde pek çok muhafazakar iş adamı Mehmetçik Vakfı’na bağışlar yapardı. Bugün de hükümete yakın vakıflara yönelik bağışlarda artışlar var. Bunlar pragmatik iyilikseverlik örnekleridir.

Bu açıdan bakınca Türkiye’deki iyilikseverliği geleneksel-otoriter olarak tanımlamak mümkün. Otoriter doğası gereği, iyilikseverlik siyasi boyutu olan mağduriyetler konusunda toplumu sessiz kalmaya zorluyor. Öte yandan geleneksel olarak ise, yardımseverlik doğal afetler gibi konularda kendini gösteren bir tür “köy imecesi” şeklinde gözlemleniyor.

İyilikseverliğin tanımlanması konusunda temel tartışma şudur: Bir eylemin iyilik olup olmadığına kim karar veriyor?  Otoriter iyilikseverlikte kararı devlet vermektedir. Böylece otoriter iyilikseverlikte, iyilik yapmak sivil bir eylem değildir. Mesela, Türkiye’de ilk okul öğrencileri KHK’lı ailelerin hapishanedeki bebekleri için kullanılmış ikinci el oyuncak toplarlarsa buna iyilik denmeyecektir aksine siyasi suç muamelesi yapılacaktır.

Şimdi unutuldu gitti ancak bir zamanlar da dini vakıflara kurban derisi toplamak iyilik değil suç olarak kabul edilirdi.

Demek ki Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye değişmeyen şeylerden birisi de politik risklerden arındırılmış iyilik ideolojisidir. Dahası vatandaş da buna uyum sağlamış ve durumu içselleştirmiştir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive