Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...


6.03.2020 - Bu Yazı 262 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Elimizdeki teorilere göre İslamcılığın önünde sonunda Türkiye’yi savaşan bir ülke haline getireceği belliydi. Bu teorilere kulak kabartırsak, İslamcılık savaş halini normalleştirmek yani kalıcı hale getirmek isteyecektir.

Türkiye’de popüler bir laf vardır: Depremle yaşamaya alışalım. Bu sözü politikaya tercüme edersek Türklere artık savaşla yaşamaya alışın demek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Suriye ile daha açık bir savaşı arzuladığını son konuşmalarından birinde ifade etti. Erdoğan, Rusya lideri Putin’e “Suriye ile aramızdan çık bizi baş başa bırak” demiş. Bu Türk karar alıcıların savaş konusunda isteğini ortaya koyuyor.

34 askerin şehit edilmesinden sonra Türkiye, bir anda son üç yıldır izlediği dış politikayı tersine çevirdiğini gösteren işler yaptı.

Önce şunun altını çizelim: Türkiye son üç yıldır, Rusya merkezli bir siyaset izleyerek adeta NATO bloku içinde “kanayan yara” olarak rol almaktaydı. Bu “kanayan yara” modelinden en başta Putin çok mutluydu.

Ancak son iki gün içerisinde Türkiye bir yandan Rusya uçaklarına saldırdı öbür yandan Hizbullah ve İran askerlerine saldırdı. Hizbullah kaynakları sekiz “savaşçılarının” Türkiye veya Türkiye destekli gruplar tarafından öldürüldüğünü duyurdu.

Eğer bu sinirden verilmiş bir tepki değilse bu sefer Ankara, NATO çevrelerine, bu sefer Rusya ve müttefiklerine karşı “kanayan yara” rolünü oynarım demekte.

Ancak burada önemli olan şu: Ne Rusya ne İran Türkiye’nin tamamen gönüllü ve kalıcı biçimde kendi taraflarında olacağını bekledi. O nedenle Türkiye’nin iki ülke ile de ilişkileri yüzeysel bir pragmatizm üzerinden akıyor.

Ne var ki daha kötü bir durum var: Batılı çevrelerde Türkiye konusunda tamamen ikna olmuyorlar. Türkiye’nin neredeyse altı yıldır sürekli zikzaklar çizen, bir günü diğer gününe uymayan siyaseti, Batılı blokta da şüpheci bir algı inşa etti. Buna göre Türkiye’yi bir tür kaybettiğini anlayan Batılılar, imkanlar elden verdiğince Türkiye’nin etinden sütünden yararlanmaktan başka bir şey istemiyorlar.

Türkiye artık Batı için sadece bir tampon ülkedir.

Eğer Türkiye, Suriye’de zamana yayılmış biçimde Rusya, İran ve Hizbullah gibi aktörlerle zaman zaman didişen bir vekalet rolüne gönüllü olarak talip olursa sırtını okşayan bazı Batılılar elbette olacaktır.

Burada asıl sorun ise Türkiye’nin “bir o tarafa bir bu tarafa oynarım” şeklindeki politikalarının esas maliyetinin Türk toplumunun ve devletinin erozyona uğraması olduğunu anlamaması. Türkiye, bu anlamsız dış politik zikzakları maliyetsiz yapmıyor, bütün bu iniş çıkışların maliyeti ekonomik ve toplumsal erozyon.

Sırtına koyduğu Stinger ile Rus uçağı düşürmeye çalışan Türk askerlerini, yanlışlıkla düşürdükleri bir Türk SİHA’sı önünde mutluluk çığlıkları atan Türk-yanlısı cihatçıları görünce sahada da işlerin kontrolden çıktığını anlıyoruz. Bu tip kontrolsüz işlerin Rusya tarafına büyük bir hasar vermesi gibi bir “kaza” ile sonuçlandığını insan düşünmek bile istemez.

Burada kritik bir konu ise ordunun siyasallaşması. Elbette TSK, sivil yönetime tabi olacaktır. Ancak, bu sivillerin savaş taktiklerini idare edeceği anlamına gelmemeli. Şu an ki model, TSK’nin profesyonel yani askerlik mesleğinden gelen bakış açısını karar alıcılara aktarması imkansız bir model.

Fiilen Türk ordusunu yöneten Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’dır. Ancak Akar, TSK’yi siyaseten değil bizzat fiili olarak yönetmektedir. Kısaca yazarsak Türk ordusunun Suriye savaşının başındaki isim teknik olarak siyasi ve sivil olan Akar’dır. Akar’ın son tahlilde siyasi bir aktör olduğunu hesaba katarsak bu modelin kararları siyasi mi profesyonel askerlik icabı mı verdiğini bilmiyoruz.

Şu anda subayların değil sivillerin “komutanlık” yaptığı bir savaş izlemekteyiz. Türkiye-Suriye savaşının diğer önemli bir “cephesi” ise elbette iç politika.

15 Temmuz, Cemaatle savaş gibi kavramlarla bugüne kadar yeni rejim inşası artık bundan sonra Suriye ile savaş bağlamında devam edecektir.

Her savaş yeni bir rejim inşa eder.

Sanırım bugün Türkiye’de kabaran milliyetçi, militarist dalga Kurtuluş Savaşı’nda bile yoktu. Bu dalganın yeni bir toplum yarattığını görmek gerekiyor.

Daha garip olanı şu: Erdoğan’ın inşa ettiği bu militarist-İslamcı-Türkçü-milliyetçi dalgayı her kesimden satın alanlar var: Erdoğan’a kızan bazı dindarlar bu söylemin dini tarafını beğeniyor yine Erdoğan’a kızan bazı sekülerler ise göçmen karşıtı politikaları satın alıyor…

Kısacası Erdoğan’ın kabarttığı bu muazzam dalga, toplum tarafından büyük mutlulukla kabullenilmiş durumda. İnsanlar bir cezbe – trans – halinde.

Bu büyük dalga karşısında konuşmak, farklı düşünmek bile cesaret istiyor. Herkes aynı şeyi söylediği ve düşündüğü için farklı düşünen haklı olacağına kimse ihtimal vermiyor.

Ancak, stadyumlarda Türk bayrağı sallayanlar, Instagram’ da profil resmine ay-yıldız koyanlar, camide huşu içinde Fetih suresi okuyanlar velhasıl bu büyük popülist dalgaya kendini kaptıran herkes Erdoğan ile yeni rejimi kurmak için çalışmış oluyor.

Türkiye’nin makul bir rota üzerinde tutan iki büyük parametreden biri dış politika çöktü. Elde kalan yegane parametre artık ekonomik bozulmanın toplumda bir rasyonalite üretmesi. Ancak kabaran popülist dalganın büyüklüğünü görünce, ekonomik çıpanın da alaşağı edilme ihtimalini yabana atmamak gerekiyor.

Belli ki Türkiye’yi Erdoğan yeni bir yola soktu. Ve hepimiz bu yolu sonuna kadar gidip sonucunu görmekten başka bir çıkışa sahip değiliz. Umarım yolun sonunda iyi bir yere varırız.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive