Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?


2.04.2020 - Bu Yazı 184 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Biz farklıyız”, “süreci çok iyi idare ediyoruz” gibi alışılmış Türk iyimserliğiyle girilen korona krizinde iki gelişme durumun hiç de öyle iyimserlikle geçiştirilemeyeceğini gösterdi.

Birincisi, Türkiye maalesef kısa sürede neredeyse bütün dünyada korona vakası artışı bağlamında en hızlı mesafe kateden ülke haline geldi.

İkincisi, gelişmiş ülkeler büyük finansal paketler açıklayıp çalışamayan vatandaşlarına maaşlarını garanti ederken, Türkiye çalışamayanlara maaş ödemek bir kenara kendisi yurttaşlardan yardım istedi.

Doğal olarak her iki gelişme de Türkiye’de bir süredir halk ve devletin el ele vererek kurduğu zihin konforunu alt üst edecek nitelikte.

Özellikle yardım kampanyasının başlatılması değişik sınıfsal gruplar açısından son derece sembolik bir hadise. Şöyle ki, gelir seviyesi düşük vatandaşlar, bunu “para bitti” olarak değerlendirir.

İş adamı, sanayici, esnaf ve tüccar içinse bu hadise daha alarm verici olarak okunur. Bu gruplar, “para bittiyse devlet bundan sonra harcanacak parayı nereden bulacak?” sorusuna yoğunlaşır. Kasabalardan büyükşehirlere piyasa oyuncularının, iktidarın siyasetini kendi menfaatleri açısından artık sıkıntılı göreceği açık.

Burada şunu hatırlamak gerekiyor: Erdoğan, halktan para istemenin olası siyasi risklerini ve bazı kesimlerce nasıl anlaşılacağını muhakkak düşünmüştür. Belli ki Erdoğan yardım toplama kampanyasını hem ekonomik hem siyasi mobilizasyon nedenleriyle yapıyor.

Bu kampanya Erdoğan için artık bir tür organik/dinsel ilişki içinde olduğu tabanı arasında yeni bir mobilizasyon enerjisi üretebilir. Nitekim korona krizinin başından itibaren minarelerden okunan dualar da bu yaklaşımın bir yansıması. “Minareden edilen dua ile hastalığa çare bulmanın” ne bilimsel ne İslami bir referansı olmadığını herkes biliyor. Bunlar esasen zaten dinsel görünümlü siyasi eylemler. Hatta genel olarak Türkiye’de din artık siyasettir.

Öte yandan belli ki Erdoğan, tüccar ve sanayiciyi çantada keklik görüyor. Bunun da birkaç nedeni var: Bir kere, bu gruplar 10 yıldır Erdoğan ile bir tür simbiyotik ilişki kurdu. Neredeyse 10 yıldır “ucuz krediler” neden dağıtıldı sanıyoruz?

Bugün devlet, vatandaştan para isteyecek duruma geldi ise toplanan kaynakların daha önce “ucuz kredi” yoluyla piyasaya aktarılmasının rolü mutlaka var. Dolayısı ile piyasa aktörlerinin “kızgınlığını içine atmasından” başka bir çaresi yok. “Ucuz krediler,” “büyük ihaleler” ile bağlandıkları devlet ne isterse yapacaklar. Artık Türkiye piyasası bir nevi “yarı memurlaştırılmış” halde.

Dolayısı ile kriz ile ilgili “resmi politika” zaten epeydir devam eden dinsel-milliyetçi popülizmin günümüze tekrar uyarlanması. Yaşanan sorun çok büyük ve ekonomik yansımaları da ağır olduğu için belli ki popülizmin dozajını çok arttırmak gerekecek.

Ancak ne olursa olsun yaşanan krizin ekonomik sonuçlarının bir kesim vatandaşta siyasi yönelim değişikliği yapacağı muhakkak.

Erdoğan’ın da zaten stratejisi bu kaybı tamamen durdurmak değil, krizi en az hasarla geçip daha sonra toparlanmak. Bu ise mevziiyi korumak anlamına geliyor: Yani, esas vurgu, AKP ve MHP tabanlarını meydana getiren İslami ve milliyetçi hassasiyete sahip kitleye yapılacak.

Doğal olarak bu tür bir siyaset sanki Türkiye’de sadece AKP-MHP söylemini benimseyen yurttaşlar yaşıyormuş gibi dizayn edilmiş bir devlet ve siyaset görüntüsü verecek. Her kesimi kucaklayan üst siyasal söylem ve kimlik tamamen buharlaşacak. Erdoğan neredeyse artık her konuşmasında bir ayet yahut hadise atıfta bulunuyor. Ortağı Devlet Bahçeli de kendi siyasi meşrebince Erdoğan’a destek olarak her konuyu milliyetçi bir var oluş meselesi olarak tanımlıyor.

Dolayısıyla her geçen gün Türkiye’de artık uzlaşması zor, hayat tarzı, inanç, aile yaşamı gibi mikro ve makro konularda birbirinden farklılaşmış gruplar birbirinden daha da uzaklaşıyor.

Siyasette gerçekçi olmak gerekiyor: AKP ve MHP idaresi, seküler yahut Kürt yurttaşları içine alacak bir üst kimlik kuramaz. O yüzden bu idarenin söyleminin dışında kalanlar ikna edilemeyeceği için bir tür siyasal boyunduruk ile yönetilecektir.

Orta ve hatta uzun vadede AKP-MHP iktidarının reel bir sorun çözme yeteneği kalmadığı için şapkadan çıkacak birinci tavşan türlü duygulu sözler altında aslında vatandaşın devleti sırtlamasıdır. Esasen bu Türklerin trajedisidir: Devlet özünde bir araçtır. Ancak, bazı istisnai zamanlar dışında genelde Türkiye’de insanlar devlet tarafından araçsallaştırılmıştır.

Şapkadan çıkacak ikinci tavşan ise alla Turca bir Robin Hood düzenidir. Zaten düzenli vergi ödeyen ve üreten az sayıda insanın birikimi ve vergisi devlet tarafından toplanacak ve devlete dayanan kesimlere dağıtılacaktır. Bu dağıtım sürdükçe milyonlarca insan popülizmin gönüllü temsilcisi olacaktır.

Vasat insanların, akıllı ve yetenekli insanların bilgi ve parasını kullandığı bir düzen bu. Bir vakit sonra çok yetenekli ve çok eğitimli insanlar kendini lejyoner yurttaş olarak bile düşünecektir.

Korona krizi Türkiye’de bir iktidar değişikliğini tetikler mi bunu bekleyip göreceğiz. Ancak şurası kesin: Kriz, Erdoğan’ın siyasal gücünü ciddi biçimde budadı. İdlib krizinde Türkiye karşısında Rusya olunca ister istemez geri adım atmıştı. Korona krizinde büyüyen ekonomik dalga Ankara’nın nefesini kesti. Reel ve büyük krizler siyasetin on yıllık fiyakasını bir saniyede sıfırlayabilir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive