Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Müslüm Baba


17.11.2018 - Bu Yazı 510 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Biyografilere kuşkuyla bakanlardanım. Sevdiğim bir tür olduğu söylenemez. Çünkü istismar sektörü olarak görüyorum o alanı. Özellikle sinemada.

Yaşamış ünlüleri anlatmayı, daha çok popüler üretim yapan çevreler tercih ediyor. Festivalleri dolaşan; sanatsal incelik derdi seyirci sayısından önce gelen yapımcı ve yönetmenlerin böyle işlerine rastlamadım pek. Belki benim bilmediğim biyografi çalışmaları oralarda da vardır. Fakat büyük stüdyoların, piyasa iddiası olan yapımcıların daha fazla ilgi duyduğu bir alan olduğu açık. Bunu söylerken her biyografinin gişesi çantada kekliktir demiyorum elbette. O işin de belli ki bir uzmanlığı var ve kıvıramazsanız çuvallayabilirsiniz.

Sözün burasından geçerken söyleyeyim ki Müslüm Baba’ya emeği geçenler bu işin altından kalkmışlar; yani çuvallamamışlar. Hiç acemi işi değil, çok etkileyici sahneler var. Timuçin Esen’in yeri ise zaten başka; gerçekten çok katkısı var oyunculuğuyla. Ben de birçok izleyen gibi, filmden burnumu çekerek, içim sızlayarak, “Müslüm” e olan sempatim ve şefkatim pekişerek ayrıldım.

İşte bu bir biyografi başarısıdır. Ama kusura bakmayın, yine söyleyeceğim: Bu bir istismardır.

Biyografiler çoğu kere (en azından benim izlediklerim, Ray Charles, Johnny Cash gibi) bunu yapıyorlar. Ellerinde bir idol var. Yani, büyük bir hayran kitlesi. Bu hayran kitlesi girişilen işte büyük bir avantaj. Yapacağın öncelikli iş o kitleyi asla rencide etmemek; o da yetmez, o kitlenin kendisini iyi hissetmesini sağlayacak bir reçete üzerinden yürümek.

Bunları düşünürken bugünün Türkiye’sinde artık herkesin bildiği bir sırra yeniden ulaştım. “Önemli olan hakikat bilgisi değil, duygusal ihtiyacın tatminidir”…

Biyografileri yapanlar bunu bence herkesten önce öğrenmişlerdir. Öğrenemeyenler de iyi para batırmışlardır. Hakikat dediğin nedir ki? Oradan bakarsan böyle; şuradan bakarsan şöyle. Ben olayları öyle seçip elemeliyim; öyle bir reçete üzerinden ilerlemeliyim ki hem o “hakikat” orada ayarınca bulunsun, hem de mutlaka ama mutlaka koltuğundan giderken izleyici o “hakikati” sevsin; gösterdiklerim ona iyi gelsin.

Evet; biyografi yapımcısının aklının böyle çalıştığını düşünüyorum.

İşte bu nedenle de biyografi işine dalan sinemayı pek etik bulmuyorum. Oysa kurgu yapan sinemacı riski üstleniyor. Sana, olmuş bir olay, yaşanmış bir hayat değil, zihnimde kurduğum bir hikâye anlatıyorum; yazarı, yaratıcısı benim diyor. ” Beğenirsen, hayattan bir şeyler bulursan ne iyi; beğenmezsen de o senin hakkın zaten”; bize söylediği bu kurgucunun. O da elbette duyguyu yakalamaya çalışıyor ama “hakikat” sözcülüğü oyunları oynayarak; hazırda duran stok hayranlık duygularına yatırım yaparak değil.

Bu biyografi kurnazlığının “Müslüm Baba” örneğindeki ayıpları nedir biliyor musunuz? Muhterem Nur’a uyguladığı şiddeti de o trajik hayatın üzerinden açıklanabilir kılarak izleyiciyi küstürmeden geçiştirebilmesi değil; hayır. Asıl ayıp şuralarda: kişisel olanla toplumsal olanı ilişkilendirmekten bilinçli olarak kaçıyor. “Müslüm” ün kimlerin ve neden “Babası” olduğu üzerine hiçbir dikkat çekici sözü yok. Demiyorum ki didaktik sosyoloji derslerine soyunsun. Ama “Müslüm Baba”yı anlatıyorsun bize, şaka değil. Nedir onu “Baba” yapan? Kimlerin “Baba”sıydı? Neyin cevabıydı bu toplumda Müslüm? Hepimizin bildiği “jiletçileri” Gülhane Konser’i sahnesine yerleştirip birisine de bıçaklatınca neyi anlatmış oldun sen? Bu bir…

İkincisi: O “Baba”, doğarken kaybetmiş olanların, en diptekilerin, isyan duyguları olmasaydı baba olamazdı, ama oralardan kalkıp metropollerin okumuş, meslekli, arabeskin tatmin edemediği estetik değerlere sahip sosyolojisine de dokunabildi; Hisar’ı onlarla doldurabildi. Bunun hiç mi önemi yok? Sıradan bir geçiş midir bu? Müslüm’ü Müslüm yapan olaylar bunlar değilse nedir? Filmi alelacele kapattığın yer; sana bu filmi yapabilme cesaretini veren sosyolojinin Müslüm Babayla buluştuğu yerdir. Hiç mi sözün yok bu acayip hakikat üzerine? Bu hakikatin arka planında neler vardı. En diptekilerin hayatını hiç merak etmeyen; onların duygularının yakınından geçmeyen kentli tutunmuşların ilgi alanına nasıl oldu da girdi Baba? Aralarında hiçbir kültürel geçirgenlik olmayan bu iki sosyolojiye nasıl seslenebildi? Murathan Mungan’la Baba’yı buluşturan neydi? Müslüm bu yola nasıl ikna oldu, hayranlarından nasıl tepkiler aldı, bu tepkiler hakkında duygusu düşüncesi neydi; yaşadığı günlük hayata, ilişkiler dünyasına bu değişim nasıl yansıdı vb vb… Merak etmeye hakkımız yok mu?

Cevabımı söyleyeyim: Upuzun tutulan şarkıları biraz kısarak; koskoca bölüme yayılan aile trajedisinden azıcık tasarruf ederek Müslüm Baba ile toplumsal olanı ilişkilendirmek kitle kültürü reçetesine aykırıdır. Özgün olanı sosyolojik tarihsel arka plana yerleştirmek, ilişkisini görünür kılmaya çalışmak izleyenin dünyasını genişletir, hayata dair farkındalığını arttırır; sığ ve yüzeyde olandan daha derine taşır. Ama, izleyici sayısını azaltır. Dramatik klişeler gibi güvenilir değildir. Pazar riski üstlenmeden derinleşemezsiniz.”Ayla”nın yapımcısının o filmle 5 milyon seyirci yakaladığı; “Müslüm Baba”yla 10 milyona ulaşmayı hedeflediğini okudum bir yerde. Biyografi sektörünü ve “Müslüm Baba” filminin hakikate saygısını bundan daha güzel ne anlatabilir?

 Başa dönerek bitireyim. Evet, ben de filmi severek çıktım sinemadan. Çünkü 2000’li yıllarla birlikte onun dikkatine girdiği, sempatisini kazandığı insanlardanım. Onu sevdiğim için filmi de sevdim. Duygu böyle bir şey işte. Yakalanıverirsiniz. Duyguyla yakalanıp, rehavetle o hoşluğun içinde yaşayabilirsiniz. Ama bir de akıl kısmı var insanoğlunun. Aklı duyguya teslim etmek çok yaptığımız bir şey. Onun için “Müslüm”projesini üreten akla şu itirazımı yapmak isterim: bu ülkenin çok önemli bir figürünü anlatırken, duyguları kestirme yoldan yakalayan, sığ, yüzeysel, ticari açıdan en garantili yolu seçmişsiniz. Bence asıl hakikat bu.

Hayatın en sert alanlarında duyguya teslim olup hakikate kör kalabiliyoruz. Hiç olmazsa bir biyografide bunu yapmayalım. Bari böyle avunalım…

.

Facebook Yorumları

Kod8
10.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
4.12.2018
Adanmışlık
17.11.2018
Müslüm Baba
1.7.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8