Niceliğin hâkimiyeti çağın mı alameti?

1.08.2020 - Bu Yazı 1323 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Niceliğin hâkimiyeti çağın mı alameti?

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Çamdalı “Her şeyin fiyatını bilen buna karşın kıymetini bilmeyen bir toplum niceliksel anlayışa önem veren toplum olarak tanımlanabilir” diyor.

Nicelik; artabilen, azalabilen, sayılabilen ya da ölçülebilen bir şeyin durumu veya özelliği ile ilgili kavram olarak tanımlanmaktadır. Örneğin bugün hava 20 derece derken havanın sıcaklıkla ilgili niceliksel (sayısal) bir özelliği, belirtilmiş olmaktadır. Niceliğin karşıtı niteliktir. O da değerlendirilen şeyin nasıl olduğunu belirleyen, diğerlerinden farkını ortaya koyan, özellikler olarak tanımlanmaktadır. Nitelik aynı zamanda eşyanın veya olgunun iyi-kötü, güzel-çirkin oluşunu tanımlayan kavram olarak da tanımlanmaktadır. Kalite ile ilgili de manası vardır. Söz konusu şeyin kalitesini de yansıtmaktadır.  Niceliksel özellikler bu noktada sadece sayısal değerlerle (miktar) belirtilirken niteliksel özellikler, yukarıda tanımlanan farklılıkları da yansıtmaktadır. Dolayısıyla eşyanın ya da herhangi bir olgunun değerlendirilmesinde, niceliksel bakış açısının yeterli olamayacağı, niteliksel bakış açısının da önemli olduğunun sık sık vurgulanması, oldukça anlamlıdır. Örneğin bir ülkenin nüfusunun belli sayıda olması, o ülkenin nüfusunun değerlendirilmesi için yeterli değildir. Nüfusun yaş dağılımı, gençlerin oranı, erkek ve kadın sayısı, eğitim durumu vb. diğer özellikler de niteliksel değerlendirme anlamında önemlidir.  Eşyayı veya olguyu salt sayısal büyüklüklerle tanımlamak, niceliksel bakışa göre değerlendirme olurken diğerleri de niteliksel değerlendirme ölçütleri olarak belirtilmektedir. Her iki değerlendirme de amaca ve koşullara göre önem ifade etmektedir.

GUENON'UN TEZİ VE KONUNUN TEMELİ 

Fransa’da doğduktan ve belli müddet burada yaşadıktan sonra hayatının geri kalan kısmını Mısır’da geçiren ve orada vefat eden Rene Guenon (Abdülvahit Yahya), 1945 yılında kaleme aldığı ”Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alametleri” adlı eserinde; modern yaşamı doğuran bilimin ve bunun sonucunda ortaya konulan anlayışların niceliğe dayandığını ve niteliğe egemen olarak onu ortadan kaldırdığını savunmaktadır. Ona göre modern çağın karakteristik özelliği; tüm kavramları niceliksel bakış açısından değerlendirmesi ve onu egemen kılma çabasının baskın olmasıdır. Batı’nın üstünlüğünün buradan kaynaklandığını belirtmesi de anlamlıdır. 

Guenon aynı eserde; konuyu kavramsal açıdan ele alarak Batı dünyasının niceliğe dayalı geliştirdiği modern bilimi esas alan, eşyaya yaklaşım tarzını da eleştirmektedir. Batı’nın bu noktada kendinden önceki, eski toplumların bakış açısını değiştirdiğini; eşyayı daha çok niceliğe (sayıya) göre değerlendiren, bir yaklaşım geliştirdiğini belirtmektedir. O, eşyanın salt niceliksel açıdan değil özü itibariyle de araştırılması gerektiğini savunmaktadır. 

Konunun elbette farklı boyutları ve tartışma yönleri mevcuttur. Derin bir konudur. Bilimsel, tarihsel, felsefi hatta dini açılardan da değerlendirilmeye ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Fakat burada asıl gaye; konuyu derin bir bakış açısından ziyade pratik yaşamdan elde edilen tecrübe ve gözlemlere dayalı olarak değerlendirmektir. Bu konudaki düşünceleri, sizlerle paylaşmaktır. 

MODERN BİLİMİN DOĞASI VE BATI MEDENİYETİNİN YAPISI 

Öncelikle modern bilim bakış açısının, sayılara dayandığını vurgulamak gerekiyor. Modern bilime göre sayılarla ifade edilemeyen hiçbir şey, bilimsel mana taşımıyor. Eşyanın veya olgunun özelliklerinin, sayısal olarak değerlendirilmesi için de ölçülmesi gerekiyor. Ölçülebilenler bilimsel oluyor ve değerlendirilebiliyor. Ölçülemeyenler ise bilimsel olmuyor ve değerlendirilemiyor… Bunun yanı sıra eşyaya veya olguya iyi-kötü, güzel-çirkin anlamlarını modern bilim yüklemiyor. Zaten böyle bir iddiası da yok. Bunları yükleyen; onun dışındaki din, ahlak, felsefe ve diğerleri oluyor. Modern bilim bu noktada tarafsız bir yapı kurmaya gayret ediyor. Haliyle doğasını ve öncüllerini bilmek gerekiyor. 

Zaman zaman taraflı bilimsel bilgiler de ortaya konmuyor değil. Bunu da bilmek gerekiyor. Nihayetinde, bir başka Fransız bilim insanının da belirttiği gibi bilimle uğraşanlar da insan ve çeşitli zafiyetleri olabiliyor. Onların da bilimsellik anlamında mükemmel bir yapı kurmaları zaten beklenmiyor. Fakat her şeye rağmen fiziksel dünyayı anlama noktasında yine de en güvenilmesi gereken bilgiler, bilimsel olanlardır. Daha iyisi bulununcaya kadar da doğrulukları geçerlidir. Tıpkı tüm kuğuların beyaz olması bilgisinin, siyahların bulununcaya kadar geçerli olması gibidir. 

Modern bilimin doğası bu şekilde belirtilebilir. Ayrıca kurulan bir medeniyetin salt modern bilim bakışı açısından oluşturulmaya çalışılmasına da diyecek bir şey olmayabilir. Bunun tercih olduğu da düşünülebilir. Fakat söz konusu tercihin en doğru tercih olması hususundaki önermelerin, Guenon gibi düşünürler tarafından eleştirebilir olmasını da anlamak gerekir. Çünkü yaşam sadece maddi alandan yani eşyadan ibaret değildir. Ölüm ve ötesi vb. metafizik olgular, diğer toplumlar için önemli olabilir…

İKİ SORGU VE İKİ GÖRÜŞ

Bana göre burada Guenon’un tezinden farklı olarak sorgulanması gereken, iki önemli husus daha var. Birincisi, Batı dünyası niceliğe dayalı geliştirdiği medeniyet anlayışını, tüm dünyada egemen kılmaya çalışırken hangi yaklaşımı (niceliksel veya niteliksel) sergilemektedir? İkincisi, toplumların sosyoekonomik yapılarının, hangi yaklaşıma göre düzenlendiğinin de belirlenmesi gerekmektedir. Bunların tespitinin yapılması da önem ifade etmektedir. 

Batı dünyasının ortaya koymaya çalıştığı anlayışlar eleştirilebilir. Ancak bunları gerçekleştirirken yaklaşımları, niceliksel olmaktan ziyade nitelikseldir. Çünkü tüm dünyayı etkileyen güçlü bir medeniyete sahiptirler. Medeniyetlerinin önemli bir değer olduğu gerçeği, ortadadır. Bunun tartışılır bir yanı da yoktur. Elbette bunda onların niceliksel gücünün örneğin maddi güçlerinin de ciddi rolü olduğu muhakkaktır. Zira niceliğe dayalı maddi gücün korunması ve sürdürülebilir olması için de niteliksel yaklaşıma ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır. Sadece sayılarla medeniyet kurmak mümkün olsaydı dünyanın daha kalabalık toplumlarının, daha etkin medeniyetler kurmaları, kaçınılmaz olacaktı. 

Ayrıca tarihteki güçlü mede niyetlerin, niteliksel değerler üzerinden geliştiğini buna karşın niceliksel değerlerin baskın olmasıyla da gerilediğini veya yok olduğunu söylemek, kanımca yanlış olmayacaktır… 

Sosyoekonomik alanla ile ilgili olarak da günümüzdeki Doğu toplumlarının, nitelikten ziyade niceliğe dayalı bir yapı içerisinde olduğunu belirtmek, pek de yanlış olmayacaktır. Nitelikli nüfus, nitelikli meslek insanı, nitelikli üretim ve benzeri konularda; Doğu toplumlarının Batıya göre daha geride olduğu muhakkaktır. Dolayısıyla çağın alameti olarak niceliğin egemen kılınmaya çalışılması hareketinin bu bağlamda Batı toplumlarından ziyade Doğu toplumlarının sorunu gibi göründüğü, ifade edilebilir. Sorun aynı zamanda tüm dünya toplumlarının sorunudur. Tüm dünyadaki gelişmiş veya gelişmemiş toplumlarda az veya çok niceliğin egemenliği hâkimdir. Ancak söz konusu sorun; özellikle sosyal, ekonomik veya bilimsel alanlarda Batı’ya göre daha geride olan toplumlarda, kendini daha etkin şekilde hissettirmektedir. 

EŞYAYA BAKIŞ AÇISI: BATININ VE DOĞUNUN SIKINTISI

Eşyaya bakış açısı elbette tüm toplumlarda aynı olmayabilir. Tüm dünya toplumlarının eşyaya bakışının, Batı bakış açısıyla aynı olması gibi bir zorunluluk da yoktur. Her toplumun kendi değerleri ile bakış açısı geliştirmesi gayet normaldir. Osmanlı’nın son döneminin sadrazamlarından ve aydınlarından olan Sait Halim Paşa’nın; Batı karşısındaki İslam dünyasının geri kalmasında, eşyaya bakış açısı farklılığını gündeme getirmesi ve bu hususta fikirlerin zihinden eşyaya değil, eşyadan zihne doğru uzanan bir çizgide oluşması gerektiğini vurgulaması da oldukça anlamlıdır. Ancak tespitin anlamlı olduğu kadar eleştirilebilir olması da olasıdır. Zira her iki bakış açısı da yaşamda önemli olabilir. 

Batı dünyasının yaptığı gibi yaşamı salt maddi değerler ya da niceliksel bakış açısı üzerinden gelişen bir anlayışa göre değerlendirmek, her zaman en sağlıklı değerlendirme olmayabilir. Bunun tüm sorunları çözemeyeceği de söylenebilir. Özellikle günümüz dünyasında farklı bakış açılarına ve yaklaşımlara ihtiyaç olduğu açıktır.  Fakat emanetlerin ehillerde olması, hak ve adaletin üstün tutulması, kul hakkına (insan haklarına) riayet edilmesi vb. ilkelerin toplumlarda egemen olmamasına dayalı gelişen ve nitelik sorunu oluşturan yapılanmalar; Batıdan ziyade Doğu toplumlarının kronik sorunları gibi durmaktadır. Bununla birlikte tüm sorunları sayısal güce dayalı maddi yaklaşımlarla örneğin para ile çözebilme anlayışı da yine Batıdan ziyade Doğuda egemen olan anlayış olarak daha çok taban bulmaktadır… 

SONUÇ 

Hangi yaklaşım olursa olsun, bunların niteliksel çabayla ortaya konması bence daha fazla önem ifade etmektedir. Bu bakımdan yukarıda da belirtildiği üzere Batı dünyasının eşyaya ve olguya niceliksel temelli yaklaşım tarzı eleştirilebilir olsa da bilimsel alan dışındaki niceliksel yaklaşım ve yapılanmalar, günümüzde Batı dünyasından ziyade Doğu dünyasının sorunu gibi görünmektedir. Bu noktada Batının niceliksel, doğunun da niteliksel yaklaşım sorunu olduğu söylenebilir. 

Eşyayı ve olguyu tanımlama hususunda Batı kaynaklı gelişen, çağın olumsuz alametleri yani onu belirleyen göstergeleri elbette sadece niceliğe dayalı anlayışların egemen kılınmaya çalışılması ile sınırlı değildir. Değer sorunu daha doğrusu değerleri değersizleştirme akımının etkinliği; seri üretim modeline benzer tek tip anlayışların egemen kılınması çabaları ve diğer pek çok göstergeler de belirtilebilir. Ancak özellikle Doğu toplumlarında, sorunların en önemli kaynaklarından birinin, niceliğin hâkimiyeti anlayışının pratik yaşamda egemen olduğu kanaatidir. 

Her şeyin fiyatını bilen buna karşın değerini ve kıymetini bilmeyen bir toplum, niceliksel anlayışı esas alan ve buna önem veren toplum olarak tanımlanabilir. Söz konusu düşüncenin her alanda egemen olduğu toplumlarda da zaten tehlike sinyalleri çalmaya başlamış demektir. Bunun hemen önlenmesi gerekmektedir. Önlenmesi için de ilk yapılması gereken şey öncelikle kaliteli eğitimdir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da işin başı yine eğitimdir. Hatta eğitimcilerin de eğitimidir. Zira eğitimcilerden yansımayan bir özelliğin, eğitilenlerde gelişmesini beklemek beyhudedir. Hepsinden daha önemlisi de ifade edilmeye çalışılan konuda, toplumsal mutabakata dayalı olarak sorumluların ortaya koyacağı güçlü iradedir… 

Not: Yazının hazırlanmasında bilgi ve görüşlerinden yararlandığım, Üniversitemizin Felsefe Bölümü öğretim üyelerinden, Prof. Dr. Mehmet Vural’a teşekkürlerimi sunarım.

KARAR

Emlak8

Facebook Yorumları

0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive