Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

Kapasitesi sınırlı ve narin hafızalarımızda bu kadına özel bir yer ayıralım lütfen!


18.1.2019 - Bu Yazı 613 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 1

 Ne kadar çok insan öldü!

Ne çok üzüldük...

Kaç kez onlarsız yaşamanın zor, hatta imkânsız olduğunu düşündük...

Kaç kez “asla unutmayacağız” dedik...

Hepsi geçti.

Hepsini unuttuk.

Hatırlamaya çalışmamız için bir şeylerin bizi dürtmesi, duygularımızı uyandırması, narin ve kapasitesi sınırlı hafızalarımızı zorlaması gerekiyor.

Hayat böyle, biz böyleyiz; ne desek boş!..

Ama hafızamızın en önemli köşelerine çakıp da hiç terk etmemiz, her gün hatırlamasak bile asla sonsuzluğa kadar unutmamamız gereken kişiler olmalı.

Bunlardan birini hatırlatmak istiyorum size: Berfo Ana’yı.

Doğum veya ölüm yıldönümü ya da 8 Mart falan diye değil. Ara sıra onu hatırlayıp içim sızladığı için. Cumartesi Anneleri deyince gözüm hep onun çileli yüzünü aramaya alıştığı için. Belki de ölümünden kısa süre önce onunla birkaç saniye konuşabildiğim için. Bilmiyorum...

Ölüme meydan okuyan bir kadındı o. Öldüğünde 105 yaşındaydı. Ve ölmemeye ant içmişti.

Oğlunun mezarını, daha doğrusu kemiklerini bulmadan ölmemeye kararlıydı.

Bu azmiyle 30 küsur yıl yaşadı.

Hesap sordu. Vazgeçmedi. Korkmadı.

Onun Kenan Evren’e haykırışı da unutulacak gibi değildi: “Hiç mi utanmadın benim çocuğumu öldürürken? Senin de ocağın sönsün!"

*      *      *

1908’de doğmuştu. İttihat ve Terakkiciler’in baskılarına dayanamayan II. Abdülhamit İkinci Meşrutiyet’i ilan ederken, Balkanlar isyanlarla sarsılırken, Avrupa’da yanardağlar patlarken ve Sibirya’ya göktaşları yağarken kimin umurundaydı kara kuru bir kızın doğması. Ve elbette hiç kimse, bu bebeğin öyküsünün kendilerini gömüp 105 yıl sonrasına, 2013’e kadar uzanacağını bilmiyordu.

O zaman Ruslar’ın egemenliği altındaki Kars'a bağlı olan Göle ilçesinin (sonradan Ardahan’a bağlandı) Muzarat köyünde (şimdiki adı Çakırüzüm) dünyaya gelen Berfo adındaki çocuk büyürken Birinci Dünya Savaşı çıktı. Çatışmalar sokaklarına ve evlerine kadar yayıldı. Bölge Ruslar’dan geri alındığında kız 12 yaşındaydı.

Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı, Cumhuriyet kuruldu. Bu toz duman altında okula gidemedi Berfo. Sonra evlendi. Taşları her yana dağılarak yıkılan köylerin, kentlerin ve devasa bir tarihin altında kalıp ezilmeden var olmaya, yaşamaya ve yaşatmaya çalıştı. Ancak askerî ve siyasi şiddet tiyatrosu ara vermiyor, büyük bir iştahla tekrar tekrar perde açıyordu.

Kürt isyanları, İstiklâl Mahkemeleri, Takrir-i Sükûn Kanunu, Dersim Katliamı, İkinci Dünya Savaşı, darbe, yeniden darbe, bir kez daha darbe…

Onunki hayat değil harp meydanı, yürek değil yangın yeriydi sanki… Çok zorluk çekti, çok yakınını kaybetti, çok gözyaşı döktü. Ama dayandı Berfo Ana; sabretti, direndi; yakınlarını korumak için mücadele etti.

Yeter ki canından çok sevdiği evlatlarına bir şey olmasındı; sağlıklı, mutlu ve hür yaşasınlardı çocukları. Yaşar, Mikail, Fatma, Yıldız, Filiz… Bir de Cemil

Cemil!..

Adının manası bile “güzel”, “iyi”; hem Allah'ın sıfatlarından biri. 48’inde doğurdu onu. Yıllardan 1956’ydı yani. Akıllı mı akıllı bir çocuktu Cemil. Büyüdü, koskoca, yiğit bir delikanlı olarak yetişti, arkadaşlarına örnek bir kişi oldu.

Darbenin tankları ve topları ülkenin ufkunu kararttığında Cemil 24 yaşındaydı. Yıllardan 1980, aylardan Eylül, günlerden 12’siydi. Ertesi gün evleri basılınca gözleri yaşla doldu Berfo Ana’nın.

Sonradan defalarca telaffuz etmişti o hançer darbesine benzeyen cümleyi: “Son defa ‘Cemil’ dedim, o da ‘Anne’ dedi; bir daha göremedim yavrumun yüzünü…”

*      *      *

Berfo Ana bir daha göremedi küçük oğlunu. 13 Eylül'de Göle'deki evinden alınan Eğitim Enstitüsü öğrencisi Cemil, önce 247. Piyade Alayı'na, sonra da Kars Askeri Gözetimevi'ne gönderildi. 8 Ekim'de ise “kayboluverdi”. “Vardı, yok oldu.” “Belki kaçtı, belki buharlaştı.” Sonuçta bir daha ondan haber alınamadı.

Ağabeyi Mikail, 7 Ekimde Cemil'in ziyaretine gitmişti. Kardeşini görememiş, ona elbise ve para iletmiş, bir süre sonra kendisine verilen “Abi, elbiseleri aldım, parayı aldım. İyiyim.” yazılı pusulayla dönmüştü. Ertesi gün Cemil’in “firar ettiği” yalanı alçakça seslendirilirken, 24 yaşında bir beden tümüyle sessizliğe mahkûm olmuştu. Cesedi nereye atılmış, nasıl gizlenmişti, kim bilir…

Berfo Ana bekledi. Bekledi ve umut etti. 31 yıl boyunca oğlu Cemil gelir de dışarıda kalır diye kapısını kilitlemedi. Belki tanıyamaz diye evini boyatmadı.

Cemil, aynı yıl birkaç ay önce tutuklanıp da Erzurum Karskapı Askeri Cezaevi’ne konduğunda babası, 31 Nisan 1980’de çektirdiği fotoğrafının arkasına “Baktıkça beni hatırlarsın” diye yazarak oğluna göndermişti. Ama yanılmıştı; hatırlama görevi oğluna değil, kendisine düşecekti.

11 yıl hatırladı, unutmadı, oğlunu aradı yaşlı adam. Berfo Ana’nın ikinci eşi, Cemil’in babası İsmail Kırbayır’ın ömrü oğlunu bulmaya yetmedi. 1991’de 74 yaşında öldü.

Giderek çoğalıyordu ölümler. Ve gözyaşı gölü giderek büyüyordu.

*      *      *

Ölüsünü bulamadığı için dirisine kavuşma umudunu yitirmeyen Berfo Kırbayır’ın 30 yılı aşkın bekleyişi, pıhtılaşmış kan renginde karanlık bir finale doğru yaklaşıyordu.

Cemil’in gözaltında öldürüldüğü, binanın üçüncü katından atıldığı sadece söylenti değildi artık. O dönem Cemil’in yakın arkadaşı olan Fevzi Çelik, uzun yıllar sonra bildiklerini anlattı. İşkencecilerin adları telaffuz edildi.

Korkunç suskunluk, son yıllarda TBMM İnsan Hakları Komisyonu’ndan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar bir dizi yerde bozuldu. 1995’ten itibaren adım adım bir efsaneye dönüşen Cumartesi Anneleri arasında sembolik bir isim olan Berfo Ana, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi.

Sonunda ona oğlunun öldüğü “resmen” açıklandı. Ama ceset bulunmadı. Mezar gösterilmedi. Belki de yoktu mezar falan. E, koca devlet ölü çocuklardan kalan kemikleri aramakla uğraşamazdı herhalde. Anlaşılır bir ifadeyle suçunu da kabul edemezdi. Zaten devlet özür dilemezdi ki bu topraklarda. Kapanmıştı işte olay. Bitmişti. Cemil Kırbayır “kaybolmuştu”,“vardı, yok olmuştu”“ölmüş, belki buharlaşmıştı.” STOP!..

Berfo Ana boğuk bir yürek yarasına dönüşmüş çığlığı ile “Oğlumun mezarı bulunmadan, kemikleri verilmeden beni mezara koymayın” diye vasiyet etmişti.

Kahrından mide kanseri olmuştu son döneminde. 2013’te oğlunu bulamadan hayattan ayrıldı. Belki de böylece oğluna kavuştu.

*      *      *

Beni çok etkileyen bu olağanüstü kadınla ilgili birkaç kez yazmıştım. İlk yazımı unutmam mümkün değil. Yazı bitince büyük oğlu Mikail Kırbayır’a ulaşıp birkaç soru sormuştum.

Bir soruma biraz şaşarak ve gülerek “Nelere de dikkat etmişsin!”deyip cevap verdikten sonra, anlaşılan o da beni şaşırtmaya karar vermişti. Ve annesinin sağlığına ilişkin son sorumu boşlukta bırakarak telefonu birine uzatmıştı. Uzaklaşan sesinden “Anne bak, telefondaki Cemil’in arkadaşı” cümlesini yakalayıp sarsılmıştım.

Bir taraftan Berfo Ana’nın sevgi dolu sesinin birbirine karışan notalarından kelimeleri seçmeye gayret ediyor, diğer taraftan da ona güzel bir şeyler söylemeye çabalıyorum. Bir ara açık seçik “Burada mısın?” demişti bana. Ben de ona “Buradayım, Berfo Ana, buradayım. Sen de hep burada olacaksın” demiştim.

Mikail telefonu aldığında kendisine teşekkür ederek Berfo Ana’nın sesini duymaktan mutlu olduğumu dile getirmiştim. O da bana “Kim bilir,  belki de onun sesini en son duyan insanlardan biri sen olacaksın!” demişti. İtiraz etmekle kederlenmek arasında dalgalanmıştı yüreğim.

Ondan kısa bir süre sonra Berfo Ana’nın ölüm haberi geldi. Onun, o telefonda birkaç saniye konuşup duygulandığım kadının ardından ağlamıştım.

Belki birçok insanı unuturum hayatta, ama geride az sayıda insan kalsa bile hafızamda, biri bu eşsiz kadın olmalı demiştim kendi kendime.

Şimdi içimden geldi, bu dileği sizinle de paylaşmak istedim.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.08.2019
Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat
4.06.2019
Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi
18.05.2019
Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..
26.4.2019
Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım
20.4.2019
İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı
12.4.2019
Sayın Sadi Güven, Gladyatör filminin 141. dakikasını izlediniz mi?
30.3.2019
Erdoğan küskün muhalifleri oy kullanmaya ikna etti
15.3.2019
Vedalaşma zamanı...
23.2.2019
Erdoğan’ın ‘zırhlı araba’ merakı, Putin’in dalga geçen cevabı
25.1.2019
Erdoğan - Putin #10YearChallenge: Bir ‘like’ yapıp geçse miydim?
18.1.2019
Kapasitesi sınırlı ve narin hafızalarımızda bu kadına özel bir yer ayıralım lütfen!
11.1.2019
Rusya: Suriye'de ‘aslan' ama ya ‘dünkü kardeşleri' ile?
6.1.2019
Sonu zaferle bitmeyen mücadeleler her zaman kayıp hanesine mi yazılır?
30.12.2018
Eksik bir yılbaşı gecesi: Bir mucize olsa da 2019'da hayat normale dönse...
23.12.2018
Tek bir söz hayat verir, tek bir söz için hayat verilir
16.12.2018
Hayatımızın kıyısından geçip giden insanlarla beraber neler kaybediyoruz?
9.12.2018
Seks iyi hoş da, erkekler pek zavallı...
26.11.2018
Gazetecilik, yazarlık ve parasızlık üzerine
19.11.2018
Tanya'ya mektup: Bugün senin ölümünün dokuzuncu günü...
11.11.2018
Çocukları çok mu seviyorsunuz, milliyetçi bayım? Hangilerini?..
4.11.2018
'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi
28.10.2018
Cesaret üzerine sorular
25.10.2018
Bekir Ağırdır: ‘Gün Olur' yeni MC iktidarı kurulur...
21.10.2018
Güzel ve talihsiz bir ülke ve ona benzeyen bir kadın...
14.10.2018
Kabasınız, kaygısızsınız, saygısızsınız, densizsiniz, özensizsiniz; hayat size güzel...
7.10.2018
‘Çok cahilsin, keşke ölsen! Ama madem çok güçlüsün, o halde ben de...'
30.9.2018
7 soruda Rusya'nın Suriye'deki üç yılı
23.9.2018
Ruhumun acelesi var, an'ı yaşamak istiyorum...
16.9.2018
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?..
3.9.2018
Seçim bugün olsa sandığa gitmem. Ne yani, Kemal Bey, sizce ben AKP'li miyim?
27.8.2018
Yazacak bir şey yok artık, okuyacak da, konuşacak da... Sadece fotoğraflara bakın!..
19.8.2018
Ermenistan'ın hızlı değişimi: Darbe? Devrim? Karşı devrim?..
12.8.2018
‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
5.8.2018
Rus komünistleri ve bizim CHP: Bıkkınlık ile tiksinti arasında
29.7.2018
Solculuğunuz, sağcılığınız, milliyetçiliğiniz falan sizin olsun; insanlıktan haber verin siz!
22.7.2018
Bizde böyle bir cumhurbaşkanı mı? Ne diyorsunuz! Ya devlet ciddiyeti?
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 1
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive