Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım


26.4.2019 - Bu Yazı 222 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Dün Ege’de olmanın verdiği özel duygu ile kanatlanıp gaza iyice basmıştım.

Ama az sonra kısacık yeşil şeridin arasında küçük kırmızı noktalar gördüğümde hızımı kesmek zorunda kaldım.

İçimde neredeyse yarım yüzyıllık duyguların yeniden kıpırdandığını hissederek frene bastım.

Gelincikler...

(Burada okurların bir kısmı ile vedalaşabiliriz herhalde. Evet, ne AKP-MHP ittifakı, ne Kemal Bey’i yumruklayan şahıs, ne otobüste bir kadının üstüne boşalan kişi, ne de yeniden içeri alınan Cumhuriyetçi arkadaşlarla ilgili yazacağım. Oysa dört konuda da yazıya başlamıştım...)

*          *          *

Arabadakilerin söylediklerini ve sorduklarını duymadan, büyülenmiş gibi, hızlı adımlarla parlak kırmızı ışıklara yöneldim.

Evet, oydu: Gelincik!.. Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım…

Gelincikleri güneşle arama alıp sırtımı arabadakilere dönerek eğildim. Bu anın özel olması gerekiyordu.

Onları hayranlıkla izledim, incitmemeye çalışarak dokundum, kulaklarına geçmişten birkaç kelime fısıldadım.

Sonunda bana döndüler. Kısa ve soylu bir selam verdiler. Ardından rüzgârdaki danslarına kaldıkları yerden devam ettiler.

Ben onların önünde kalakaldım…

*          *          *

Ne zaman ki kimin hangi çiçekten hoşlandığı sorulur, cevap vermekte acele etmem. Önce başkalarının verdiği cevapları dinler, yine yalnız kalıp kalmayacağımı düşünürüm. Belki de yalnız kalmayı ve benim çiçeğim üzerinde kimsenin hak iddia etmemesini isterim.

Gül, karanfil, lale diye tercihler dile getirilmeye başlanır…

Bazen leylak, menekşe, açelya, sardunya, hanımeli sıralanır…

Papatya deyip masum bir bakışa sığınanlar da vardır…

Orkide dedikten sonra gözlerine bir türlü gelmeyen prensin hayalini yerleştiren kadınlara da rastlanır…

Gözler bana çevrildiğinde biraz zorlanırım. Sanki aramızdaki aşkı bir sır gibi saklama sözünü verdiğim çiçeğimin adını başkalarıyla paylaşmaktan kaçınırım. Ama bazen çaresiz kalır mırıldanırım:

- Gelincik…

Ne öyle zor yetiştirilen bir çiçektir benimkisi, ne de nadir veya pahalı bir türdür. O, son derece doğal, yalnız ve gururludur. Başına buyruktur. Vazoya pek yakışmaz.

Kırmızının en canlısını, kelimenin tam anlamıyla kıpkırmızıyı giyinmiştir gelincik. Parlak ve gizemli gölgelerle kaplı bir giysidir bu. Rüzgârla tiril tiril dalgalanır. Uzaktan kaygısız bakana asla göstermeyeceği iç yüzünde açık renk bir yuvarlağın çevresinde ışıl ışıl simsiyah antenler yer alır.

Olur olmaz yerlerde, uzak tarlalarda ve dağlarda, ısınan havalarla beraber ortaya çıkar gelincik. Birkaç ay sürdürdüğü özgür dansını kendi istediği bir gün sonlandırarak aniden ortadan kaybolur.

*          *          *

Dün 60’lı yıllara gittim yine. Kozan’a. Evimizin yanında bazen sapsarı buğdayların işgal ettiği, bazen nadasla boş kalan uçsuz bucaksız bir tarla uzanırdı. Gelincik tarlasıydı burası. Çünkü zamanı geldiğinde gelincikler burada ortaya çıkardı. Kısa sürede evimizden neredeyse Kozan Dağı’na doğru uzanan kırmızı benekli bir halıya dönerdi tarla.

Biz çok küçük, oradaki otlar ve ekinler ise çok uzun olduğundan, yalnız başımıza tarlaya girip uzaklaşmamız yasaktı. Hem yılanlar vardı zaten orada. Bazen öteki çocuklarla birlikte kaplumbağaları sabırsızlıkla izlerken yılan deliklerini bulur, kaçmaya hazır bir pozda elimizdeki sopalarla deliklerin hemen arkasında olduğunu sandığımız o korkunç yaratığı tahrik etmeye çalışırdık.

O tarlada kaybolduğum zamanlar olmuştu. Suçlusu gelincikler, daha doğrusu benim onlara duyduğum merak ve aşktı.

Daha parlak, daha büyük, daha güzel gelincik arayışımda bazen farkında olmadan evden uzaklaşırdım. Bulduğum her bir gelinciği dikkatle inceler, içlerine bakardım. Ve onlara dokunan ellerimde kalan izlere.

*          *          *

Okula başladım. İlk kez ailemin ve sokağımızın dışında bir dünyayla tanışıyordum.

Herkes gibi kara önlük giymem, üzerine de hiçbir zaman fazla anlam veremediğim beyaz yakayı takmam gerekiyordu. Bazen hep birlikte “ant içmemiz”, bazen de epeyce uzun bir marşı söylememiz şarttı.

Sınıfta istediğimiz gibi davranamıyorduk. Başımızda sık sık sesini yükselten biri vardı, “öğretmen” deniyordu ona. Biz öğretmenden, öğretmen de yaşlı bir adamdan korkuyordu; o da “müdür”dü. Müdürden daha yaşlı olmasına rağmen bize çok sevecen davranan “hademe” adlı bir kadınla bir adam vardı. Demek ki, önemli olan yaşlı olmak değildi.

Okul yorgunluğunu ve bıkkınlığını atmak için gelincik tarlasına uğrardım. Orada ne öğretmen, ne müdür, ne ant, ne de ev ödevleri vardı.

Gelincikler…

Adları bile - özellikle “gelin”in sonuna eklenen “-cik” - sanki onların çocuklar için olduğunu gösterirdi; oyuncak gibi yani.

Ama yalnızca oynamaz dertleşirdik de. İlk kez âşık olduğum, benden birkaç yaş büyük olan o kızla ilgili sırrımı önce gelinciklere anlatmıştım.

Evin camında kızın sokağa girmesini bekler, sonra hızla yola fırlar, gelincik tarlasının yanından çıkan kızın önüne “tesadüfen” atlardım. O önceleri beni fark etmedi. Sonra beni gördüğünde alaycı bir gülüş kondurdu güzel ve çilli yüzüne.

Bir kadın tarafından küçümsenmenin, bazen oyunun en riskli ve önemli kısmı olduğunu, bu partiyi kazandığında kadının çok değişebileceğini o zamanlar bilmiyordum. Onun için moral bozukluğu içinde yaşadığım ilk aşk acısını o gelincik tarlasında sessizce haykırmışımdır defalarca.

Bir de müzik öğretmenine âşık olmuştum. Aramızda 20 yaş falan vardı, ama olsundu. Hem o çok kısa boylu bir kadındı, bize fazla tepeden bakamıyordu yani. Ona aşkımdan koroya girmiştim. Bir gün onun yönettiği koroda, onunla ilgili hayallere dalıp gitmiştim; bu arada o sustuğumu görmüş, beni azarlamış, herkesin içinde hakaret etmişti. O gün, gelincik tarlasında ağlayıp onun ölmesini isterken aşkla nefret arasındaki mesafenin ne kadar kısa olduğunu keşfetmiştim.

Bilmem, yaşıyor mudur? Ve karşılık veremesen de hiçbir aşkı böylesine acımasız reddetmemek gerektiğini öğrenmiş midir? Kim bilir, belki bir gün tümüyle aşksız, yapayalnız ve kupkuru kalırsın; o zaman işine yarar belki eski ve küçük aşklar...

İyi hatırlamıyorum şimdi, ama ben bunu parlak kırmızı gelinciklerden öğrenmiş olabilirim.

*          *          *

Kozan’dan ayrılırken koca İstanbul’da yeni bir hayata başlayacağım için çok heyecanlıydım. Onun için gelinciklerle hakkıyla vedalaşamamıştım. Ama yakında buralara geleceğimi düşünerek uzun süre kendimi avuttum.

Kozan’ı uzun yıllar sonra görebildim. Askerliğin ardından sabah gidip akşam ayrıldım. Koskoca okulumuzun, onu çevreleyen devasa duvarın, meğer hiç de öyle büyük olmadığını görüp çok şaşırdım.

Evimizde yabancıların yaşaması ve onların meraklı bakışları karşısında bir süre sonra oradan uzaklaşmak zorunda kalmam da çok ağırıma gitti.

Ama en kötüsü gelincik tarlasını kaybetmemdi. Ne buğday başakları kalmıştı orada, ne de gelincikler. Beton işgaline uğramıştı o tarla.

Oraya yapılan yatırımlar, benim ve başka çocukların talan edilen anılarından daha pahalıydı demek…

Ve benim buraya hiçbir zaman dönmeyecek sevgili gelinciklerimden…

*      *      *

Arabada kalanlar öyle güçlü sesleniyorlardı ki bana, sonunda yaşadığım anın gerçeklerine dönmek zorunda kaldım.

Gelinciklerle vedalaşarak doğruldum.

Ama hemen sırtımı dönüp arabaya yönelemedim.

Çünkü yüzümdeki anlamsız gülümseme ve gözlerimde biriken yaşlar da onlarla aramızda kalması gereken bir sırdı.

Benimle gelinciklerin…

NOT: Eski bir yazı bu. Ama bugün gelincikleri görünce içimden geldi, tekrar paylaşmak istedim.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.08.2019
Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat
4.06.2019
Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi
18.05.2019
Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..
26.4.2019
Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım
20.4.2019
İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı
12.4.2019
Sayın Sadi Güven, Gladyatör filminin 141. dakikasını izlediniz mi?
30.3.2019
Erdoğan küskün muhalifleri oy kullanmaya ikna etti
15.3.2019
Vedalaşma zamanı...
23.2.2019
Erdoğan’ın ‘zırhlı araba’ merakı, Putin’in dalga geçen cevabı
25.1.2019
Erdoğan - Putin #10YearChallenge: Bir ‘like’ yapıp geçse miydim?
18.1.2019
Kapasitesi sınırlı ve narin hafızalarımızda bu kadına özel bir yer ayıralım lütfen!
11.1.2019
Rusya: Suriye'de ‘aslan' ama ya ‘dünkü kardeşleri' ile?
6.1.2019
Sonu zaferle bitmeyen mücadeleler her zaman kayıp hanesine mi yazılır?
30.12.2018
Eksik bir yılbaşı gecesi: Bir mucize olsa da 2019'da hayat normale dönse...
23.12.2018
Tek bir söz hayat verir, tek bir söz için hayat verilir
16.12.2018
Hayatımızın kıyısından geçip giden insanlarla beraber neler kaybediyoruz?
9.12.2018
Seks iyi hoş da, erkekler pek zavallı...
26.11.2018
Gazetecilik, yazarlık ve parasızlık üzerine
19.11.2018
Tanya'ya mektup: Bugün senin ölümünün dokuzuncu günü...
11.11.2018
Çocukları çok mu seviyorsunuz, milliyetçi bayım? Hangilerini?..
4.11.2018
'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi
28.10.2018
Cesaret üzerine sorular
25.10.2018
Bekir Ağırdır: ‘Gün Olur' yeni MC iktidarı kurulur...
21.10.2018
Güzel ve talihsiz bir ülke ve ona benzeyen bir kadın...
14.10.2018
Kabasınız, kaygısızsınız, saygısızsınız, densizsiniz, özensizsiniz; hayat size güzel...
7.10.2018
‘Çok cahilsin, keşke ölsen! Ama madem çok güçlüsün, o halde ben de...'
30.9.2018
7 soruda Rusya'nın Suriye'deki üç yılı
23.9.2018
Ruhumun acelesi var, an'ı yaşamak istiyorum...
16.9.2018
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?..
3.9.2018
Seçim bugün olsa sandığa gitmem. Ne yani, Kemal Bey, sizce ben AKP'li miyim?
27.8.2018
Yazacak bir şey yok artık, okuyacak da, konuşacak da... Sadece fotoğraflara bakın!..
19.8.2018
Ermenistan'ın hızlı değişimi: Darbe? Devrim? Karşı devrim?..
12.8.2018
‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
5.8.2018
Rus komünistleri ve bizim CHP: Bıkkınlık ile tiksinti arasında
29.7.2018
Solculuğunuz, sağcılığınız, milliyetçiliğiniz falan sizin olsun; insanlıktan haber verin siz!
22.7.2018
Bizde böyle bir cumhurbaşkanı mı? Ne diyorsunuz! Ya devlet ciddiyeti?
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive