Barış sürecinin nasıl işleyeceği gündemin ana maddesi. Tartışmalar ve gelişmeler üç 'soru'nun öne çıkacağını gösteriyor.

-PKK'nın silahlı güçlerinin ne şekilde ve ne sürede çekileceği,

-Çözüme ilişkin toplumsal mutabakatın nasıl genişletilip ve derinleştirileceği,

-Barış sürecinin sıhhati ve ilerlemesi açısından hayati bir işlevi olacak yeni anayasa tartışmalarının ne zaman başlayıp, nasıl ilerleyeceği…

Bir diğer 'soru' da, bu üç 'soru'nun iç içe girip, üst üste oturmasıyla karşımıza çıkacak gibi görünüyor.

PKK'nın sınır ötesine gitmesi uzar, sonbahara sarkarsa, anayasa hazırlık süreciyle çekilme süreci kesişecektir. Kürt sorununun çözümünde mutabakatın derinleştirilmesi, anayasa etrafında mutabakat arayışları ya da gerginliklerle keşisecektir.

Yol önemli ve hayati, ama zorluklarla dolu ortada.

İdrak edilmesi gereken şudur:

Söz konusu olan otoyol veya hastane yapımı değildir. Gerekli zemin, gerekli kaynaklar ve kararlar bu tür yapımları hemen mümkün kılarlar.

Barış projesi ise önce sistemin ve insanın kendisine yönelik bir projedir. Teknik ve prosedür kadar, mutbakat, katılım, uzalaşma gerektiren bir projedir.

Türkiye barış projesiyle sadece akan kanı durdurmayacaktır, aynı zamanda bu yolda Kürt sorununu kalıcı biçimde çözmeye soyunacaktır.

Kalıcı çözüm ise ülkenin kendisini siyasi, idari, zihni dokusuyla baştan kurma hamlesi demektir.

Bu yolda Türk alanından da Kürt alanından da politik, sosyolojik, milliyetçi dirençle karşılaşmak (ki ilk işaretlerini MHP verdi, bir önceki işaret Başbakan'ın Ergenekon bağlantısı işaretiyle Ankara saldırılarıydı) kaçınılmazdır.

Zorlukların aşılabilmesi için siyasi mücadele, siyasi kararlılık ve siyasi irade her zamankinden önemli ve gerekli olacaktır.

2002-2010 arası ülkenin önünü açan, sağdan sola farklı demokrat ve liberal kesimler arasında yapılan toplumsal ve siyasi ittifaklara, Türkiye'nin her zamankinden daha çok ihtiyacı olacaktır.

Toplumsal meşruiyet hayatidir.

Ülkenin yeni dönemi ancak meşruiyet üzerinden bu tür ittifaklarla kurulabilir.

Bunu bir kenara yazın…

Barış projesi, elbet AK Parti'nin taşıdığı bir projedir.

Ama sadece AK Parti projesi değildir.

Bu projeyi sadece AK Parti üzerinden algılayanlar, barışa AK Parti projesi olduğu için mesafe koyanlar ya da AK Parti projesine mutlak destek verenler yanılıyorlar.

Ülkedeki ana çatışma ekseninin bu iki grup arasında olduğunu sanmak, böyle görüntü yaratmak da büyük yanılsamadır.

Mahallede yangın varken bakkal gasp etme, düşman bertaraf etme misali, yan yollar, yan hesaplar, yan kavgalarıyla gerçekten odak kayıyor.

Barış üzerinden hesaplaşma, barış fikri üzerinden sansür, barışa endeksli itişme derken eksen bozuluyor.

Dün yazdım, ama yeri geldi, tekrarlamak isterim:

'Az-barışçılar'a karşı çok-barışçılar', 'tutanakçılar-tutanak karşıtları' ya da 'barıştan korkan solcular' gibi tartışmalar, 'karanlık ve ihanet içindeki aydınlar' gibi ithamlar, 'anlamak için sorulan soruların, düzeltmek için yapılan eleştirilerin, anlamak için üretilen analizlerin ardındaki derin niyeti bilme, bunları barış karşıtı ilan edip, beteri men etme' alıştırmaları, bunlar aynı cephenin, barış cephesinin içindeki farklı eğilimdeki aktörlerin anlamsız tartışmalarıdır.

Anlamsızlığın kaynağını ise her zamanki gibi, bu konuya da barış sürecini de 'siyasi iktidar'a endeksleyerek ele almak oluşturuyor.

Zaman farklı…

Zaman demokratik ittifak zamanıdır…

Türkiye'nin demokratik geleceği, Kürt sorunu, anayasa, anayasal rejim üzerinden güçlü ittifaklarla üretilebilir…

 

  • Abone ol