Meslek hayatımın önemli bir kısmı 'askerin siyasi rolü' üzerine çalışmakla geçti. Doktora ve doktora sonrası akademik çalışmalar, 28 Şubat döneminden bugüne askeri, askerleri, orduyu ve eylemlerini gazeteci olarak takip ve izleme...

En sık duyduğum, militarist zihniyeti en iyi yansıtan sözlerden birisi her zaman şu olmuştur: 'Siyasetçi boşluk bırakırsa asker doldurur'. Bu cümlenin farklı versiyonları arasında, 'askeri darbelerin siyasetçinin beceriksizliğinden kaynaklandığı' fikri vardır ve denklem şudur: 'Siyasetçi kirletir, asker temizler'.

Darbe ve temizlik arasında bağ kuran bu 'ağır kokulu bakış açısı'na yıllarca var gücümle itiraz ettim. Eğer siyasetçinin zaafından söz edilecekse bunun sebebinin demokratik ve siyasi alanın olgunlaşmasına imkan vermeyen asker varlığı ve asker eylemleri olduğunu söylemeye çalıştım.

Bugün farklı bir noktadayız.

Bununla birlikte 'darbe ateşi' pek çok kişiyi yakmaya devam ediyor.

Darbe girişimi nedeniyle yargılanan ve mahkum olan askerler bunlar arasında bulunuyor. Bu köşeyi okuyanlar bilirler, kanım odur ki, bunlardan bir kısmı hak ettiği cezayı aldı, bir kısmı ise hak etmedikleri bir durumla karşı karşıya bulunuyor.

Bu askerlerden birinden, Kurmay Albay Mustafa Haluk Baybaş'tan gelen bir e-mail beni etkiledi.

Şöyle diyordu:

'Darbe bizim neslimizin aklının ucundan bile geçmemiştir. Bizim neslimiz darbelerin ülkeye ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne patinaj yaptırdığını idrak etmiş bir nesildi. Ben 1980 darbesinde 12 yaşındaydım. Benim düşünceme göre, yapılan darbeler, toplumdaki kamusal ve sosyal know-how'ın oluşmasını engellemiştir. Bugün yargıda yaşanan sıkıntıları, darbeler olmasaydı daha önceleri yaşayıp, dersler çıkarıp o sıkıntıları bugünlerde çoktan aşmış olur, daha doğru işleyen bir yargı sistemimiz olabilirdi. Neticede doğruyu bulmak bir deneme-yanılma sürecini gerektiriyor. Darbeler bu deneme yanılma prosedürünü engellemiştir. Ülkelerin demokrasi anlayışı ve sitemleri tek tip ve bire bir aynı değildir. Temel bazı değerler var ama her ülkenin birbirinden farklı anlayışları, kanunları, kabullenmeleri de var. Bizim bu konuda daha kat edecek çok yolumuz olduğuna inanıyorum. Bu değerleri toplum zamanla içselleştirecektir. Su akar yolunu bulur, suyun önüne barajı çekmemek lazım...'

Askeri darbelerle ilgili bunları söyleyen bir askerin varlığını bilmek beni mutlu etti.

Yaman çelişki, Baybaş şöyle devam ediyordu satırlarına:

'Ben bu şekilde düşünüyorum ama 30 yıl önce yapılanların bedeli de haksız ve hukuksuz olarak bana ödetiliyor...'

Öyküsünü ondan dinleyelim:

'Ben Balyoz davası kapsamında sahte dijital verilerle 16 yıl hapis cezası alan deniz subaylarından biriyim... Balyozu ilk defa, televizyonlarda konu edildiğinde duydum. O zamana kadar ne Çetin Doğan'ı tanırdım ne de Kara Kuvvetlerinin herhangi bir seminerine katılmışlığım vardır. Hatta o yıllarda Genelkurmay'da görevli olduğum için ne başka bir seminere ne de harp oyunu benzeri bir faaliyete katılmışlığım vardır. Davanın dönüp dolaşıp beni de içine alacağı aklımın ucundan bile geçmemiştir.

Malum seminere katılmadım, aleyhimde sadece 5 no'lu hard diskten çıkan sahte dijital imzasız dosyalar var. Aleyhimde herhangi bir iletişim kaydı, görüntü kaydı, telefon dinlemesi yok....

Devlet içine sızmış ve adeta Demokles'in Kılıcı gibi devletin tepesinde duran Paralel Yapı, hukuku bir silah gibi kullanmış, ilk önce bize sonra da önlerine çıkan diğer kurum ve kişiler ile hükümete bu silahı doğrultmuşlardır.

Benden özgürlüğüm, mesleğim, itibarım alındı, evlatlarımın rızkı çalındı. Artık bu zulüm bitmelidir....

Her türlü adil, tarafsız yargılamaya razıyım.

Benim bir korkum yok, çünkü suçsuzum. Allah'ın nasıl bir olduğunu biliyorsam, suçsuz olduğumu da öyle biliyorum...'

Adalet Bakanı'na, başbakana değmeli bu satırlar...

Bu tablo derin yarayı resmediyor.

Kişileri, sistemi, bir dönemi, o dönemin politikalarını, bizleri saran bir yara...

Tedavi bekliyor...

  • Abone ol