Suriye işi başımızı çok ağrıtacak. Önceki gün Topkapı'ya yönelik 'tuhaf' saldırı bunun bir işareti.

 

Libyalı bir kişinin Suriye plakalı bir araçla gelip Topkapı'da yaptığı eylem herhalde 'Muhteşem Yüzyıl' dizisinin harem entrikalarıyla değil, Ortadoğu'daki güç mücadelesiyle alakalıydı. Üstelik kimin kim adına hareket ettiğini anlamanın kolay olmadığı bir mücadele bu...

Ortadoğu'da kimse iktidardan 'gönüllü' bir şekilde çekilmiyor. İktidar için 'pazarlık' da yapılmıyor; savaşılıyor. Suriye rejimi ve onun destekçilerinin yaptığı tam da bu. Çünkü 'düşük' bir hayat onlar için 'hayat' değil, ölmek daha yeğ. O yüzden 'ölene kadar savaş'ı deniyorlar.

Beşşar Esed gidecek, ama giderken kendisiyle birlikte kimleri ve neleri götürecek? Boşuna 'bütün bölgenin kan gölüne döneceği' tehdidini savurmuyor. Suriye meselesi sadece Suriye'den ibaret değil. İran'dan başlayıp Irak'a, oradan Suriye ve Lübnan'a inen, Filistin'e Hamas üzerinden dokunarak Ürdün'e kadar bulaşan, öte yandan da İran'dan Körfez'e sarkan karmaşık bir bölgesel hesaplaşmaya dönüşebilir bu iş. Dahası, Rusya'nın da gelişmelere müdahil olma isteğini unutmamak lazım.

Kısaca, bölge içi dengeleri sarsacak derin bir krizden söz ediyoruz. Bütün bunlardan dolayı başlangıçta, Suriye'nin 'tedrici ve düzen içinde' dönüşümünü öngören Türkiye yaklaşımı yerindeydi. Ancak Suriye'deki rejim ve güç ilişkileri bizim sandığımız kadar basit olmadığından Esed, destekçileri ve rejimin gerçek sahipleri iktidarlarından vazgeçmediler.

Her halükarda şu anda ok yaydan çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye ilişkilerinin Esed gitmeden 'normalleşmesi' artık imkânsız. Daha da ötesi, Türkiye'nin son zamanlarda pek gurur duyduğu Ortadoğu'daki 'yükselen gücü', Suriye 'düşmeden' restore edilemeyecek. Esed'in Şam'da oturmaya devam ettiği bir senaryo Türkiye'yi bölgesel politikada 'kâğıttan kaplan'a dönüştürecek, 'düzen kurucu' rol oynadığı iddiasını gülünç hale getirecek.

Kısaca, Suriye politikasında Türkiye, 'kazan kazan' politikasından 'ya hep ya hiç' politikasına savrulmuş görülüyor. Ya siyasal hedefi olan Suriye'de rejim değişikliğini gerçekleştirerek 'dönüştürücü güç'ünü sergileyecek ya da geri çekilecek ve bölgesel politikasının dilini, araçlarını ve hedeflerini gözden geçirecektir. Bu, başka ülkelerde 'rejim değişikliği' politikası izleyen her ülkenin başına gelir; hedef gerçekleşirse bölgesel ve küresel profilleri yükselir, hedef ülkedeki 'nüfuz'ları tavan yapar, ancak rejim değişikliği hedefini gerçekleştiremezlerse de 'rezil' olurlar. Suriye örneğinde Türkiye'nin yaşadığı açmaz bu.

Ancak şunu da belirtelim; rejim değişikliği gerçekleşse bile bunun 'sürdürülebilir' olması, başarı üretmesi veya fiyaskoya dönüşmesi de 'patron' ülkeye, onun imajına yazar. Dolayısıyla bir defa bu sürece müdahil olan ülke kolay kolay kendini geri çekemez, 'angajman' sürekli hale gelir.

Son dönemde Suriye'ye ilişkin izlediği politikalarla Türkiye her şeyi 'rejim değişikliği'ne bağlamış durumda. Dolayısıyla geri adım atması zor. Yılın başlarına dönüp hatırlayalım, Batı ülkeleri Türkiye'yi Suriye konusunda itelemeye kalkıyorlardı; şimdilerde ise Türkiye, hem Arap dünyasını hem de Batı'yı harekete geçirmeye çalışan bir aktör. Ancak 'harekete geçirdiğimizi' sandıklarımız birden 'geri çekilirlerse' iş tek başına bize kalır.

Tam bu noktada olayın daha çetrefilli bir başka boyutuna da dikkat çekmek gerek. Rejim değişikliği nasıl sağlanacak, Esed nasıl gönderilecek? Hem Batı hem de Arap dünyası Esed'in gönderilmesi konusunda hemfikir. Ama 'nasıl gönderileceği' konusunda bir mutabakat yok. Bunun nedeni ise pek konuşulmamakla birlikte basit; Esed'in nasıl gönderileceği, aslında, ardından kimin 'geleceği'ni de belirleyecek. Yani, Esed'i kim gönderirse Suriye'yi o güç 'yeniden yapılandıracak'. Dolayısıyla mevcut diplomatik manevralar biraz da Esed sonrasının 'paylaşımı'yla alakalı.

Bazıları 'bir taşla iki kuş' vurmak da isteyebilir. Türkiye, Esed'in gönderilmesinde fiili bir kaldıraç rolü oynamaya başladığında kendini birden yapayalnız bulabilir. Esed rejimiyle birlikte Türkiye'nin de batması üzerine kurulan bir senaryoya ne dersiniz? Suriye'de rejimi değişime zorlayabilen bir Türkiye'nin edineceği prestij ve gücü bölgesel ve küresel aktörler almaya hazır mı sizce?

 

[email protected]  
 

  • Abone ol