Diyarbakır – Bingöl karayolu ve Lice’de çıkan olaylarda iki Kürt vatandaşımız hayatını kaybetti. Çözüm Süreci’ne gözümüz gibi titrerken, bunun nedeni insanlarımızın hayatta kalacağı ve özgür olacağına dair beklenti ve ümittir. Haliyle, hangi nedenle olursa olsun insanların ölmesi kabul edilebilir bir durum değildir.

Demek ki bir şeyler hatalı yapılıyor veya yapılması gerekenlerde eksikler var. Hele hele Çözüm Süreci’nin ikinci aşamasına geçilecek bugünlerde, Diyarbakır’da bir faili meçhulün, Behçet Cantürk’ün otelinde Çözüm Çalıştayı yapılıyorken, daha dikkatli olmak gerektiği ortaya çıkıyor.

Öncelikle Lice ve o bölgede neden böyle bir sıkıntı yaşandığına yakından bakalım. Özellikle Lice oldukça yaralı bir bölge. Bölgede yaşayanların hemen hemen hepsi, ya dağda, ya da JİTEM’in faili meçhulleri ile kayıplar vermiş ailelere mensuplar. Yani sosyolojisi oldukça hassas.

Kaldı ki Lice’de geçen sene de benzer olaylar yaşanmıştı; Medeni Yıldırım adlı vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Bu bölge özel bir ilgiye ihtiyaç duyduğunu belli etmişti.

Lice’de Ramazan Baran ve Baki Akdemir’in hayatına malolan olaylar için İçişleri Bakanlığı müfettişlerini görevlendirdi. Lice’de nelerin yaşandığına dair objektif bir raporun kamuoyuna açıklanması önemli.

Devletin güvenlik birimleri Çözüm Süreci’nin ilk evrelerinden beri, örgütle çatışmamaya özen gösteriyor. Ama tek başına bu da yeterli değil. Devletin kenevir üretimine ve kaçakçılığına göz yumması beklenemez. Ancak, burada oluşacak ekonomik kriz için bir tedbir düşünülmemiş. Çözüm Süreci’nde işin bu boyutlarının da derinlemesine ele alınması gerekiyor. Ekonomik önlemleri almak, halka barışın savaş durumundan daha müspet olacağını anlatabilmek lazım.

Çünkü doğru ve gerçek olanı bu…

Çok ilginçtir ki, tıpkı Ağustos 2012 döneminde Şemdinli’deki çatışmalarda olduğu gibi, Lice olaylarında da CHP, MHP ve birtakım kalemler, devletin bu bölgeleri PKK’ya teslim ettiğine yönelik kışkırtıcı söylemlerde bulundular. Lice olaylarında da, CHP ve MHP, hükümeti bölgeyi PKK’ya teslim etmekle suçladı. Bunun yaratacağı baskı son derece tehlikeliydi ve bu hesaplanmamış olamazdı. Hükümetin üzerinde “operasyon” baskısı oluşturmak anlamına gelen bu tehlikeli hareketleri muhalefet ve birtakım kalemler bir görev gibi yerine getiriyorlar. 2012’de hükümet bu savaş propagandasına dayandı. Zoru başardı.

Lice olaylarında ise, bir gün önce “Niye bölgeyi PKK’ya teslim ettin” diye hesap soran CHP, ölümler gerçekleşince soluğu cenazelerde aldı.

Bu açıkça ikiyüzlülüktür.

Hükümet bölgede can kaybına yol açacak sıcak gelişmeleri önlemekle yükümlü. Karakol yapımı aslında Dağlıca, Aktütün gibi baskınlarda kamuoyunun gündemine gelmiş, hükümetten derme çatma karakollarda hayatını kaybeden askerlerin hesabı sorulmuştu. Daha güvenilir, dayanıklı karakollar yapılması yanlış değil, yanlış olan, bölgedeki hassasiyet, uyandıracağı tehdit algısını hesaba katmamış olmak ve zamanlamasıdır. İnşaatların programlaması sürece göre ayarlanabilirdi.

PKK ve HDP ise, mücadeleyi hâlâ siyasi alanda değil, yok keserek, molotof kokteylleri ve halkı askerle karşı karşıya getirerek sürdürüyor. Lice olayları sonrasında gençler dağa çağrılıyor, Duran Kalkan “Erdoğan Öcalan’a yalvarmak zorunda kaldı” gibi, Çözüm Süreci’nin en önemli garantisi olan toplum desteğini hedef alan sözler ifade ediyor.

Bu köhne, kolaycı tavır değişen paradigmaya uyarlanamamanın sonucu ve zihnen geri bir pozisyonu, hatta ayıbı ima ediyor. Diyarbakır annelerine gösterilen hoşnutsuzluk, protestoları yol keserek, askerle sivilleri karşı karşıya getirerek yapma mantığı ve HDP’nin kullandığı dil hâlâ savaşparadigmasında kalmış durumda ve bunun hemen değişmesi gerekiyor.

Hasılı;

1- Hükümet kalekol yapımlarını gözden geçirmeli.

2- Lice gibi bölgelere özel ilgi gösterilmeli ve can kayıplarının önüne geçilmeli. Sebebi ne olursa olsun, sivil vatandaşların hayatını kaybetmesi kabul edilemez.

3- Süreci garantiye almak adımları süreçte hızlı atmakla mümkün. Gündemi çözüm adımları domine etmeli.

4- HDP barış sürecinde sorun ve kriz çözen siyasi bir rol üstlenmeli. “Kötü polis” rolünü oynamak için Kandil’de yeteri kadar isim var. Selahattin Demirtaş’ın Duran Kalkan’ı gölgede bırakmasına gerek yok. HDP’nin geleceği sivil siyasette.

5- Hükümetin bölgede kontrolü PKK’ya devrettiği algısını yaratmak, en hafif deyimiyle vicdansızlıktır, devlete “Kürtlere saldır” demektir. CHP ve MHP, hiç olmazsa bu vicdansızlığı yapmaktan vazgeçmeli.

6- PKK ve HDP, “bölgede kontrolü örgüt ele geçirdi” izlenimi oluşturmaktan vazgeçmeli. Mücadelesini siyaseten yapmalı. Cumhurbaşkanlığı için AK Parti üzerinde siyasi baskı kurmanın yolu, silahla hükümeti tehdit etmek olamaz. Bu süreç artık bu tür baskılarla ilerletilemez.

7- Sürecin garantisi toplumda barışa yönelik destek ve istek. Lice gibi olaylar bu olumlu algıyı aşındırıyor. Hükümet ve HDP bu olumlu algıyı korumakla sorumlu. Çözüm Süreci’ni kimlerin istemediği ortada. Bu kesimlerin olumlu tavır alması beklenemez.

8- BDP-HDP, 3 Ocak 2013, yani sürecin başladığı günden beri kötü performans gösteriyor. Kamuoyu, partinin savruk tavrını düzeltmesi için heyetin Öcalan’a ziyaretini gözlüyor. Bir yandan Öcalan’ın yol haritasını desteklediklerini açıklayıp, CHP’nin Kürt versiyonu gibi davranmanın izahı yok. Sanırım Beyaz Türkler ve sosyalistlerle yol arkadaşlığı partiyi olumsuz etkiliyor.

Çözüm Süreci’nde geri dönülmez bir noktadayız. Barışa hazırlıksız yakalanan, içindeki şiddeti söküp atamayan, yeni döneme kendisini uyarlayamayan her kesim tarih olacak. Barıştan hazzetmeyenlerin de en azından bu gerçeği görerek kendi iyilikleri için “takiye” yapmalarında fayda var.

http://serbestiyet.com/lice-cozum-sureci-ve-sorumluluklar/

  • Abone ol