Her ne kadar Emine Ayna “Demokratik Özerklik tartışılamaz” demiş olsa da bizler tartışmalıyız. Her halde Ayna kendi çevresi için direktif veriyor ama bu tür direktiflerin kendileri dışındakileri, bizleri hiçbir biçimde bağlamayacağı açık. Kaldı ki, kendi çevresinde de mesele tartışılmakta. Aslında “tartışılamaz” lafı çok şaşırtıcıdır. Zira asıl anti-Kürt, Türk milliyetçisi çevreler bu meselenin tartışılmasını istemezler, Kürtler aksine tartışmayı istemeliydiler. Açıklanan Demokratik Özerklik metni dikkatli okunursa zaten kendini tartışmaya sunmuş olduğu görülebilir.

Demokratik Özerkliğin tek taraflı ilânı yalnızca DTK-KCK çevrelerini bağlar. Başkaları için hiçbir bağlayıcılığı yoktur ve olamaz. Açıklanan kararı üç beş solcunun desteklemesi de bu durumu değiştirmez. DTK-KCK’nın yaptığı açıklama tek yanlı bir irade beyanıdır. Demokratik Özerklik projesinin soğukkanlı bir ortamda tartışılması Kürtler açısından yeni kazanımlar getirebilirdi. Tek taraflı ilân ve bu ilânın zamanlaması kanımca bizzat Kürt hareketi için bir kayıptır, stratejik hesap hatasıdır. Fakat yüreği Kürt halkının özgürlüğünden yana olanlar bu yanlış adıma ve anti-Kürt reaksiyonlara rağmen Demokratik Özerkliği tartışabilmelidirler.


Zira özerklik yalnızca Kürtleri ilgilendirmiyor. Türkiye’de devletin katı merkezci bir rejimden adem-i merkeziyetçi bir yapıya dönüştürülebilmesi için de özerkliği tartışmamız gerekli.
Zira mesele yerel yönetimlere bazı yetkiler vermekle sınırlı değildir, köklü bir demokratik dönüşümle devletin yeniden yapılandırılmasıdır asıl hedef. Devletin yeniden yapılanması yalnızca ekonomik rantabiliteyi sağlamak veya merkeziyetçi hantal idari yapılanmadan kurtularak vatandaşa hızlı hizmet sunmakla sınırlı da değildir.

 


Devlet milliyetçiliği vesayetin bekçisidir

İdari vesayetin arkasında siyasi vesayet var. Askerî ve sivil yerel erkân, valiler, kaymakamlar yalnızca merkezin memuru olmaları nedeniyle Ankara’ya bağlı değildirler, bizde tarihsel nedenlerle bürokratik bir sınıf olarak merkezin ta kendisidirler. Yani askerî-bürokratik bu sınıf olmasa merkez de olmazdı. Halkın demokratik katılımının önündeki engellerin en zorlusu seçim barajı falan değil merkezci vesayet rejimi ve onun devletçi ideolojisidir. Devletçi ideoloji kırılmadan getirilecek hiçbir sistem istenileni vermez.

Bu nedenle bir yandan adem-i merkeziyetçi bir idari/siyasi model oluşturmak ve aynı zamanda bu modeli tartışarak devletçi ideolojiyi kırmak gerekli. Başka deyişle katı merkezci devletin hem kurumlarıyla hem de ideolojik bakımdan yapısökümüne uğratılması gerekiyor. Bu nedenle Kürt meselemiz yalnızca, karşımızda çözüm bekleyen bir problem olarak değil devletin demokratik yeniden yapılanması için bir fırsat olarak görülmeli.


Çünkü, Kürt meselesi Türkçü, ırkçı, şoven milliyetçi ve hatta faşizan bir kabarmaya neden oluyorsa da öte yandan asıl bu tür milliyetçilikleri besleyen ana damar olarak bize özgü “devlet milliyetçiliğinin” kırılmasında da nesnel olarak etkili rol oynuyor.
Örneğin dün Kürt halkı denemezdi, bugün diyebiliyoruz, sokaktaki vatandaş da diyebiliyor. Kürtçe yayın yapılamazdı bugün yapılabiliyor. Bu noktaya gelişte Kürt halkının direnci birinci derecede etkendir ama aynı zamanda demokratik aydın hareketinin demokratik kamuoyu yaratmadaki rolü ondan daha geri değildir. Demokratik kamuoyu sopa zoruyla yaratılamaz zira. Yalnızca Kürt realitesinin kabulünde değil Kemalist vesayet rejiminin tabularının kırılmasında aydınların rolü apaçıktır. Dün Atatürk tabuydu, bugün eleştirilebiliyor, resmî tarihin yalanları ortalığa dökülüyor, Ermeni soykırımı tartışılabiliyor vs.


Demokrasilerde aydınların rızayı sağlama rolleri bugün dünden çok daha önemli hale geldi.

Bütün bu nedenlerle KCK’nın açıkladığı “Demokratik Özerklik” metni, özerkliğin tek yanlı ilân edilmesine, zamanlamadaki isabetsizliğe, metindeki kararlara, kimilerinin “tartışılamaz” demelerine takılarak gözardı edilmemeli, incelenmeli ve tartışılmalıdır.

Özerklik tartışması açıklanan bakış açısına hapsolmak zorunda elbette değildir. Fakat sözkonusu Demokratik Özerklik karar metni herhangi bir tartışma metni de değildir. Bir siyasi hareketin siyasi deklarasyonudur. Bu deklarasyon “Kendi kaderini tayin hakkının” kuvveden fiile geçirileceğinin ilânı anlamına geliyor. Bu hakkın Demokratik Özerklik çerçevesinde kullanılacağının söylenmesi ise “tek yanlılığına” rağmen barışçı yolun tercih edildiğini ima eder. Değilse bunun adı özerklik olmazdı zaten. Diğer yandan yine tek yanlı ilân edilmiş olmasına karşın istenen şey başka şey değil de gerçekten özerklikse zaten tek yanlı hayata geçmesi de pratik olarak mümkün olamaz. Olamayacağının tarihte örnekleri var.

Her şey bir yana, tartışmaktan kimse ölmemiştir.

***


Not: Bu yazıyı akşam yazmıştım, sabah Taraf’ta AK Parti Diyarbakır Milletvekili, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in “Demokratik özerkliği Meclis’te tartışalım” dediğini ve Aysel Tuğluk’un da bu açıklamayı olumlu karşıladığını okudum. Sevindim. Umarım sevincim kursağımda kalmaz.

[email protected]

  • Abone ol