Şehit cenazeleri gelmeye devam ettikçe üslup da farklılaşıyor. Partisinin 10. yıldönümü vesilesiyle verilen iftara katılan Başbakan Tayyip Erdoğan bayağı sert konuştu. “Bıçak kemiğe dayandı” dedi ve ekledi: “Terör örgütüyle arasına mesafe koymayanlar suça iştirak ediyorlar; bunun bedelini ödeyecekler”

Bayram sonrasına mühlet verdi Başbakan Erdoğan...

Davul-zurna çalınarak karşılanan ‘Demokratik Açılım’ günlerini geride bıraktık; sürece başından itibaren tanıklık edenler bugünleri 1990’lı yılların ortasıyla mukayese edebilirler. Karşılıklı restleşmeler... Eylemler... Köylerin boşaltılması, bazılarının yakılması ve sınır-ötesi harekâtlar... İki taraflı tırmanan açıklamalar... HEP milletvekillerinin derdest edilip hapse atılması...

“40 bin kurban verdik” deniyor ya, sayının içine girenlerin büyük bölümü o dönemin kayıpları...

Bir daha yaşanmayacak günlerdi o günler...

Nicedir sorunların kavgasız-gürültüsüz çözülebileceği bir olgunluğa kavuştu ülkemiz... ‘Kürt sorunu’ için de durum aynı. Geçmişte kapı arkalarında konuşulamayanlar televizyonlarda tartışılıyor, hayali kurulamayanların çoğu gerçek oldu. Herkes rahatlıkla eteğindeki taşları dökebiliyor, sıkıntılarını ifade edebiliyor, taleplerini seslendirebiliyor. Özellikle AB kriterleri içerisine giren demokratik ve özgürlükçü her talebin hayata geçirilme ihtimali büyük...

Durum böyle olduğu halde terörün hortlamasını, barışın hâkim olması geleneğine rağmen Ramazan ayının bile kana bulanmasını nasıl anlayacağız? Ne oluyoruz? Kan dökerek varılabilecek bir yer yok; kan kanı çağırır ve kan gözleri kör eder. Geçmişte yaşananları günümüzde tekrar etmenin anlamı ne?

PKK’nın böyle bir alışkanlığı var: Devletin yumuşadığı, savaş-dışı çözümlerin gündeme geldiği her dönemde kanı devreye sokuyor... Herhalde gücünü göstermek için... Eli silâhlı militanların, hele ölçülü olma dertleri de yoksa, bütün bir toplumun zihnini teslim alacaklarını teröre muhatap her ülke gibi biz de biliyoruz..

Toplumun zihnini teslim aldınız da ne oldu? Geçmişte ne oldu, şimdi ne olmasını bekliyorsunuz? Geçmişte devlet aynı dili kullanarak size mukabele etti; devlet şimdi de kendi gücünü göstermek üzere savaş düzenine girmekte zorlanmayacaktır.

Sonuç?

Buradan gidilebilecek herhangi bir yer yok. Kan kanı yeniden çekecek ve kan gözleri bir kez daha kör edecektir.

Oysa, ülkenin son yıllarda kaydettiği ilerlemelerden, kazandığı itibardan her vatandaş yararlanabilir; hele bir de terörü devre dışı bıraksın Türkiye, dünyanın en gıpta edilir ülkesi haline dönüşebilir. Kuzeyi ve güneyiyle, doğusu ve batısıyla bütün ülkenin, hepimizin, herkesin, öyle bir durumdan kârlı çıkacağına hiç kuşku yok.

En verimli çağlarını dağda geçiren ve her akşam öldürülme korkusuyla yatağa girenler, kendileri için daha değişik bir hayatın mümkün olabileceğini düşünemeyebilir; şiddetin sağladığı güçten kolayca vazgeçmek istemeyebilir öyleleri... İyi de, siyasi düzlemde faaliyet gösteren ve gücünü demokrasiden alanlar nasıl oluyor da onların câzibe alanından bir türlü kurtulamıyor?

Galiba BDP’den seçilen milletvekillerinin bu konu üzerinde daha derin düşünmeleri gerekiyor.

  • Abone ol