Medya daha önce hiç olmadığı kadar eleştiri bombardımanı altında: Yalan ve uydurma haberler sebebiyle topa tutulan da var, itibarsızlaştırma kampanyalarında görev üstlenme iddiasıyla üzerine gidilen de... Kimi haber değeri olmayan haberler yaptığı, kimi de haber değeri bulunan konularda kalem oynatmadığı için eleştiriliyor...

Başbakan eleştiriyor, bakan eleştiriyor, canı yanan eleştiriyor... Gazeteciye en büyük eleştiri ise gazetecilerden geliyor...

Hak yememek için hemen belirteyim: Medyası eleştirilere muhatap olan tek ülke Türkiye değil; bizdeki sorunlara ek olarak kendilerine özel sebeplerle medyası eleştiri furyasından nasibini alan başka ülkeler de var. Şu bir ay içerisinde, ABD’de, en medyatik gazetecilerden biri, bilimsel bir eserden ödünç aldığı kısa bir paragrafı kaynak belirtmeden kullanırken, çok sevilen romanların sahibi bir başka gazeteci de, geçmişte çalıştığı bir gazetede yayımlanmış yazılarından bazısını yeni gazetesindeki sütununa taşıdığı anlaşıldığında suçüstü yakalandı.

“Bu kadar basit konularda ‘suçüstü’ olur mu?” demeyin; ilk örnek şimdilik itibar zedelenmesiyle kelleyi kurtardı, ikinci örnek ise kendisine sütun veren gazeteden kovuldu.

‘Etik’ denen bir şey var ve bazı ülkelerde gazetecilerden daha yüksek ‘etik hassasiyeti’ bekleniyor... Irak’a savaşa giderken ABD’de ‘Neo-Çılgınlar’ takımına ürettikleri yalan haberler ve çarpıtma yorumlarla destek çıkanlar vardı medyada; çoğu bugün eski yerinde değil, bazısı meslek-dışına itildi. En bilinen örnek, New York Times’tan Judith Miller’di; artık NYT’da değil Miller, oradan oraya savruluyor...

Judith Miller adını anışım yalnızca yalan haberlerinin başına açtıkları yüzünden değil; Neo-Çılgın arkadaşlarının yönlendirmesiyle bir ‘medya operatörü’ olarak çalışması daha göz açıcı. Bush’un Irak politikasını eleştiren diplomat eşine zarar vermek için CIA ajanı olduğu deşifre edilen Valerie Plame’e karşı girişilen medya operasyonunda da kendisini kullandırmıştı Miller...

‘Operasyon’ ile medya kavramları arasında anlaşılabilir ilişki, medyanın operasyonları ortaya çıkarmasıdır. Ancak medya, maalesef, bizde de, bazı odakların operasyonlarına kendini âlet edebiliyor.

‘Andıç’ sözcüğü öyle bir ‘operasyonu’ aklınıza getirecektir. ‘28 Şubat’ın en iğrenç ve kanlı medya operasyonuna gönüllü yazılmış gazetecilerden kalemi kırılan -veya kalemini kıran- kimse olmadı. Böyle olduğu içindir ki, bazı odakların‘operasyonları’ bizde medyadan hâlâ katılımcı bulabiliyor.

İtibarsızlaştırma operasyonlarında veya ülkeyi savaşa sürükleme operasyonlarında...

‘Operasyonel gazetecilik’ konusunu en iyi gazeteciler biliyor; burunları ‘operasyon’ kokusunu daha iyi aldığı ve‘operasyon’ bazılarının yakın çevresinde yapıldığı için... Bir de ‘operasyonlara’ maruz kalanlar medyada dönen dolapların farkında... Nasıl farkında olmasınlar, maruz kaldıkları operasyonlar onların canını acıttı, acıtıyor...

Geçmişte ‘operasyonlara’ gönüllü yazılanların bir şey olmamış gibi gazeteler ve televizyonlarda varlıklarını sürdürmesi yanlış bir izlenim vermesin: Aslında cezalandırılıyor o tipler; patronları veya kendilerini görevden alabilecekler tarafından olmasa bile, okurları ve vicdan sahibi yakınları tarafından... Etrafa bakın görürsünüz; bazısı itibarsız bir hayatı sürüklemeye çalışıyor...

Yapanın yanına yaptığı kâr kalmıyor.

  • Abone ol