Türkiye hepimizin ülkesi. Hangi siyasi eğilimden olursak olalım pek çoğumuz için gidebileceğimiz başka bir ülke yok. İyi gününde iyi, kötü gününde kötü olanlar yine bizleriz.

Referandum denilen yöntem de bu yüzden bizlerin kanaatini öğrenmek için…

‘Evet’ dediğimizde olacak olan ile ‘hayır’ dediğimizde olacak olan yine hepimizi ilgilendiriyor.

Oyumuzu bilinçle kullanmalıyız.

Acaba zamanı hızla tüketir ve oy kullanacağımız gün yaklaşırken.. zihinlerimiz açık ve berrak bir hal aldı.. hangi tercihin ülkemiz ve kendimiz açısından daha iyi olduğuna karar verebilecek duruma geldik mi?

Bunu diyebiliyor musunuz?

Yalnızca ‘evet’ cephesini oluşturan partiler ve onların resmi veya gayrıresmi temsilcilerine ana akım medyanın ayırdığı yer ve zaman ile aynı medyanın ‘hayır’ denmesini isteyenlere tanıdığı yer ve zamanın eşitsizliğini kast ediyor değilim.

‘Eşitlik’ tanımı çoktandır değişti; gücü olanın o gücüne uygun destek alması hayli zamandır ‘eşitlik’ sayılıyor.

Kast ettiğim daha derin bir şey.

Referandumu sistem değişikliği için yapıyoruz

Türkiye 16 Nisan günü yapılacak referandumda sandıktan ‘evet’ oyunun baskın çıkmasıyla bugün yürürlükte olan sistemden farklı biçimde yönetilen bir ülke haline gelecek.

Devlet yönetimi için düşünülmüş yetkilerin neredeyse bütünü.. şimdi onları kullanan kişi ve kurumlardan alınarak.. daha az sayıda kişi ve kuruma devredilecek…

En önemli yetkiler de cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan kişide toplanacak.

Referandum aslında “Bunu istiyor musunuz?” sorusuna cevap arıyor.

İstiyor muyuz?

Kendi hesabıma bu soruya ‘hayır’ demem kadar ‘evet’ demem de mümkün.

Ancak, kampanya boyunca cepheleri oluşturan kişilerin tezlerini savunurken kullandıkları argümanlar, nihai kararımı belirlemede bana hiç yardımcı olmadı, olmuyor.

Ülkemin, içine huzur ve güven.. dışına itibar ve dostluk hislerini taşıyan.. vatandaşlarının kendilerini özgür saydıkları.. yabancıların itibarlı muamelesi yaptığı.. bir ülke olmasını isterim.

Hangi sisteme sahip olursa olsun.

Oysa, özellikle referanduma gidilirken, bu hisler ve görüntüden hızla uzaklaşıldığını fark ediyorum.

Cezaevleri hiç bu kadar kalabalık olmamıştı.

Düşündüklerini başkalarıyla paylaştıkları için hapsedilmiş insanlar var; düşünceleri ne kadar benim düşüncelerimden farklı olursa olsun onların cezaevindeki varlığı beni rahatsız ediyor.

Bir kişi veya eğilime duyulan sevgi veya sevgisizlik cezalandırılmaz; o kişi veya eğilim yüzünden eline silah alıp devlete karşı kalkışmaya girişilmemiş ise… O durumda da, yalnızca o yanlışı icra edenlerin peşine düşülmesini, mahkeme önüne götürülenlerin de âdil yargılanmalarını isterim.

Korkularımızdan başka korkacak bir şeyin bulunmadığı bir ülke özlemim hala devam ediyor.

Sistem değişikliğinin bu durumları ortadan kaldıracağından emin değilim.

Yabancılar bizim neyimiz oluyor

Aynı durum bize baktıklarında gözlerinde gıpta hissini okumak istediğim yabancılar ile ilişkilerimiz için de söz konusu.

Etrafına korku salan bir ülke olmasını istemem ülkemin, hakkında kolayca kısıtlayıcı hükümler çıkarılabilen bir ülke olmasını da…

Avrupa’da yaşayan, Amerika kıtasından Afrika’ya ve Avustralya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada kendilerine ikinci vatan olarak seçtikleri ülkelerde yaşayan milyonlarca Türk var.

Onların içinde yaşadıkları toplumların saygın birer üyesi muamelesi görmelerini isterim. Yaşadıkları ülkelere herhangi bir sebeple yolum düştüğünde, onların orada oluşturdukları saygınlık halesinin beni de içine çekmesini beklediğimden…

Bunu hangi sistem sağlıyor veya sağlayacak ise onun için oy kullanmaya hazırım…

İyi de, referandum kampanyası sırasında dışarıya dönük gelişmeler de yaşanıyor ve ben bu temel ilkeden hızla uzaklaşıldığını görüyorum.

Kavga ve gürültüler arasında geçiyor ülkemin ismi ve ittifak ilişkisi içerisinde bulunduğumuz ülkeler bile.. neden olduğunu anlatma zahmetine katlanmaksızın.. hepimizi ilgilendiren konularda.. bizleri zora sokacak kararlar alabiliyorlar…

Onlara yöneltilen eleştiriler arasından “Yabancılar da oylarının rengini belli ediyor; ‘evet’ verilmesini istiyorlar” gerekçesi kulağıma çarpıyor ve onu anlamakta zorlanıyorum.

Adamlar durup dururken bunu yapmıyorlar çünkü; onları kampanyalarımızın içine bizlerin tavrı çekiyor…

Yoksa Hollandalı’nın, Alman’ın, Avusturyalı’nın ülkemizin sistemine yönelik bir tercihi neden olsun ki?

Hollanda kraliyet ile, Almanya ve Avusturya parlamenter sistemle yönetilen ülkeler; bizim başkanlık veya parlamenter sistem ile yönetilmemizin onları fazla ilgilendirmemesi gerekir.

İlgileniyorlar ama.

Onların ilgilenmesi.. ilgi biçimleri.. beni fena halde rahatsız ediyor.

En az TV ekranlarına çıkan kişilerin tavırları kadar bundan da rahatsızım.

Darısı yeni referandumun başına

Daha sakin bir ortamda gitmeyi isterdim referanduma; savunulan tezlerin konuyla sınırlı kaldığı bir tartışma ortamını yeğler, özgür bir ülkenin kaderini belirleyecek oylamaya yabancıların tedirginlikle değil merakla yaklaşmalarını beklerdim.

Belki bir sonraki referandumda bunu başarırız.

Referandum ihtiyacının 16 Nisan’la sona ermeyeceğini düşünüyorum çünkü…

  • Abone ol