Türkiye’nin tüm eksiklik eksikliklerine rağmen “laik ve demokratik” deneyimi makro alanda Müslümanların zihinsel dönüşümü için önemli bir fırsattı.


Ancak AKP bu fırsatı, İslam dünyasının lideri olma hayaline tercih etti. Batı’nın parçası olma yerine Doğu’ya benzeyerek onun öncüsü olabileceği sandı.

AKP önce dış, ardından iç politikada, muhafazakar demokrat bir partiden, muhafazakarlığı kültürel otoriterliği ise siyasal bir kimlik olarak tercih eden bir partiye dönüştü.

LAİK DEĞİL İSLAMCI TÜRKİYE 

Laik, seküler değerleri yok sayan, çoğulculuğa tahammülü olmayan tekçi ve “İslamcı” bir siyasal çizgiye kaydı. Tüm kamusal alanı inandığı dini yoruma göre dizayn etme gayretine girdi.

İslam’ın bir yorumunun bu şekilde siyasallaştırılarak devlet dinine dönüştürülmesi, ülkede yaşayan farklı inanç sahipleri gibi İslam’ın farklı yorumları için de ciddi bir tehdit oldu. Devletleşen dini yorum, her türlü farklı dini ve yorumu kendisi için tehdit görmeye başladı.

Bu bakışın somut halini, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde başta Gülen Cemaati olmak üzere tüm cemaatleri hedef almasında görüyoruz. AKP diğer cemaatleri sindirerek aslında kendi cemaatini yaratmak istiyor.

DEVLET HAKEM OLMALI 

Oysa din, doğası gereği çoğulcudur. O yüzden aynı dine inanan farklı cemaatler, tarikatlar vardır. Devlete düşen görev, bu farklılıkları kamusal alan içinde bir arada yaşatabilmesi yani hakem olmasıdır.

Batı’nın zihinsel dönüşüm ile başardığı budur. Batı, zihinsel dönüşüm ile dini devlet yönetimin dışına çıkarırken, AKP, 21. yy’da tam tersine dini bir yorumu devletleştiriyor. İçe kapanarak dünyadan kopuyor ve kendini İslam dünyasının lideri sanıyor.

AKP’nin İslami bir kimlik üzerinden, Batı’ya meydan okuması, meşruiyetini Batı karşıtlığına indirgeyen tüm devlet ve örgütler tarafından desteklendi. AKP’de bu ülke ve örgütleri açık ve gizli destekledi.

AKP OLAĞAN ŞÜPHELİ

Batı’nın Türkiye algısı tam da budur. O yüzden, Fransa’daki saldırıdan sonra AKP iktidarı, Batı için olağan şüpheli hali daha da kuvvetli. Bunun içindir ki, Davutoğlu’nun Fransa’daki töre katılması yüksek perdeden eleştiriliyor.

Kabul edelim ki, İslam dünyasının artık ertelenemez bir aydınlanmaya, zihinsel dönüşüme ihtiyacı vardır. İslam dünyası bunu gerçekleştirmezse, bu kadim sorunlarla yaşamaya devam edecektir.

Bunun ilk adımı kuşkusuz, devlet yönetimin meşruiyetinin dinden almamasıdır. Bunun içindir ki, laiklik ve sekülerlik hem önemli hem de değerlidir.

  • Abone ol