Bu muydu, on iki senenin sonunda varacağınız, özlemlerinizdeki Türkiye?


Böyle bir düzen için miydi, bin hevesle düşlerini kurduğunuz, on iki sene öncesinin hayalleri?

Benim değildi.

O yüzden çok üzgünüm.

Halkı temyiz kudretinden yoksun, hacir altında tutulması lâzım gelen kara kalabalıklar olarak gören, otokrat yapıdaki o vesayetçi düzen defolup gitsin; ama onu aratmayacak tıynette bir başkası gelsin de onun yerini alsın, diye mücadele vermedim ben!

Başlangıçtaki iyiymiş gibi görünen hâllerin dahi, ne kıymeti ne de hükmü var artık benim gözümde.

Her şey tamamen anlamsızlaştı; iş iyice çığırından çıktı çünkü.

Bu ülke demokratik olsun demiştik, tam tersi oldu.

Ordunun çağa yaraşır bir devlet kurumu olmasını önerdik, elden ayaktan düştü.

12 Eylül rejimi tasfiye olsun dedik, daha da güçlendi.

Zengin olacaksa kitleler olmalı dedik, AKP’nin yeni seçkinleri oldu.

Eski rejimin açgözlüleri manda kasa mersedeslere binerdi, şimdiki arsızların gözdesi daha çok su aygırı cipler oldu.

Ekmeği ve aşı konuşmak bütünüyle önemini kaybetti. Bu tür sorunların makalesini yazmaya kalksan okuyanı çıkmayacak noktaya gelindi.

Çözüm süreci adı altındaki belirsizlikleri ve tarafların birbirlerine madik atmak için alttan alta kolladıkları samimiyetsizlikleri yüzlerine vuracak olsan, seni bekleyen bu sefer de hain damgasıydı.

En çağdaş seviyedeki temel hak ve özgürler yoluyla ilkin herkes birey olmanın tadına varsın ve giderek eskinin yozluklarını teker teker atlatsın istedik; lâkin toplum, bunun yerine ırk din mezhep bazında gruplara ayrışmayı daha çekici buldu.

Birbirlerinin gözünü çıkaracak hırslarla,

Türkler daha çok Türk...

Kürtler daha çok Kürt...

Ermeniler daha çok Ermeni...

Arnavutlar daha çok Arnavut...

Boşnaklar daha çok Boşnak... olmaya yöneldiler.

Geçenlerde bir internet sitesinde, Lazların Gürcü ve Çerkeslerle kapışmalarına rast geldim; dikkatimi en çok çeken şey, kelimeleri Sürmene çakısı gibi savurmuş olduklarıydı.

Din ve mezhep anlamında ise, önce Sünni ve Aleviler, sonra da tarikatlar ve cemaatler olarak, nihayet bir güzel bölünüverdik.

Böylece artık herkes, yurt sathında kurulmuş devasa bir tiyatro sahnesinin tarih öncesi dekorunda, sığıştığı klânın yahut aşiretin totemi önünde dans eden ilkeller gibi, âdetâ kaçamayacağı bir kurgunun zavallı figüranı rolünde tepinip durmaktadır.

Dün TV’de gördüm ki, evi yanan bir zavallı, yetersiz itfaiye hizmetini telâfi ve takviye etmek üzere “Yasin-i Şerif” kitabının sayfalarını ateşe doğru tutarak sönmesini umacağı akıldışı çaresizliklerle kalakalmıştır.

Bizi bu hâle getiren Başbakan Erdoğan’dır.

Yurttaşlık bilincinin öne çıktığı modern toplumlarda artık alt katman olarak buharlaşan din mezhep ya da milliyetler tipi gruplaşmaları, bizde sivrilten ve “iktidar erki”nin belirleyeni hâline getirerek siyasetin merkezine koyan, bütün bu olup bitenlerin yegâne sorumlusu olan Erdoğan’dır.

Başbakan’ın götürüleri, getirilerini haydi haydi aşmış durumdadır.

Ne zaman kürsüye çıksa, bize ırklarımızı klânlarımızı, dinî mezhep ve cemaatlerimizi anımsatmakta, teyelle tutturulmuş ayrışmaya müsait ek yerlerimizi ha bire örseleyip durmaktadır.

Kendisiyle özdeşleştirdiği iktidarı zimmetine geçirmeyi becermiş, yitirmemek için yapamayacağı şeyin olmadığını da göstermiştir.

Kendi seçmeninin dışındakilere saygısızlaşması, ülkeyi sadece gerginleştirmeye yaramıştır.

“Erdoğan’ı yedirmeyiz” diyen AKP daha fazla gecikmeden gerçeği görmeli, onsuz kendilerinin dahi daha dinamik daha özgür ve yaratıcı olacaklarının bir an önce bilincine varmalıdırlar.

Zira sakınıp esirgenecek olan Erdoğan değil, Türkiye’dir.


[email protected]
[email protected]

http://www.taraf.com.tr/namik-cinar/makale-erdogan-a-mi-tapmak-turkiye-yi-mi-dusunmek.htm

  • Abone ol