Sizleri bilmem ama ben Başbakan’ın bütün siyasal tartışmaları belirlemesinden, bütün siyasal tartışmaların da Başbakan üzerinden yapılmasından sıkıldım. Bu durum bile neden başkanlık sistemi denen yönetim tarzının bu ülkede nerelere varabileceğinin bir öncü göstergesi.

Eğer günün birinde bu ülkede başkanlık sistemine geçilirse, yatıp kalkıp, Başkan şunu söyledi, Başkan bunu yaptı diye yazılar yazılan, konuşmalar yapılan bir ülke hâline geleceğimiz ortada. Hoş şimdikinden pek farkımız olmayacak ama yine de bu sakil siyaset durumu kurumsallaşmış olacak.

Siyaset bilimcilerin demokrasinin sınırlarını ve niteliklerini tartıştığı bir dönemde Türkiye’de bir çoğunluk iktidarının olması bizdeki demokrasinin de tartışılmasını anlamlı kılıyor kuşkusuz. Tabii Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması da bu tartışmaları ayrıca önemli hâle getiren bir durum.

Günümüz “temsili demokrasilerinde” “temsilin” ne anlama geldiği ve ne yapılırsa gerçekten toplumda farklı kesimlerin sesleri, parlamentoda duyulur ve etkili hâle gelir sorusu önemli bir soru.Çünkü sınırlı sayıda temsilcinin olduğu bir parlamentoda bazı kesimlerin “katılımı” aslında aynı zamanda bazı kesimlerin de “dışlanması” anlamına geliyor.

Yani “katılımın” arttırılması demokrasinin daha da işlevsel olmasının garantisi sayılabilir mi?Mesela “mağdur edilmiş bir Müslüman” kesiminin bugünkü parlamentoda çok sayıda “temsilci” tarafından temsil edilmeleri, diğer “mağdur” kesimlerin daha az “temsil” edilmeleri ya da “dışlanmaları” değilse nedir ki (mesela Kürtlerin, Alevilerin ve Laiklerin) ?

Günümüz demokrasilerinin karmaşıklaşan toplum yapılarıyla çelişkili değilse bile uyumsuz hâle geldikleri açık. O nedenle de “temsili demokraside” “temsilin” nasıl daha iyileştirilebilir sorusu siyaset bilimcilerin üzerinde tartıştıkları en önemli demokrasi sorunlarından biri.

Bu bir kenara.

Türkiye’nin İslami siyaset içinden çıkmış gelmiş ve bugün parlamentoda çoğunlukta olan kadrolarının ülkeyi yönetim tarzlarının demokrasiyi otoriterleştirmeye başladığı da son günlerde gözlemlenen bir durum. Bırakın “temsili demokraside” “temsilin” daha adil ve gerçekten sorunları olanların seslerini duyurabildiği bir yapıya dönüşmesi ihtiyacını, demokrasinin bir tür çoğunluk olan kesimin kendi kimlik tercihlerini topluma yavaş yavaş zerk etmeye çalıştığı bir biçime dönüşmesi ülkeyi bir siyasi krize doğru götürmekte.

Çok değil bundan elli altmış yıl önce “demokrasi”yi “demir”le ve bir “kır at”la özdeşleştirip“demir kırat” olarak topluma sevdirmeye çalışan bir anlayıştan buralara gelmiş olmayı bile bir ilerleme olarak görüp sesimizi kısmamız istenebilir. Askerî vesayetin kaldırılmasının bir tür “bonus”u olarak bu yeni demokrasiyi alkışlamamız da...

Ama doğrusu bu ülkede Müslüman kesimler de dâhil olarak söylüyorum bunu, bu tür bir hamaseteartık herkesin karnı tok. Kimse demokrasinin böyle bir uygulamasının yaratacağı gerginlik ve çatışmalara razı değil. Lafın biraz gelişinden öyle söyledim “kimse” diyerek ama en azından “giderek artan sayıda” kişinin böyle düşündüğüne dair işaretler az değil.

Dünya değişiyor.

Bildiğimiz demokrasiler de...

Vesayet rejimine son verilmiş olması bu ülkede önemli bir kazanımdır ama bu kazanımın açtığı yolun nasıl bir yol olduğu iyi anlaşılmazsa demokrasiyi ıskalamamız da mümkündür.

***


Not
. Geçen hafta Hürriyet’te Cengiz Semercioğlu’nun Mustafa Sarıgül’le yaptığı mülakatta, Sarıgül, Taraf’la ilgili konuda benim kendisini aradığımı ve özür dilediğimi söylemiş. Tabii ki ben aramadım ve tabii ki ben bir özür dilemedim.

Tahmin edebileceğiniz gibi...


[email protected]

  • Abone ol