2013 yılını da bir dolu acıları ve sorunları geride bırakarak bitirdik. Şimdi hepimizin tek dileği 2014 ün tüm dünya ve insanlık için barış getirmesidir.

Son yıllarda tüm ülkeleri etkileyen küresel ilişkiler ve bunların sonucunda oluşan kriz ve kaos ortamlarından Türkiye’nin de etkilenmemesi mümkün değildi.

Özellikle de son günlerde yaşanan yolsuzluk ve rüşvet tartışmaları, bürokraside yapılan değişiklik ve tasfiyeler, yargı üzerinden yeniden başlatılan hükümet devirme senaryoları ve tüm bunların ekonomiye olumsuz etkilerini değerlendirmede yine ön yargılar ön plana çıkmaya başladı.

Muhalefet açısından bakıldığında, yaşananlar Türkiye’nin şimdiye kadar karşılaştığı en büyük yolsuzluk olaylarıydı ve artık bu iktidarın görevi bırakması gerekiyordu.

İktidar açısından bakıldığında ise; bu salt bir yolsuzluk meselesi değil, Gezi olaylarıyla başlayan, dış güçler, faiz lobisi tarafından desteklenen, Başbakan üzerinden iktidarı itibarsızlaştırmaya yönelik uluslar arası bir komploydu.

Yolsuzluk ve rüşvetle ilgili konu şu an yargıda olduğu için söylenecek fazla bir şey olamaz.Yargı sonuna kadar gidip, sorumlulardan hesap sormalı, suçu sabit olanlara da gerekli cezayı vermelidir.

Sanıklar arasında bakan çocuklarının olması ve hatta bakanların da bilgisi ve sorumluluğu olduğu iddiaları, olayı çok daha önemli ve tartışılır hale getiriyor.

Ancak yargıya intikal etmiş bir konu üzerinden demokratik olmayan yollarla iktidarı devirme hesapları yapanların da en az devlet olanaklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanan ya da kullandıranlar kadar ülke için tehlikeli olduğuna dikkat çekmek gerekir diye düşünüyorum.

Yapılan bu yolsuzluklarla ilgili” tüyü bitmemiş yetim hakkı” üzerinden saldıranların gerçekten ülkenin çıkarlarını düşündüğüne inanmakta zorluk çekiyoruz. Çünkü bu olaylarda telaffuz edilen yolsuzluk rakamlarının en az 30-40 katı daha fazlası, bu operasyonlar nedeniyle ekonomi zarar görmüştür.

Bu rakamlar, bu güne kadar ekonominin gördüğü zarar. Bundan sonra oluşabilecek zararlar ve toplumun bu durumdan oluşacak mağduriyetleri kuşkusuz çok daha fazla olacaktır.

Bu yazılanları okuyan AK Parti karşıtlarının neler düşündüğünü tahmin ediyorum.

“Ne yani, iktidarın yolsuzluklarına göz mü yumulacaktı.?”

Elbette göz yumulmamalı, kamunun ekonomik değerlerine zarar verenler, ihmal ve sorumsuzluğu olanlar mutlaka yargılanmalı, cezalandırılmalıdır.İster bakan, ister çocukları ve hatta isterse başbakan olsun, tüm sorumlular yargı önünde bunun hesabını vermelidir.

Şimdi yaşanan bu olaylardan yola çıkarak şu soruyu sormak gerekmez mi?

Bir ülkede iktidar olmanın demokratik yol ve yöntemleri bellidir.

Toplumun çoğunluğunu kazanacak, halkta karşılık bulacak proje ve politikalarla siyasi mücadele vermek, doğru ve akılcı muhalefet yapmak yerine; kolaycılığa kaçarak askeri ya da bürokratik vesayetten yarar beklemek ne kadar doğrudur?

AK Partiden kurtulmak için her yolu mübah gören bir anlayışa sarılmak, Tayyip’i koltuktan indirmek için Fettullah Gülen’den medet ummak ne kadar doğru bir muhalefet tarzıdır?

Ergenekon ve Balyoz davalarında neredeyse vatan haini ilan ettiğiniz, çocuklarını tehdit ettiğiniz savcılar ve Tayyip’in askerleri diye aşağıladığınız polislerle ilgili fikriniz niye birden değişiverdi?

İktidarın memuru olmakla suçladığınız, varlığına tahammül etmediğiniz HSYK üyelerine bu sempati nasıl oluştu?

Cumhuriyet elden gidiyor, laiklik tehlikede diye ortalığı birbirine katarken, düne kadar okyanus ötesi tehlike diye lanse ettiğiniz cemaate karşı bu sevgi ve muhabbet neyin işareti?

Bence de Türkiye de bir iktidar değişikliğinin zamanı gelmiştir.

Ancak hangi iktidar gelirse gelsin, bu gün AK Partiye karşı kumpas kuran bürokrasi, yeni gelene de rahat vermeyecektir.

CHP ya bu tehlikenin farkında değil, ya da iktidar olabileceğine kendisi de inanmıyor.

Bir yandan dün baş tehlike gördüğün çevrelerle işbirliği yapacaksın, bir yandan parti içi iktidarı sağlamlaştırma uğruna sırf seçim kazanma adına ithal adaylara yönelecek, kendi kadrolarını ve onların emeğini yok sayacaksın, bu eleştirileri yapanları düşman göreceksin, böylesi bir ilkesiz siyaset anlayışını parti kamuoyuna zorla dayatacaksın, sonra da iktidar hayalleri kuracaksın.

30 mart yerel seçimlerinde eğer yine AK Parti kazanırsa bu onların başarısı değil, muhalefetin başarısızlığı yüzünden olacaktır.

Yeni bir yıla girerken umut veren yazılar yazmak isterdim.Ama ne yazık siyaset; tehlike ve risklerle dolu bir açık denizde rotasını yitirmiş gemi gibi savruluyor, sığınacak bir liman arıyor.

Her şeye rağmen; barış içinde yaşanası bir dünya özlemi, terörden, faili meçhul cinayetlerden, nefret ve düşmanlıktan arınmış, özgür, demokratik bir Türkiye umuduyla, yeni yılın; yüreğinde sevgi yeşerten herkese sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum.

  • Abone ol