Bilindiği gibi Türkiye ekonomisi çok zorlu bir süreçten geçmektedir. İç ve dış dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmeler bu süreci ağırlaştırmaktadır.

Ekonomik dengeleri ağırlaştıran en önemli faktör ise hiç şüphesiz döviz (dolar) kurundaki aşırı artışlardır.

Ekonomik yapımız gereği döviz açığı (cari açık) vermekteyiz. Cari açıkla birlikte dış borç servisi yükümlülüğümüz döviz ihtiyacımızı artıran en önemli etkenler.

Dolayısıyla, başta ihracat olmak üzere döviz kazandırıcı faaliyetleri artırmalı ve özellikle de katma değeri yüksek ürün ihracatını öne çıkarmalıyız.

**

Bazı sanayi ürünlerinin hammadde ve ara malını dışardan ithal ederek nihai ürün haline getirip satmaktayız. Bu nedenle otomotiv gibi yüzde 80-90 ithal ara malla nihai ürüne dönüştürülen sektörlerin net ihracat katma değeri düşük olmaktadır.

Örneğin: bu çerçeveden bakıldığında; fındık gibi 2.5-3 milyar dolara kadar ihracat geliri elde edilen (bütün katma değeri içerde kalan) bir ürün 20 milyar dolara yakın ihracat yapılan otomotiv sektörüyle aynı (eşdeğer) net katkıyı yapmaktadır.

Yine 350-400 bin çiftçi aile doğrudan fındık üretimi yapmakta, fındık ticareti ve sanayisi çok sayıda insana geçim kaynağı sağlamakta ve milli gelire katkı yapmaktadır.

Söylemek istediğimiz, fındığın ülke ekonomisi açısından (döviz girdisi ve net katma değeri) çok önemli ve stratejik bir ürün olduğudur.

**

Fındığın, Karadeniz insanının en önemli geçim kaynağı olmasının yanında, sektörün içinde bulunduğu sorunlar da uzun yıllardır devam etmektedir.

Böylesine önemli bir ürüne sahip olmamıza rağmen, yıllardır sektörü istikrarlı bir üretim sürecine taşıyacak politikalar üretememişiz ve bugün 30 yıl önceki sorunların benzeri halen devam etmektedir.

**

Üreticilerin haklarını korumak, ürünü iyi değerlendirmek ve piyasayı yönlendirmek için Fiskobirlik kurulmuş (1938), fakat kurum dönem dönem siyasilerin kontrolüne girerek özerkliğini kaybetmiş, kuruluş amaçları dışında siyasetten nemalanma aracına dönmüş, devletten destek alıp ilgisiz-gereksiz harcama yaparak ciddi yönetsel hatalar yapmıştır.

Ve bugün fındık üreticilerine olan borçlarını ödeyememiş, güven kaybetmiş ve işlevsiz bir kurum olarak kenara itilmiştir.

**

Fındık stratejisi geliştirelim düşüncesiyle Fındık Konseyi kurulmuş, işlevselliği kağıt üzerinde kalmıştır.

Benzer şekilde fındığı dünyaya tanıtmak için devlet destekli kurulan fındık tanıtım grubu da beklentilerin çok ötesinde bir performansla kenara itilmiştir.

TMO ile bir dönem devlet regülasyon amaçlı fındık almış, onu da eline-yüzüne bulaştırmıştır.

Fındığın hemen pazara inmesini, arz fazlası nedeniyle fiyat düşüşünü önlemek için lisanslı depoculuk sistemi gündeme taşınmış, ondan da bir sonuç alınamamıştır.

**

2009 sonrası devlet sektörden elini çekti ve fiyatlar piyasada serbestçe belirlensin denildi.

Ama rekabetçi piyasa şartlarından söz edilemeyeceğinden fiyatlar üretici (aynı zamanda ihracat gelirleri) aleyhine gelişti.

Bu sezonki (2016-2017) üretim geçen yıldan çok daha az olmasına rağmen fındık fiyatları düşmüş ve üretici ciddi maddi kayıp yaşamaktadır.

Bir taraftan arz ve talebe göre fiyatlar belirlensin diyorsunuz, diğer yandan arz azalıyor ama fiyatlar artacağı yerde düşüyor.

Bu gelişme, fındık piyasasında Stiglitz ve Akerloff'a Nobel ekonomi ödülü kazandıran tezde söylendiği gibi piyasaların asimetrik bilgiye sahip olduğunu (fiyatların serbest piyasa şartlarının dışındaki unsurların müdahalesi ile belirlendiği), aksak rekabet şartları söz konusu olduğunu ve gerçekçi fiyat oluşmadığını göstermektedir.

**

Gerçekçi olmayan piyasa fiyatı oluşumu ve fındığın sosyo-ekonomik etki potansiyeli dikkate alındığında; devletin fındık piyasasına ve özellikle fiyatlandırma sürecine müdahalesini zorunlu kılmaktadır.

Dünya üretiminin ve ihracatının yüzde 70'inden fazlasını ülke olarak gerçekleştirmemize rağmen, fiyatları kontrol edemememiz bizim için ciddi bir zafiyet görüntüsü vermektedir.

**

Üretim geçen yıldan az olmasına rağmen fındık fiyatları neden düşüyor, sorusunu gelecek yazımızda değerlendirelim..

Ahmet Ulusoy

  • Abone ol