Şemdin Sakık’ın bir meczup olduğunu ya da unutulduğu köşede kendince kurnazlıklar peşine düştüğünü kaç kişi düşünüyordur acaba? Siyasi tarihi ahlak-hukuk tanımaz kirli operasyonlardan geçilmeyen bu ülkede, Sakık’ın oynadığı rolün ardında çapanoğlu aramayan “aydınlarımız” var mıdır? Andıçları, Kerinçsiz kampanyalarını, “misyoner tehditi” tezgâhlarını yerli yerince okuyan bunca akıl fikir sahibi insanımız Sakık’ın saldırısını nasıl değerlendiriyor?

Ülkenin en önemli davasının, hükümeti eleştiren liberal aydınların ipe sapa gelmez yorumlarla suçlandığı bir sahneye dönüştürülmesi niçin büyük bir suskunlukla karşılanıyor? “Türkiye’nin en iyi gazetesi”nin üçüncü sayfasından “liberallerin reisi”ne haftada bir atıp tutanları, kendisine duayenlik yakıştırılan başyazarların eleştirilerini, demokratları iktidardan pay istemekle suçlayan“star”ları, Taraf’la aile boyu kavgaya tutuşan, “neden dilleriniz lal, gözleriniz kör” sorularını savuranları izliyoruz. Atsınlar, tutsunlar, sorsunlar... Hepsi kabul. Nihayetinde siyasi tartışmadır. Bugün çatışır, yarın uyuşur, sonra yine tartışırız. Kimin terbiyeli olduğuyla da ilgilenmeyebiliriz. Peki, hiçbirisinin bu kirli operasyon üzerine bir çift esaslı cümle yazmaya kalemlerinin varamamasını nasıl yorumlayacağız? Çok mu önemsiz görülüyor bu olay?

Hiç sanmam. Bu tür olayların suikastlara kadar uzandığı bir sicilden geliyoruz.

Bazı olaylar vardır, onun karşısında takındığınız tutum ettiğiniz bir çuval laftan çok daha derin anlatır kim olduğunuzu.

Böyle siyasi rekabet olmaz. Bizans’a göz yumulan yerde “normalleşmekten” bahsedilemez. Sözüm Ergenekon tipi çalımların sahiplerine değil elbette. Böyle odaklara seslenecek kadar ahmak değiliz hiçbirimiz. Sözüm; gözlerine soka soka bir süredir tedavüle sokulan bu oyuna, hedefe koyulan aydınlarla siyasi hasımlıkları olduğu için sessiz ve kör kalanlara. Açık iftiralar karşısında o aydınları yalnız bırakanlara. Kudretlilere dönüp, dünün Batı Çalışma Grubu’nun yerini başka çalışma grupları mı aldı diye sormayanlara.

Bu ahlaksız, tehlikeli saldırıya hedef olanlar sözlerini sakınmıyorlar. Onurlarıyla kendilerini savunuyorlar. Ancak, onlar zaten saldırının hedefindeler. Kamuoyu gözünde “taraf” bu aydınlar. Böyle durumlarda “tarafsız” görülen seslerin öneminin daha da arttığını hepimiz biliriz. “Haksızlık karşısında dilsiz kalan şeytandır” sözünü duymadığımız gün kalmadı. En çok da şimdi susanlardan işittik bu çığlığı. Şimdi bu sözü hiç hak etmeyenler, haksız buldukları her durumda cesaretle sesini yükseltenler ağır yalanlarla hırpalanıyorlar ve ortalık “şeytan”dan geçilmiyor.

Bu sessizler ordusuna şunu hatırlatmak gerekir: Bu oyunları teşhir etmedikçe, yapanın pişman olduğu bir ortam oluşturmadıkça, “muhalif olmak” her zaman tehlikeli olacaktır. Muhalif olma ihtimalinden temelli istifa etmedikçe herkes tehdit altında kalacaktır. Kendi elinizle aydın onurunuzu ipotek altına aldığınızı nasıl görmezsiniz.

Bu görmezden gelme hâline dair başka ihtimaller de geliyor akla.

Acaba kişisel endişeler mi teslim alıyor insanları? Öyle ya; bu kadar merkezî bir davada böyle bir operasyonu kıvırabilmek her gücün harcı değil. Paşaların ses kayıtlarının gün aşırı ortalığa düştüğü, pornografik filmlerle muhalefet liderlerinin harcandığı, MHP’nin neredeyse tüm merkezinin değiştiği bir dönemden geçtik. Neredeyse hiçbir temasın, hiçbir girişimin gözden kaçırılamadığı bu ülkede, kimler davanın bu ünlü gizli tanığıyla ilişki kurmayı göze alabildi? Davanın kendisini de sulandıran bu tuhaf role onu ikna etmeye, belki de satır satır bir andıç yazıp eline tutuşturmaya hangi gözükara odak cesaret edebildi?

Bu kirli oyuna girerken; istihbaratına artık çok güvenen, Emniyet’i elinde tutan, Ordu’yu hizaya sokmayı başaran, kudretini herkesin teslim ettiği Başbakan’dan da mı korkmadılar? Bilmediğimiz himaye ilişkileri, muhalifleri sindirmek amaçlı göz yummalar mı işliyor? Bir taşla hem paşaları, hem PKK’yı, hem de şu dik kafalı yazarları vuruyoruz diye el ovuşturanlar kimler?


“Suskun aydınların” 
aklını bu sorular kurcalıyor olmasın? Demokratlar üzerine oynanan kirli oyuna onlarla siyaseten uyuşmadıkları için sessiz kaldıklarını düşünürken acaba haksızlık mı yapıyoruz? Yumruk gibi boğazlarına çöken şey, bu ülkeden hiç eksik olmayan korkular mıdır?

Dönüp dolaşıp hep aynı yere mi geliyoruz?

Bu soruların hepsi hakiki sorulardır.


Hakikatine tek inanamayacağımız şey, Şemdin Sakık’ın yalnız ve garip bir meczup olmasıdır.


[email protected]

  • Abone ol