AB Komisyonu, 16. Türkiye İlerleme Raporu’nu, 16 Ekim 2013 tarihinde yayınladı.

Rapora karşı hükümetin tutumu “eksiklerimizin farkındayız” çerçevesinde oldu.

AB- Türkiye müzakerelerinde en sorunlu dosyalardan biri de, 19. fasıl olan Sosyal Politikalar ve İstihdam dosyasıdır.

Bu dosya hâlen müzakereye kapalı bulunmaktadır.

Türkiye hükümeti “ulusal çıkarlarımız zarar görür” gerekçesiyle bu dosyanın gereklerini tam olarak yerine getirmemektedir.

Diğer yandan bu fasılla ilgili, Almanya dönem başkanlığında (19 Ocak 2007) iki adet açılış kriteri bildirilmiştir.

Bunlardan ilki, sendikal hakların AB standartları ve ilgili ILO konvansiyonları ile uyumlu olmasının (özellikle örgütlenme, grev ve toplu sözleşme hakkı açısından) sağlanmasıdır.

Bu amaca hizmet etmek üzere, Türkiye’nin mevcut kısıtlamaları ortadan kaldırması istenmektedir.

Müzakere ikinci açılış kriteri ise, tüm işgücünün yararı için, bu faslın kapsamındaki alanlarda yer alan AB müktesebatının aşamalı olarak iç hukuka aktarılması, uygulanması ve yürütülmesini içeren bir eylem planının Avrupa Komisyonu’na sunulmasıdır.

Bu nedenle, Sosyal Politikalar ve İstihdam faslının müzakereye açılması için hükümet ve sosyal tarafların, Sendikalar ve İş güvenliği Yasası çıktıktan sonra, AB düzeyinde girişimleri olduysa bile istihdamın artırılması, çalışma ve yaşama koşullarının iyileştirilmesi, uygun seviyelerde bu alanda atılan adımların yetersizliği nedeniyle bu fasıl henüz müzakereye açılmamış oldu.

Bu dosyanın içeriği nedir, gelin bir göz atalım.


Sosyal koruma sistemlerinin oluşturulması, sosyal ortaklarla diyalog tesis edilmesi, sürdürülebilir bir istihdam yapısı için insan kaynaklarının geliştirilmesi, sosyal dışlanma ve yoksullukla mücadele edilmesi, kadın ve erkekler için eşit fırsatlar sağlanması faslın kapsamını oluşturmaktadır.

Bu çerçevede, faslın alt konuları arasında, iş hukuku, iş sağlığı ve güvenliği, kadın ve erkek arasında eşit muamele, ayrımcılıkla mücadele, sosyal diyalog, istihdam, sosyal içerme ve sosyal koruma yer almaktadır.

AB Komisyonu son ilerleme raporunda bu fasıl için giriş bölümünde bakın nasıl bir değerlendirmede bulunuyor.

Büyük oranda kayıt dışılık ve mevzuatın yetersiz uygulanması nedeniyle, işgücünün yaklaşık yüzde 40’ı iş hukukunun sağladığı korumalardan faydalanmamaktadır.


Fazla mesai ücreti ödenmeksizin gerçekleşen uzun çalışma süreleri, haftalık izne riayet edilmemesi, gerekçesiz işten çıkarmalar, yıllık izin kullanımındaki kısıtlamalar ve kıdem tazminatından faydalanma konusu özellikle işgücünün çoğunun istihdam edildiği küçük işletmelerde karşılaşılan ortak sorunlardır.


Çocuk işçiliği azalmamış olup, yaşları 6-17 arasında olan çocukların yüzde 5,9’u halen çalışmaktadır.

Rapor sendikal haklar konusunda ise durumu şöyle özetliyor.

Sosyal diyalog alanında, özel sektöre yönelik yeni bir Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Kasım 2012’de yürürlüğe girmiştir. Sendikaların iç işleyişinin kolaylaştırılması, üyelik usul ve gerekliliklerinin basitleştirilmesi, grevlerin yasaklanmasının sınırlandırılması ve cezai hükümlerin azaltılması gibi bazı iyileştirmeler yapılmıştır, ancak endüstri ilişkilerinin işleyişi ile ilgili hâlâ önemli engeller bulunmaktadır.


Toplu iş sözleşmesi yapılması için gereken yüksek ve kümülatif eşiklerden ötürü, çok az sayıda işçi toplu iş sözleşmelerinden faydalanabilmekte ve grevler dâhil olmak üzere toplu eylemlerde bulunabilmektedir.

Türkiye, sosyal alanda bu yönde atacağı adımlardan “ulusal çıkarlar” zarar görür diyebiliyor.

Ben ise çalışanlara fayda sağlamanın “ulusal çıkarlara” nasıl zarar vereceğini hâlen anlamış değilim...


[email protected]

  • Abone ol