Özellikle ekonomik kriz dönemlerine girilirken ücretler, sabit olduğundan, ekonomik büyümeye göre reel olarak yüksek gözüküyor.

Ancak ekonomik büyüme ve kâr oranlarının düşmesiyle birlikte bu durum sadece bir süreliğine böyle gözükür.

Çünkü ücretler sabit olduğu için yüksek gözükmüş olsa da ekonomik kriz süreci içinde ekonomik büyüme ve kârlılığın düşmesine paralel olarak reel düşme eğrisine girer.

Türkiye’de son 13 yılda reel ücretlerin eğrisine bakıldığında ücretlerin milli gelir içindeki payı 2001 yılında yüzde 7,1 iken, bu oran 2014 yılında yüzde 4,8’e düşmüş görünüyor.

Bir diğer ifadeyle ücretler yaklaşık yüzde 2’lik bir reel düşüş göstermiş durumda bulunuyor.

Reel ücretlerin düşmesi sorunu bırakın işçi ve sendikal çevreleri artık iş dünyasından da tepki görüyor ve eleştiri alıyor.

Son olarak şubat ayında Türkiye’nin dönem başkanlığını üstlendiği G20’nin iş dünyası ayağı ‘The Business20’nin (B20) İstidam Görev Gücü kuruluş toplantısı Antalya’da yapıldı.

Bu toplantıda B20 İstihdam Görev Gücü Koordinatör Başkanı ve Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç yaptığı konuşmada “Büyüme trendin de olmayan bir şeyler var. O da reel ücretler. Ücretlerin milli gelirden aldığı pay büyümemektedir. Her şey yükselirken reel ücretlerin düşmesi, ücretlerin milli gelirden aldığı payın düşüyor olması, kendi içinde kabul edilmesini çok güç bir fenomen olarak görüyorum” dedi.

Ücretlerin reel olarak düşmesinde asgari ücret baz alındığında daha da çarpıcı sonuçlara ulaşıyoruz.

2000 yılı ilk ayında 119 milyon TL (brüt ücret) asgari ücretle 23,5 gram külçe altın alınırken, bugün yani 2015 yılı ilk ayında 1.202 TL (Brüt ücret) ile 12 gram alınabiliyor.

Bu bize külçe altına karşı asgari ücrette son 14 yıl içinde yüzde 100 yakın reel bir ücret kaybını gösteriyor.

Bu arada Dünya Çalışma Örgütü (ILO) Küresel Ücret Raporu’nu 2104 sonu itibarıyla yayımladı.

Bu rapor bize gerek ücretlerin ekonomik kriz dönemlerinde göstermiş olduğu reel düşüşle ve gerekse emek verimliliği ve reel ücret arasında açılan makası gösteriyor.

Özellikle 2008 dünya ekonomik krizi öncesi ve sonrası ekonomik büyüme ve reel ücret artış oranlarının seyri dikkat çekici boyutlarda görünüyor.

Örneğin, 2006 ile 2013 yılları arasında ekonomik büyüme ve reel ücretler arasındaki oransal farklarda 2007 yılında yüzde 3,1 olan büyümeye karşın ücretlerin yüzde 2,4 arttığı görünürken, 2008 yılında sırasıyla yüzde 1,2 ve yüzde 0,5, 2009 yılında yüzde 1,6 ve yüzde 0,7 görünüyor.

2013 yılında ise yüzde 2’lik büyüme oranına karşın ücretlerin yüzde 1,1 artmış olduğunu görüyoruz.

Diğer bir çarpıcı gösterge ise ILO raporuna göre 1995-2013 yılları arasında gelişmiş ekonomiler içinde ücretlerin payının yüzde 42 seviyelerinden yüzde 32 seviyelerine gerilediğini görüyoruz.

Yine aynı raporda bu oranların Türkiye için yüzde 44’lerden yüzde 33’lere gerilediğini görüyoruz.

Yalnız reel ücretlerin payı ekonomi içinde düşerken bir başka önemli etken, üretimde emek verimliliği oranlarında yıldan yıla önemli artışlar görülüyor.

Rapora göre emek verimlilikleri yaklaşık yüzde 120 artarken, ücretler yüzde 107 artış gösteriyor.

Ücretler bakımında bu kötü tablonun ortaya çıkmasında çeşitli nedenler bulunuyor.

Ekonomik kriz, vergi oranlarındaki aşırılık, sosyal damping gibi faktörleri sayabiliriz.

Ancak bu faktörlerin en başında sendikalaşma ile ücretlerin enflasyonla sınırlı artışı ve işsizlik ile işini kaybetme korkusu sorunu geliyor.

Diğer önemli sorun ise ücretler genel olarak enflasyon oranında artmış olsa da aslında ekonomik büyüme ve şirket kârlarından ilave pay alamadığı için reel olarak kayba uğruyor. Daha da vahim olanı çalışırken yoksullaşma riski her geçen gün artıyor.

Bu durum da ücretlerin sefaletini oluşturuyor.

[email protected]

  • Abone ol