Bugünlerde gazete köşelerinde dış politika üzerine yazılmış yazılar revaçta. Köşe yazarı iyi bildiği bir konuda yazmalı, paylaştığı düşüncenin bir anlamı, bir önemi, alıcısı olmalı. Dış politika özel bir uzmanlık alanı, bu konuda yazacaksanız ilişki içinde olduğunuz toplumların kültürel, örgütsel alt yapılarını birbirlerinden beklentilerini, birleri ile kurdukları ilişki geçmişlerini biliyor, takip ediyor olmalısınız. Bu konularda ön görüleriniz, önerileriniz olmalı. Eğitim, eğitim sosyolojisi, eğitim psikolojisi, sosyal ve siyasal psikoloji alanlarında yazmayı seven biri olarak dış politika alanına belirli bir ilgi duysam da böyle bir iddiam yok.

Ama ABD’nin Irak’a müdahalesi ile başlayan ve Arap Baharı kalkışmaları ile tetiklenen Ortadoğu’da çıkan ve derinleşen yangın, ülkemizdeki siyasal aktörlerin birbirleri ile kurdukları ilişkilerde, iç siyasette yaşanan karmaşada bu günlerde belirleyici rol oynamaya başladı. Bu karmaşa ortamında birbirleri ile didişen kurtarıcılarımızın ruh hallerine yansıyan patoloji de daha bir görünür hale geldi.

IŞID’ın Kobani saldırısı sınırlarımızın dibinde binlerce insanı yerinden yurdundan eder, tarifsiz acılara yol açarken; bu saldırı iç siyasette genel seçimlere hazırlanan liderlerin elinde kısır kol kapma oyununun bir aracı haline geliverdi. Liderler Kobani üzerinden birbirleri ile dalaşırken protestolarda 35 vatandaşımızı yitirdik. Sokağa çıkma yasaklarıyla yeniden tanıştık. Şiddet birden sokaklarda kol gezmeye başladı. Daha da vahim olan bazı eski kan davalarının hortlamasıydı.

Herkesin olaylar üzerinden birbirini suçladığı, ama kimsenin özeleştiri yapmaya yanaşmadığı şu günlerde siyasal aktörlere bazı sorular sormak farz oldu.

ü  IŞID çeteleri sınırınıza dayandı. İnsanlar sınırın öte yakasında akrabalarının katledildiğine tanık oluyor. Kobani düştü düşecek. Amerikan uçakları IŞID çetelerini bombalıyor. Siz ise sınırın öte yanından bütün bunları seyrediyorsunuz. Bu “dur bakalım ne olacak” halini sürdürecektiniz de neden bir hafta önce Irak ve Suriye’deki olaylara müdahale etmek için meclisten kavga dövüş Teskere çıkardınız?

ü  Kobani’deki IŞID militanlarını vuran ABD’nin uçaklarına İncirlik Üssü’nü kullandırmıyorsunuz. Bu gün kullanılmayacaksa o Amerikan Üssü Türkiye Topraklarında niçin var?

ü  Sınırın dibinde IŞID güçlerine karşı 500-600 PYD’li Kobani’yi savunmaya çalışıyor. Siz seyrediyorsunuz. Birleşmiş Milletler, ABD, savaşan PYD, Çözüm sürecinde muhatabınız olan parti bu direnişe katılmak isteyen insanların sınırın öte yanına geçmesi, direnişe katılması için size koridor açma çağrısı yapıyor. Ama siz bu koridoru inatla açmıyorsunuz, PYD güçlerinin yanında savaşmak için Türkiye sınırından geçişlere izin vermiyorsunuz? Bu IŞID’a verilmiş dolaylı bir destek olmuyor mu?

ü  İŞID’dan kaçan Kürtler’e kucak aç, ama gücü ve donanımı sınırlı PYD’yi IŞID karşısında yalnız ve savunmasız bırak: sen bu politikayı ısrarla sürdürürken, akrabaları bu politika yüzünden burunlarının dibinde katledilirken Kürtler senin gerçekten çözüm istediğine, kendilerine barış eli uzattığına nasıl inansınlar?

ü  Beklentilerinizin aksine Suriye’de iktidarı elinde bulunduran Beşşar Esed’i devirmek için değil, sadece IŞID’ı durdurmak ve yok etmek amacıyla harekete geçecek bir uluslararası koalisyon hazırlığı yapılıyor dünyada. Siz hedefinde Esed olmadığı için oluşturulacak uluslararası koalisyonda yer almak istemiyorsunuz. Nereden geliyor bu Esed takıntısı? Türkiye’yi bu politikanızla yalnızlığa itmiş, dünyanın gözünde güvenilemez bir ülke haline getirmiş olmuyor musunuz?

ü  Bugün Irak ve Suriye’yi, bölge insanını, hatta sizi tehdit eden IŞID, Beşşer Esed değil. Beşşer Esed’ de bu amaçla oluşturulacak koalisyona destek vereceğini açıklıyor. Uluslararası atmosfer ve yakın tehdit durumu böyle iken Beşşer Esed’e dönük muhalefetin elini güçlendirecek ve onu tehdit edecek tampon bölge önerisi ile uluslararası camianın önüne neden çıkıyorsunuz. Rusya, İran, İsrail Esed’in arkasında yer alırken, Amerika teklifinize soğuk bakarken bu politika ile Türkiye’yi sonu belirsiz bir maceranın içine sürüklemiş olmuyor musunuz? Bu politikalar ne kadar gerçekçi?

ü  “Bizim için IŞID neyse PKK’da odur.” Bu sözden ne anlamalıyız? PKK lideri Öcalan ile yürüttüğünüz benzer bir süreci IŞID’la da sürdürebileceğinizi mi? Bir birinizle çatışmamak için anlaşabilir, ya da anlaşmış olabilir misiniz? PKK’lıların sırf başka inançta diye kafa kestikleri, diri diri insan gömdükleri oldu mu? Siz bunu söyledikten sonra PKK eksenli siyaset ile herhangi bir sorunu bu topraklarda birlikte çözme potansiyeli orta da kalır mı? Siz buna siyaset mi diyorsunuz?

ü  Kobani protestolarında görev alan eli silahlı, yüzü maskeli ateş eden, benzinlik, otobüs yakan, ateş ederken görüntülenen provokatörler kimler. Görüntüler ortadayken güvenlik birimlerimiz neden bunları bulup kamuoyunun önüne “işte bunlar” diye koymuyor?

ü  Önünüze geleni hainlikle, utanmazlıkla, vandallıkla suçluyorsunuz. Muhalefeti susturmaya çalışmak çok mu demokratik?

ü  Bütün bu provokatörlerin ortaya çıkması için gerekli olan politik bataklığın oluşmasında uyguladığınız bu politikaların hiç mi payı yok?

ü  Kendisinden ülkenin birliğini dirliğini koruması, temsil etmesi beklenen, hükümete başkanlık eden sıradan birer siyasal aktör gibi bir takım polemiklere girerse; muhataplarına suçlayıcı, dışlayıcı, kamplaştırıcı, hakaret anlamına gelecek laflar ederse yangına benzin dökülmüş olmaz mı? Bunu yaparken tarafları, sokağı, üniversiteleri sakinleşmeye, aklıselime, sorumlu davranmaya çağırmanın inandırıcı bir yanı, bir anlamı olabilir mi?

ü  Hükümetin sesinize kulak vermesi için kitleyi sokağa çıkmaya, durumu protesto etmeye çağırıyorsunuz. Peki ne oluyor? Sokağa çıkanlardan bazıları gördüğü her sakallıya saldırıyor. Birileri durumu fırsat bilip size olan öfkesini kusuyor. İnsanları birbirine kırdırmak için harekete geçiyor. İş yerleri, binalar, benzinlikler, otobüsler yakılıyor, okullara, heykellere saldırılıyor. İnsanlar ölüyor, kan davaları hortluyor. Sokağa döktüklerinizi sonra polis topluyor. Sonra çıkıp yaşanan acı olaylarla bir ilginiz olmadığını, yaşananların provokatör işi olduğunu, şiddetten uzak durulması gerektiğini söylüyorsunuz. Ne kadar inandırıcı olabilir siniz? İnsanları sokağa dökmek için çağrı yaparken aklınız neredeydi, önlemini niye almadınız? Bunların olabileceğini, ihalenin üzerine kalabileceğini öncede düşünmeyi akıl etmeyene siyasetçi denir mi?

ü  “Senin devletin” diye polis şefiyle tartışan, kavga eden o belediye başkanının bu ortaya çıkan manzaralarda hiç mi sorumluluğu yok? Özeleştiri niçin var?

ü  Madem Kobani senin için bu kadar önemli neden orada IŞID ile çarpışan yeterince insan yok? Suriye’de PYD’nin kontrol ettiği diğer kantonlardan, İran’dan, Irak’tan, Kandil’den, Avrupa’dan gelen kaç kişi bu savaşta IŞID’a karşı savaşıyor?

ü  Önümüzde sekiz bilemediniz dokuz ay sonra genel seçimler var. İnsanların seçimlerde yapacağı tercihler üzerinde bu politikaların elbette önemli etkileri olacak. AKP politikalarının sonuçları ekonomide de ortaya çıkmaya başladı. Seçimlerde AKP ciddi oranda kan kaybedebilir. Fakat AKP’nin yaşayacağı kan kaybından yararlanacak, Türkiye’yi normalleştirebilecek aklı başında bir muhalefet ortada gözüküyor mu?

HDP Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birlik beraberlik söylemi ile iyi bir çıkış yakaladı. Fakat siyasal sıkışmışlık içinde sergilenen acemice tutumlar, duygusal tepkiler, fevri çıkışlar Sayın Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya koyduğu imaja zarar veriyor, gölge düşürüyor. HDP Kandil’e, İmralı’ya endekslenmiş politikalar yüzünden muhalefetin çekim merkezi olma şansını elinden kaçırıyor. CHP ile MHP’ ise hızla akan gündemin peşine klasik refleksleriyle takılmış sürükleniyorlar.

Sistem otoriterleşir, ekonomik, siyasal gündem giderek ağırlaşırken AKP sorunların üstünü hamasetle örtmeye çalışılıyor. Bölgede Sünni-İslam merkezli bir kutuplaşmanın lideri olmaya soyunurken ülkeyi sonu belirsiz maceralara sürüklüyor. Türkiye zaman kaybediyor. Ama seçime hazırlanan Türkiye’yi içine sürüklendiği bu düşüşten kurtaracak bir muhalefet de ortada görünmüyor. 

  • Abone ol