Murat Abi, benim için hep olduğu gibi, geçen 17 kasım nüshamızda da önemli şeyler söyledi. İdam tartışmaları ilgisiyle, idamın: “Hammurabi Kanunu” olduğunu hatırlattı. Elbet doğru bir şey yaptı.

Murat Abi’nin şunu demek isteyip istemediği konusunda ikircimim vardı: “Ey inananlar! Sizin kutsal diye bildiğiniz Kitap, kendinden asırlar önceki bir hukuk sistemini almıştır.”

Bu ikircimi, kendisini izlediğim yıllar içindeki duruşuyla bertaraf ettim: Murat Belge, herhangi bir din ya da öğretinin yanında veya karşısında olmaz; o bir bilim adamıdır.

Murat Abi’ye katıldığımı, katırları ürkütmeden, nasıl anlatabilirim.

Kendisi benden çok çok iyi bilir: Dinlerin materyalleri dâhil, birbirinden alışverişi olmamış hiçbir öğreti yok. Evrensel öyküler, mesela ab-ı hayat öyküsü vs. dâhil.

Kur’an’da “Hammurabi Kısası” var. Tevrat’ta da var; bu da doğru. Şimdi sorun ne?

Bence sorun şu değil: Çağdaş hukuki birikimlerden bakınca, hangi kutsal metinde, neyin nasıl geçtiği, aslında nereden kaynaklandığı.

Kur’an’da, benim bildiğim, eski hukuku cerh eden bir tek yasa var, o da: “zina edenin idam edilmeyeceği.”

Bunun dışında, bırakın Hammurabi yasalarını, cahiliyeden gelen ne varsa Kur’an benimsemiştir. Bütün bu el kesmeler, şeriat vs. hepsi cahiliye yasalarıdır. Kur’an, o gün için, bu geleneklere kırmızı ışık yakmamıştır ve bunlar Kur’an’ın yeniliği de değildir. Yeniliği mesela, “zina edenin öldürülmesinin gerekmediği”, kadınlara pay verilmesini de içeren miras hukuku vs. Böyle bakılınca Kur’an’ın, cezalarda “tahfif”e yöneldiği, hakları genişlettiği aşikâr. Çünkü Kitab-ı Mukaddes’e göre, zina edenin idamı tartışmasız.


Hermann Hesse
Sidarta’da şöyle diyordu: “Müptediyi (yeni başlayanı) hiçbir öğreti kesmez; müntehi de (işin sonunda olan) her öğretiyi onaylar.”

Bunu önemsiyorum.

Niye.

Kişi ki inancını mahalle imamından, giderek, Kur’an dâhil, kitaplardan (kaynaklardan) almışsa bu müminle az sonra söyleyeceğim mümin arasında uçurum var.

Şöyle de söyleyebilirim: inancını mahalle imamından alanla, Tevrat’tan, İncil’den, Kur’an’dan alan arasında esasen bir fark yok.

İnanca, kitapla, bilimle giren, gene kitap veya bilimle kolayca çıkar.

Bu arada şu soru sorulabilir: Sahabe nasıl inandı? Kur’an’ı okuyup, her ne diyorsa anlayarak mümin olmadı onlar; Hz. Peygambere inandıkları için mümin oldu ve Kur’an’a da inandı.

İşte bunlar, kendinden, kendi iç seslerinden, iç deneyimlerinden aldı inançlarını.

Bu kişiyi, Kur’an’daki Hammurabi yasası hiç ilgilendirmeyecektir. Çünkü o, Tanrı’yı kitaplarda değil, ruhunda, özünde, bütün yaratılmışlarda, en önemlisi insanda bulmuştur.

Bütün kutsal metinlerde eski ve farklı geleneklerin etkisi ve ayrıca dili var. Mesela Kur’an’da İbranice, yanlış anımsamıyorsam başka dillerin sözcükleri var. Kitab-ı Mukaddes’te de İsa’nın konuştuğu İbranice iki tümceden biri: “Eloi! Eloi! Lama sabaktani.” Arapça söylersek: “Allahümme! Allahümme! Lima sebakteni.” Yani orijinal dil hiç yok.

İki tipleme var: Biri inancını kitaplardan alan. Biri de cümle kâinat yadsısa inancı kendinden kaynaklı olduğu için, inancından vazgeçmeyen.

Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanı Merhum Elmalılı Ahmet Hamdi Akseki’nin, bundan otuz yıl önce, imam-hatiplerde okutulan ders kitabının adı şöyleydi: İslam Dini; İtikat-İbadet-Ahlak. Biz o zaman sıkı şeriatçı olarak bu kitabın adının ve içeriğinin Atatürk baskısından olduğunu düşünüyorduk, pek haksız da değildik. Çünkü Atatürk, Merhum’u merdivenlerden tekmeleyerek itip kıçını kırmıştı.

Şimdi ben 2012 yılında hiçbir baskı olmadan, İslam’ın esasen itikat (inanç), ibadet ve ahlaktan ibaret olduğu kanısındayım. Geri kalan ne kadar rivayet varsa tarihseldir. “İslam bir siyasal proje değildir.”

Benim en şeriatçı dönemimde üstadımla bir o günkü tartışmam Malatya’yı dolaşmıştı. Baktım ki başta üstadımız olmak üzere bir İslam devletidir gidiyor; ahlak, maneviyat hak getire. Çok gençtim ama İslam’ın esasen bir “din” olduğunu biliyordum. Bu kavga nerelere kadar gitti bilmiyorum ama şunda ısrar etmiştim: “İslam esasen bir dinin adıdır ve değişmezleri de itikat, ibadet ve ahlaktır.”

*

(Tamer Abi’nin, her yazara verdiği ültimatomla yazı kuşa döndü; benim suçum yok.)


[email protected]

 

  • Abone ol