Yaşamın olağan seyrine aykırı, geçici olduğunu düşündüğümüz bir arıza, acaba uzun süre devam ederse kalıcı olur mu?

Bunu iki konudan dolayı merak ediyorum:

Biri, korona salgınının neden olduğu etkiler…

Diğeri aşırı sağcı, popülist siyaset salgınının neden olduğu tahribatlar…

KORONA SONRASI YAŞAM

“Korona sonrası nasıl bir yaşam bizi bekliyor?” diye bir dizi röportajlar yapmıştım Youtube kanalımda (youtube.com/kemalöztürkmedya).

Orada eğitimden uluslararası ilişkilere kadar, birçok konuyu konuşmuştuk. Ancak ben özellikle insan psikolojisinin nasıl etkileneceğini merak ediyordum. Bu konuda değerli bilim adamlarımızla konuştuğumda iki sonuç ortaya çıkmıştı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Pandemi nedeniyle yaşanan kısıtlar, daralmalar ve yasakların, insan ilişkilerini ve psikolojisini kötü etkilediğini, bunun çok uzun süre devam etmesi halinde, kalıcı hasar bırakabileceğini söylemişti.

Daha iyimser bir öngörüde bulunan Prof. Dr. Kemal Sayar ise, yaşadığımız krizin psikolojimizi kısa vadede negatif etkileyeceğini ama uzun vade insani değerlerimizin kıymetini bileceğimizi ifade etmişti.

FİZİKSEL MESAFE RUHSAL MESAFEYE DÖNÜŞÜR MÜ?

Bir yıl oldu neredeyse bu yaşam şeklimiz. İnsani ilişkilerimiz, doğal yaşam biçimimiz ve psikolojimiz bozuldu. Bunu yenmek için çeşitli yöntemler deniyoruz ama akut sorunumuz, yani yoğun hastalıklar ve ölümler o kadar fazla ki, rehabilite çalışmalarına vaktimiz kalmıyor.

İşte bunun uzun sürmesi halinde, acaba bazı arızalar kalıcı olur mu üzerimizde onu düşünüyorum?

Mesafeyi koruyalım derken fiziki mesafenin, ruhsal mesafelere dönüşmesi, insanın daha da yalnızlaşması artabilir mi?

Maske derken, insanların artık gerçek yüzleriyle değil, hep maskelerle yaşamaya alışması gerçekleşir mi?

Sarılmayan, dokunmayan, aynı ortamda uzun süre kalamayan, kendi içine kapanmış bir insan yapısının kalıcı olduğunu düşünmek bile ürkütücü.

Daha endişe verici olan, umudun tükenmesi. İnsanlar bu süreçte karamsar ve umutsuz hale geldi. Bu sadece hastalığın biteceğine olan inancın kaybolması değil, her şeye sirayet eden bir karamsarlığa benziyor.

İşte bunların kalıcı hasar bırakmasından kaygı duyuyorum. Umuyorum ki geçici bir sorun yaşıyoruz.

Temenni ediyorum, virüsle mücadelede oluşturulan Toplum Bilimleri Kurulu, gelecekte yaşamamız muhtemel bu tür sorunları gündemlerine alıyordur.

AŞIRI SAĞCILIK VE POPÜLİZM SALGINI

Kovid hastalığı öncesinde en çok kafa yorduğum konulardan biri, Batıda yükselen aşırı milliyetçilik ve popülist siyasetti.

Bunun sadece Batı için değil, Türkiye dahil, dünyanın geleceği açısından çok tehlikeli olduğunu kaygıyla izledim.

Avrupa ve Amerika’daki milliyetçi akımların daha da sertleşmesi, yabancılara, öteki kavramına, farklı dinlere, mültecilere olan nefretin bu denli artması sadece beni değil, Batıdaki birçok sağduyulu insanları da korkutuyor.

Bunun ekonomik sorunlardan, krizlerden kaynaklanan geçici bir durum olduğunu söyleyenlere inanmak istiyordum.

Ancak Trump’ın oylarının arttığını, Fransa’da Macron’un Le Pen gibi aşırı sağcı ve popülist siyasete kaydığını gördükçe umudum azaldı.

Batı’nın ortak aklı, özgürlükleri, farklı olana tahammül etmeyi ve hukukun üstünlüğüne olan inancını yitirdikçe, yuvarlandığı kaotik ortamın, hepimizi içine alacak bir tufana dönüşmesi mümkün.

Kovid salgını bu tartışmaları biraz gerilere ittirse de, dipte var olan zemin bozulması devam ediyor.

Türkiye’nin de etki yörüngesine girdiği bu aşırı milliyetçilik ve popülist siyasetin, uzun vadede her ülke için ciddi tahribatlar yaratacağını unutmamak gerek.

İşte bu iki konunun, geçici bir arıza olduğunu, kalıcı hasar bırakmamasını ümit ediyorum.

  • Abone ol